« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HİKAYE

Bonbon

Ahmet Rasim, 18 Eyl 2007

SONRAKİ HİKAYE

Bir Yol

Ahmet Hamdi TANPINAR, 04 Eyl 2007

11 Eyl

2007

Bahar

Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU 11 Eylül 2007

-Pencereleri açın! Hava girsin! Akan rüzgâr, bu odanın kokusunu, hayalâtını, hatıratını, sürsün götürsün! Güneş girsin! Yağan ışık, köşelerin gölgelerini bozsun silsin!

Pencereler açıldı. Hava bürüdü. Güneş yürüdü. Hayalât, hatırat, siyah düşünceler sürüldü, silindi. Ve ben de beraber..

Fesim bükülmüş, boynum bükülmüş, boyun bağım bükülmüş, belim bükülmüş. Ölü küçük dalgalar gibi gayrı muntazam mavi, tümsek kaldırım taşları üstünde, batıp çıkan bir çürük sandal acziyle, sallana sallana ilerlemek istiyordum, yürüdüm. Sahile kadar geldim. Haraptım. Issız viranedeydim. Mavi deniz önümde, mavi gök üstümde idi. Taze baharın serin, serptiği ışıklara sarılmıştım.

Deniz kenarında idim. Arzın kenarında idim. Dalgalar taşlara çarparak sinelerini yırttıkça ipliği kopan inci gerdanlık gibi göz yaşlarım göğsüme dökülüyordu.

Bugün hava pek tatlı, güneş şakrak, gök pek açık, saçıktı. Fakat ben kahrolmuş, ben mahvolmuş, ben bitmiştim. Bir taşın üstüne yığıldım. Şakaklarımı avuçlarımın içine aldım. Nazarlarımın siyah nuru, denizin mavi atlası üzerinde kara lekeler bıraka bıraka uzanıyor. Karşı sahilin minarelerini kucaklıyor, kubbelerini öpüyor. Onlara gizli gizli veda ediyor ve "Sizi Allaha ısmarladım! Sizi Allaha ısmarladım!" diyordu.

Biraz ötede, döne döne, ağır ağır kalkan tozların arasından zayıf dermansız bir genç hayalî koltuk değneğine dayanarak ağlıyordu.

Uzaktan bir ses kaynaşan güneşin arasında süzülerek bize doğru erişti:

-Bahar kokuları, bahar kokuları!..

Bir sepetin içinde sünbüller, fulyalar, zerrinler, menekşeler, şebboylar dalga dalga renkler, damla, damla rayihalar sıralanmıştı.

Çiçekçi tâ yanımızdan geçiyordu. Dikkat ettim; genç hasta da gözlerini kapamış, başını arkaya bırakmıştı. Vatanın bu tatlı kokularını titreyen dudaklariyle emmek, öpmek istiyordu. Bu kokular bana ve ona ne müdebdep ve muhteşem tarih sahifeleri, ne mutantan ve muazzam zafer levhaları gösteriyor ve ne rakik ve ulvî ve hayat neşideleri okuyordu. Mevkiim Sarayburnunun en muallâ bir noktası idi. Sinan Paşanın Muradı Salis için yaptırdığı "İncili Köşk"ün viranei zaili üstünde idik. Sanıyordum ki bugün baştan başa vatan, evlâtlarının kan ve yaşlariyle yakut ve incili bir kâşanedir. İkimiz de içinde iki ufak bürkân gibi tutuşan kalplerimizi örten sinemizi Kâbetullaha çevirdik. Bu rayihalara bürünen ruhlarımız sanki güneşten kanatlar takınarak sahibi Kur'an'ın eşiğine çarpa çarpa erimek için bizden ayrıldı.

O dakika o da, ben de o mertebe masivadan ayrılmış, o mertebe fenafillaha ermiş.. Ben bir tayf, o bir zıl olmuştuk. İkimiz de birbirimize yaklaştık.

-Ey genç adın nedir?

-Mazlum!

-Bak bahar nefhaları, güneş renkleri, nesim rayihaları bütün önüne dökülmüş. Daha ne istiyorsun? Neden mahzunsun?

Sepette ne kadar çiçek varsa aldım. Gencin kucağına, etrafına yığdım.

-Bak! Bu kokular, senin harîm rayihalarındır. Saraylarının, pınarlarının, kulübelerinin, ninelerinin, mihraplarının kokularıdır. Münkesir kalbini bu çiçeklerin özleriyle peçinle!

Mazlûm önünde bir sahife gibi açılan Topkapı sarayının etrafına solgun bakışlarını gezdirdi. İçini çekti, kolları, birer kırık dal gibi, kıvrıldı ve yanına düştü.

-Hayır, dedi, bütün kokuları bir siyah tül ile örtülü sanıyordum. Lâle bir açık yara, konca bir kan pıhtısı, sünbül çitişmiş bir hasta saçı, menekşe, mavi gözlerin damla damla yaşı..

-Bütün bir senenin fecri bahar! Bak, sana ne neş'eli dakikalar vadediyor.

-Bende şimdi bir zevk kaldı. Ağlamak zevki!.. Bir ümit kaldı: mahşer ümidi.

-Baharın minesi yağmurdur. Babası güneş. Bütün bunlar aile efradını sana, senin saadetine hasrettiler.

-Nesim esareti, kuşlar enini, kokular buhuru matemi telkin ediyor. Bence şimdi gök bir türbe, güneş bir kandil.

-Görüyorum ki hem hastasın, hem meyus. Benden gizleme, söyle niçin meyus? Neden hastasın?

-Peki dinle: benim bir sevgilim, sevgili zevcem vardı. Güzel, gürbüz çocuklarım vardı. Babam ve üvey anam sevgilimin kıymetini bilmediler. Onu sevmesini bilmediler. Biçâre kadın bu ihmale dayanamadı, öldü. Sonra çocuklarım da öldü. Sonra evim de yandı. Servetim de mahvoldu. Sonra işte ben de bittim. Bahar! Bahar! Ben baharımı mezarımda açılacak dikenlerde görüyorum.



(17 Mart 1336) (Çağlayanlar)

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

09 Haz 2017

Bu sözler 28 Mayıs 2017 Pazar günü saat 13.00’de Sancak Dostları Vakfı’nda “Yeni Ufuk Dergisinin” Ankara da ki temsilcileri üniversiteli genç kardeşlerimizle birlikte dinlediğimiz değerli ilahiyatçı Prof.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 May 2017

Nurullah KAPLAN

20 Mar 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 23,86 M - Bugün : 40258