« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HİKAYE

Yatık Emine

Refik Halit Karay, 24 Eki 2007

SONRAKİ HİKAYE

Fosforlu Handan

Halikarnas Balıkçısı, 09 Eki 2007

17 Eki

2007

Elveda Cunda

Ayşe Kilimci 17 Ekim 2007

‘Yalnızsın, dönüp de kimse bakmıyor sana işte, oh olsun’ dedi bana, Pakize.

Pakize, komşu bende, dipkapı komşu diyor siz. Hem kapı bir komşu, hem kötü.

Garaj kapımdan çıkınca, hop onun bahçesi içinde ben. Ama, neden? Kaptı belediyenin yolunu Pakize, evet, yolu çaldı. Neyden için? O yerli imiş, ben kseyni, diyor bana yabancı. Yolu çevirdi çitlen, dizdi saksıların, attı hasır koltuklar, koydu belinde eli, ‘hadi görelim seni frau Haşka’ dedi, ‘el mi yaman bey mi yaman?’ Ne demek el mi yaman bey mi yaman? Ayıp bir şeydir? Bu Pakize ne biçim kişidir, kadındır, yoksam zalimdir, bu neydir, ne biçim şeydir?

Beni herkes bırakmış, kocası bile. Değil öyle Pakize, biliyorsun, anlatmıştım, ama, yok anlamayı istemek sen, düşünemiyorsun, sana yazıktır. Benim koca memlekette, istemez burası. Niyeyse o sevmedi burada, ben bura sevdalısı.

Almanya’da konsoloslukta çalıştı ben, tanıdı siz, sevdi ülkeniz. Çalışmaktan çocuk yapmadı ben ama var Pakize’de beş çocuk. Ordaki Türkler başkaydı, gene de sevdi ben onları bile bile. Sonra geldi, gördü burada bunlar başka Türk yok ayakta plastik terlik, üstünde hırka, üç etek, yok başı sargılı, dişi altın. Sizin burada herkes düzgün, milenyum insanı. Nerdeyse seni de sandı ben çağdaş, ama, başka çıktın, cılk çıktın sen Pakize, kendini ettin madara beni de ettin madara.

Yalnızlığa alışacakmıştı ben. Ben, frau Haşka. İçimde tuhaf bir duygu. Yerliler için ney ben? Ben neyim onlardan için? Pakize de mülteci ben de, o zaman kimden kime, neden bu zulüm?

Pakize dedi ki, ‘yalnızlığın şifası yoktur madam’ dedi. Bazen de gavur karısı der. Ona göre bütün kseyniler madam. Keşke sen de madam olabilsen Pakize.

Doğru düşünebilsen, hayallerin olsa, kitap okusan, dışarılara çıkıp dünyayı görsen. Kadın olsan, kavgayı bıraksan, şu güzelim Cunda’nın farkına varsan.

Ben taa nerelerden fark edip geldim, gördün? Ama görmek istemeyene kimden ne fayda? Kavga isteyene ne çare?

Demek yalnızlığın şifası yok, bende dert şifasız, gebersin frau Haşka, öyle mi?

Haltetmişsin Pakize, sen... Yalnızlığın şifası vardır, ama, akılsızlığın şifası hani frau Pakize? Sen derdine yan anam... Takmışsın kafayı kavgaya, beyhude kız Pakize, didişmek boşuna. Bu yerliler, siz bütün arabekis. Şarkılar hüzün, kendiler zulüm. Kim akıllı yapacak siz? Bulutlar, bari siz yol gösteriniz bunlar...

Yukardan fikir serpiniz bu yerlilere. Yoksa ne diyor balıkçı Rüstem, gitti gider anam babam, gitti gider...

Cunda, sen ruhuma son vatandın, umdum öyle. Fakat nein. Kapımda diktiler gırnatacı Mustafa, çaldı boyuna gezgin deden, gezgin baban hep kahraman Türk milleti. Çaldı da n’oldu? Ben attım camdan daha çok para, dedim çalasın buna on basan bi şarkı, Avrupa Birliği marşını çaldı, oh olsun. Sonra da bağırdı benim pencereden taraf, ‘Türkiye seninlen gurur duyuyor’ diye. İşte bu kadar...

Bahçe duvarlarımı yükselttim, mecbur. Taş ustaları gelip iki adam boyu çıktılar.

İstersen dediler üstünde dizelim cam kırıkları, dedim, yok artık.

Bütün Cunda’yı ben mi almışım Pakize, atma Recep kardeşlik sayılır biz. Dinden, candan kardeşlik nein, ama, Cunda kardeşliği. Vurdu sinesinde böyle yumruklan Pakize, bağırdı yüzümde, ‘kurşun ata ataaa ta Alibey komutandan bu yannaa, biz buralıyız, sen yabancısın, kseyni sen. Atmışım mı tek kurşun, var mıymış bende şehit? Yok kız, ne yapayım, yok işte.

O Ali dediğin de senin, kel Ali, kurtuluşta o da yapmış zulüm, kesmiş çok adam. Bu ada da söylerler onun adına, aman, öte gitsin, kırk yılın Cunda burada. Her yan boydur boya Ali, e n’oldu Hasan’a, Memet’e, öbürkünlere? Yaani, had safhada Ali. Bunu işitse keser beni Pakize, aman, susun.

Biraz uzlet için sığındım sende Cunda. Ama şimdi yerlinin zulmünden şeyttim, ne diyor siz, çiğriktim, yıldım, usandım. İyisinden de için, kötüsünden de için. Çünkü neden, biliyorsun frau Ayşe, iyi kötünün zulmüne yumdu gözün, o da oldu kötü. Susmak, zulme katılmak, ısn’t it? Pakize yürek soğutur ve Ayşe de susar ise, çiftedir zulüm.

On yedi yıl, geldim ben Cunda. Önce bir ev aldım, iki kat, tamir tamir, öldüm. Sonra bahçeler aldım, yan bahçe, arka bahçe, arka bahçenin yanında iki bahçe. İndirdik duvarları, oldu sana koca bir bahçe. En arkadaki bahçe yıkıntı, çöplük, değerinin mislini verip aldık, yaptık misafir evi, ama ev lafın gelişi, karşı be karşı iki odacık. Biri yatmalık biri oturmalık, mutfak içinde, görür denizi. İki odanın arası önü açık sofadır, dizdik çakıl taşlarını yerde biçim biçim, oldu bir güzel, ehh... Bak bunlar ıtır, güvercinin gübresiyle coştular. Bak ötedeki kuyudur, bileziğini ben örmüşüm, taştan. Yok içinin suyu, su kaçmış, bilmem niye. Senin uğursuzluğun demiş Pakize, inanmam. Bu kadar kötü olamaz bir kadın. Su kaçmış, geri döner belki. Belli mi olur hangi sürpriz, hangi sevinç döner de gelir, umulmaz vakitte, su da belki, ha frau Ayşe?

Evimiz oldu çiçek gibi, ne severim sizin bu söz, çiçek gibi açtı yıkıntı mahallede

Evim. Tam on yedi yıl, emek emek. Ne masraf, ne elimin hüneri, her şeyi buldu kendi, Josef’len Luise kızı, Avusturya 1943 yazdı sanık ifade tutanak. Adımı da Gül yapmışıdım. Bizim orda, yani sizin Almanya benim çalıştığım memlekette

Türk konsolos dedi ‘yok olmaz Frau hanım, ille bizim adlardan takın, yoksa kâğıtları tamam etmeyiz. Sizi bizden farzetmeyiz.’ Eh iyi ya dedim benim kocada, istersen sen de değiş sevgilim, ha? E neden olmasın, o da asıl adın uysun için Fikret yaptı kendin.


İsnat suç anlatılmış, sonram bana sorulmuş. Ben demiş ben, bu dediğim yerde otururum, hani sizin Ali Bey’in adası Cunda. Kocam ile, yani Fikret olur benim koca, taa 1995’te aldık Cunda’daki eski Rum evinde, iki katlı. Zaten biz kırk yıldır tanırız sizi, gideriz geliriz, gene gider geliriz. Memleketimizde çalıştım ben sizin konsoloslukta, evet, diplomatım, değil öğretmen. Demiş ki dans hocası, benden için Pakize. Kıvırtıyormuş bu bahiste bendeniz. Haydiniz şurdan, asıl kıvırtan sizsiniz Pakize... Komşular adada yerleştiğimiz istemez, bizi huzursuz eder, yılalım ister ki gidelim anca öyle. Aldık minik bahçeleri ya, bağlansın birbirine olsun ferah bahçe diye, yıkılsın duvarlar, ee yıktık, oldu sana mis gibi kocaman bahçe. Bunlar da hep hayvan otlatırmış orada meğersem. E ses etmedik, onarım bitsin hele dedi Fikret, komşu kıymetlidir, kötü olmasın kimse biribirinin, ha? Biz sustukça bunlar telden kümes yaptılar, eşeği bağladılar, keçilerine ağıl... Biz ama Fikret ilen nasıl paralanıyoruz, Anıtlar Yüksek Kuruluna döktük bir ev parası daha. Her şey aslına uygun, ettik restora. Restro ettiğimiz yer harici, üç senedir hazineden kiralayıp düzgünce kirasını yatırdığımız boş arsanın önündeki garajın çıkış kapısına engelleme yapıyor Pakizeler, bu bizim komşu Pakizeler. Tabela koyduk olmadı, saksı dizdik, yok...

Belediyenin yolu da kaptılar, kapattılar, kendi bahçesi yaptılar iyi mi...

Bir taraftan tehdit, tehdit.

Garajda giriş olmasın için, kapısı önünde araba, odun, şişe kırığı, moloz, tepeleme... Hısım akrabaları da yardım ediyor, öteki yabancılar da, memleketin öbür göçmenleri... Ama ben Kürtlerden hoşnudum, demircim ustam hep onlardan, nasıl kollarlar beni görme. Cümle kapım üstündeki lamba kırılır hep sapan ile.

Kapım önünde yaparlar sırayla çiş. Halı yıkar, sularını garajda süpürürler. Biz karı ve koca uzlaşmayı isteriz, yoktur husumet.

Ama Pakizeler yazmış kaymakama ki bu Alman uyruklu vatandaş rahatsız eder bizi. Meydanlığımızı kapatmak isterler, oturduğu evin yolunu kapasın için. On yıllık odunu da yıktılar, hiç gidesi yok bunların. Memlekete verilmiş şehitleri bile yok, hem amirim bunlar karı koca Cuma günleri belediye istiklal marşını çaldırırken, öyle ayaklarını uzatıp otururlar, hiç kalkmazlar, hazrola geçmezler. Biz memlekette de yapmayız, niye? Bu şahıslardan rahatımız kaçmıştır, kocası el işaretiyle herkese sarkar, yazılır, nedir yazılmak? Karnınla da tacizde bulundu Pakize’de, amaaan, ne vakit, niye? Ne ayıp bu söylediklerin Pakize...

Bu Pakize’nin eltisiylen kaynı da uymuşlar bu Alman’lara. Onun yaptığı iğneoyalarını satın alıyor ya bu kadın, Rozvita, bize şirin görünsün için yapmışlar adlarını bizim adlardan. Hem bunlar duvar diplerinde ve evlerde konuştuğumuz her şeyi dinlerler, dedikoducudurlar hem belki ajandırlar. Yalnız bizim menfa değil, memleket menfa tehlikede amirim. Evimizde rahatçana oturup konuşamıyoruz, dedikodu yapamıyoruz, bunlar misafir evlerinin duvarına bardak dayayıp dinliyorlar. Görünmez mürekkeple yazı yazarlar. Meydana giriş çıkışa levhalar koydular. Millet uyurken o levhaları alır dururlar.

Mahallemiz insanını, gireni çıkanı, bize geleni gideni hırsız çıkarmaktadırlar. İki bir mahalleye ve eltimgile polis getirirler. Biz bunlara alışık değiliz. Misafir arabalarımızın bahçelerine park etmesine izin vermiyorlar, kümesimizi, hayvanlarımızı dışarı çıkarıyorlar, burası bizim bin senelik vatanımız. Kaynımgil de bunların için dürbünle mahalleyi gözetliyor, mahremiyetimiz kalmadı. Zaten ramazanda da bu gâvurlar bangır bangır müzik açtı, ezanı duyamadık. Böyle mi oldu kız Pakize, aşk olsun sana...

Hem iftar vermedik mi biz koca ile, hem sahur yemek bütün mehlede, ha? Ayıp söylenmez yapılan ikram. Sonra bahçemde irmik helvası kavurmadık, ha? Fıstığın ta Kozak’tan getirtmedik? Tereyağında kavurmadık kiloylan fıstık? Ne zaman ki demlendi helva, ondan sonra katmadık mı, fıstık yumuşamasın için, ha? Ben bütün bu âdetleri öğrenmişim ne için, yeni vatanda için. Ben sevmese bu ülke, güvenmese insanlarımız ne iş var burada? Mendiller almadık mı kumaştan, içlerine düğüm etmedik mi kâğıt para, çocuklar sevinsin için? Senin eltin benim en yakın sırdaşım değil? Sırdaştır. Şimdi yerliler oldu bir ordu, Allah yallah. Nerdeninse üstümde yürüyecek bu ordu. Bir melal çöktü içimde Pakize, kahretsin. Bu rüyamda el verenler, hayalime sesini katanlar, geliniz, nerdesin bütün dünya? Koca da İspanya’da... Der habire, bırak şu vahşi yerlileri, gel burada. Anlamayanı sevmek niye? Hak eden sevilir Rozvita, çocuksun sen yoksam nesin? Ne vakit sen her önüne geleni sevende, kalmadı o vakit asıl sevilecek değeri... Ben gelmeyeceğim diyor adam, bunca yıl tam on yedi yıl ben gelmişim burada adamsız, sankim dul. O gökyüzüsü var ya Cunda, hani o testekerlek ay göğünde dünyada başka hiçbir yerin ayda yok o tılsımda. Ara çeker kaç bin kare fotografisi ay dedenin, hâlâ sinmez içinde. Hep tazelenen amor bu ada, ah Cunda.

Ağırıma gitti yaptıkları. Hani su içerken öldürülmek gibi. Görmediler benim kalbimde, çocuklarla oynarken bilmediler biz. İnsanları bu yaban şehre sürükleyen tılsım nedir? Selamünaleyküm deyip geldim hem besmeleylen, aykırı düşmeyim diye. Esenlik üstünüze insanlarım, merhaba yeni vatanda. Göçmenmişim ha, kseyni, peki. Neler öğrendikti halbukise birbirimizden. Oynamasını, bisiklet binmesini, susuz da olsa kuyuya bilezik örmesini benden siz.

Bahçemin meyvecikleri ürkmesin için, baltaya tülbent sarıp gizlemesini sizden ben. Kurban keserken gözlerini örtmeyi, kına yakıp, tatlı yedirmeyi, sonra da içirmesini suyu. Paylaşmayı, geçmiş olsunu, bir çorbacığı. İspanya’daki koca dedi bana, ‘kiraz çiçek açayi, aykırı dal üstüne’ maytap geçirttiniz bana. Neden hep aykırı bu memlekette her iş? Yoksa sevda mı aykırı? Ben bunca sevmese idim Cunda, ah bu aykırı bir sevda, bütün sevdalar gibi frau Ayşe.

Dedim ona, benim kocaya hani İspanya’daki, herr Fikret, sevmek köprü tanımaz bir sudur. Bakınız görünüz nasıl kaynaşacağızdır komşularla, ben öğretirim. Nayn, onlar öğretti bana, hem sanmayınız iyi şeyler, evet vardı iyi şeyler de olmamalı nankör, ama, daha çok soğuk şeyler. İnsandan üşümez insan, ben senden üşüdüm Pakize. Ama eltin öyle değil bak. Sen neden böyle çakırdikeni?

Taş ustası bunların ettiğini işitmiş, fırlatıp attı kalemi, keskiyi. Dedi ki, dinini şeyttiğimin adamları, dedi, o ne dedi Frau Ayşe?

Sevincin düşmanı oldu aşağı mahalle bütün, sankim savaştır?

Topraklar satıla satıla gâvura, vatan gidiyormuş elden. Bir de yürüyüş yürüdüler, heykelin orda Ata’mızın siyah çelenk bıraktılar. Satılmasınmış gâvurda ev, ee siz aldınız bizim vatanda bisürü ev, insanlar alır dünyanın heryerinde ev, basıyorsa parayı.

Eltingil bana nasıl yardım etti, o viraneyi adam ettik, cennet oldu evimiz. Avrupa’nın büyük dergileri seçti bizimkisini en birinci. Cunda adı duyuldu, kimse çalmadı sizin Cunda. Ali’nin ruhu niye incinsin öbür tarafta?

Zulümden hiç korkmadı ben, ben frau Rozvita, haksızlık burkuyor kalbim. Çekse vursa Pakizegil, zulüm olur bir sefer, ama, böylesi, ne der siz katmerlisi ölümün her Dakka. Gökkubbe de benlen hapis, o güzelim bahçede. Gözgöze ikimiz, hem çaresiz. Dün, sabaha karşıydı bir okka gülü, fes rengi, nasıl salar kokusun, nasıl açmış içini yağmura, geldi gülle gözgöze frau gül haşka. Ah etti âlem sankim...

Koca der benim, sarı öküz yanında ya huyunda ya suyunda, benzedin yerlilere tıpkı sen. Oldun arabekis, ah edip durursun, çalarsın onların şarkılar. Söylersin hep, bahar bitti güz bitti artık bülbül ötmüyor/ yare tel çekem dedim, tel derdim

İletmiyor. Haydiniz ordan herr Fikret, katılmazsınız şarkıma, atarsınız tee İspanya’lardan gazel, amma ki beyhudedir o gazel. Benim de çabam beyhude imiş öyle söyler, aman o herr ne der, ne söyler? Pakize’nin eltisinin sözü, ne den ne söylen?

Bahçemiz ödül aldı, Pakize’nin eltisi. Avrupa dergiler yazdı hep Cunda, siz, bizim bahçemiz. Sürdü bahçem, her filiz göğe çıktı sankim, ama, o çiçekler oldu bende bir sızı. Bu da mı hisli söz oldu şimdi yani? İstemesemdim keşke ne çiçek, ne güzel başka şey. Çıplak girsemdi Cunda’nın kalbinde. Rüyalar zor, rüyama benim kesti ceza siz. İmza atmış iki sayfa insan, Pakize’nin şikâyetnamesinin altına. Yalan hepsi, orda oturmaz ki onlar. Ne Hacer, ne Meram, ne İbram, ne Memduha, hani Rezzan’ın annesi olan. Nein, bunlar mahlenin insanı, benim komşu. Ama Halime, Kaya, Kadir, İstem, Nurdan, Nuriye, Amet, Memet, Adile, Enver hep uydurma isimler. Amet bi de Telat’ın arkadaşı hem burada oturmuyor. Ben bir bir arayıp buldum, sahte tanık bunlar. Polis de yazmış böyle, bu şahısları Rozvitaya Almancaylan izah edin, bunların adresi kimliği araştırılsın, çünkü on beş kişi o mahalleden değil, buyurunuz buradan yakınız herr polizei.

Cunda’nın kuşlar bile esirgemedi benden şarkılarını da, ah seni Pakize. Evet, evle ilgili hayal yaptığım kâğıtlar bunlar, senelerce. Çizdim, diktim, süsledim, bir hayal çattım kendimde. Atıyorum şimdi motordan denize hepsinde. Bir daha hayal yaparsam ne olayım... Pakize olayım.

Geçer bu yadırgama elbet. Taş ustası attığı kalemi alır eline yeniden. Kimbilir, olur mu ki? Gurbet nedir, düşündüm bunda. Gurbet dil midir frau Ayşe, belki dilsizliktir, bilemiyorum. Ev ama, bambaşka bir dil. Herkesin evi kendi dili. Benim bu evim, misafir evciklerim nasıl ayrı iki dil, ama, anlamaz bunu benim yerli dilsizlerim.

Ev bitti, geldiler denetime, yoktur tek eksik. Badanasını biz yaptı, duvarına çiçekli suyu biz çizdi, boyadı, sonra tulumba da koydu bahçede, nostalji. Pancurlar ahşaptan, Midilli’den getirtti ustası. Evin alnında nazar boncuklusu, ben dizdi, ben astı. Köşe yastıklarını Perşembe pazardan topladı, Yörüklerden. Kilimler de onların emektir.

Son aşkımdın Cunda, sen. Bulutlar sıyrılsıny, fosforizmos vursun denizde, ah. Candın bende, ne güzeldin, efsunlu. Var gibi ama yok gibi. Aşktan ileri. Olup olmamak belki, frau Haşka, yok. Silgiyle siliyor seni yerliler. Her taraf korku.

Hep vurmaya ayarlı içimin kampanası. Pencerenin ahşap pancurları benim için açar yeşilde bu evde, sevince sabahları kapım. Ne güzel bir dünya kurduydu frau Haşka, nakış gibi. Bırakıp onca işi, çağırdı misafirler, o en mühim iş. Sevinçler dolup da taştı avlu kapımdan, taş duvarlardan. Bahçemde sanal kuyu, sanki onda bile su, birikmiş, benim kalbimden, baktım su ışıldıyor, billahi...

Hayaller dizginlenir mi? Olmaz. Kalp susturulur, nasıl? Hayır. Gözler de öyle, yum görmeyim diye güzeli, olmaz ki. Gözlerimde sığdı Cunda, orkdan kalbime ağdı, öğrendim ben nedir ağmak. Ucmak istedimdi, işte uçtumdu Cunda sende. Kurdum bir bahçe kendime, çattım bir hayal kendimde. Çizdim bir rüya, budur beni mutlu eden, öğrensin insanlar nasıl çatılır hayal, tutunulur bir rüyaya, o kadar da kalın değil ya, herkes de yerli değil a... Umruma almam gayrısını. Kendi güzel yalnızlığımı kıldım kendimde yoldaş. Mesele kavga değil ki kız anam, yaşamak meselesi. Kayayı bile aldım, bahçemde bir hayale kattım. Bahçemde yeri var, susmaz ki kaya bile, konuşur senin kalbin su tuttuysa eğer.

Frau Ayşe dedi, sen kında durmaz kılıçsın Rozita. Ne güzel kavgasın, e ama öyle olmak lazım. İnsan olup açtın madem âlemde, sevin buna, sevin buna Pakize sen bile... Geldim sizin Cunda’da ben, kirletmedim bişeycikler, çiçek diktim. N’olacak başka vatana da giderim, zor ama, giderim. Kopan yerden düğüm ederim. Ama vurmam düğümü dişime, bunu yeni öğrendim, dur yazayım. Ben geldi Cunda, dedim herkeste merhaba. Yüzüme baktılar peel pel, yok kimsede tık. Kaldı bende korkakların sustuğu. Belki bekler Pakizeler çiçek bile bahçemdeki açmaya alsın izin.

Sen, diyor Pakize, nerden geldin? Uzaklardan geldin, kseyni sen, yabancı. Hayır Pakize, hayır, reddediyorum ben buradan geldim. Asıl sen uzaktan geldin, suyun öte yakasından, ben kseyni eğer, sen daha da kseyni. Sanki mahkeme! Ben hep savundum, ben Cunda’da n’aptım? Kim açtı bana adanın kapısını? Haydutlar bağımda girdi, çiçeğim yoldu, ben niye burada sevdi? Sevmenin niyesi olur mu frau Ayşe? Hayallerimden utandırdın beni sen Pakize, aşk olsun. Gökte uçar kuş bile sizden sevgili be, kanadıyla bulutu dağıtır, ötüşüyle bahçeme şarkı.

Sen külhansın Pakize, evet öğrendi frau Haşka, nedir külhan, değildir hamam külhan, insanın külhanısı.

Hayatın düşmanısın. Ben sizde düşman değil. Kendimle kavgalı değil. Kına da yaktım elde, sabahı karşıladım, alkış tuttum, bayramlarınıza katıldım. İlkin ev tekti, on yıl sürdü onardım. Sonra bahçeler aldım, eve kattım. Tam dört bahçe, bir de kira bahçe, hazineden. Konuk evi, avlulu. Biri mutfağın için, öbürküsü yatmanın için, arası avlu, yeri çakıl taş döşeli, yasemin sarılı kapısında. Pencerelerden görünür Cunda deniz. Sabahı sahiplendi ben, gökyüzünü, yıldızları, Cunda bile benimdi sanki. Koca benim, İspanya’daki kıskandı Cunda, ortak geldi sanki kendinde. Komşularımla, Pakize’nin eltisiyle sac kurduk, açık ekmek pişirdiler, ben onlara lokma döktürdüm, hayırlık için, sevinç gelsin diye. Evin un kokması iyidiri burada öğrendi ben. Nefret siler, göçen değişir, kendinden başka kendine köprüdür göç, zordur. Ben tesbihin danelerini toplayıp dizdim, tek tek. Astım duvarda, yerliler kopardı, tesbih dağıldı, taneler saçıldı. Ben küstüm böcüsü oldum kendime kapandım. Sabrettim benim koca, sen anlamadın, bana direk olmadın. Sabır olmasa biyerlere sığılmaz ne gurbette ne Cunda’da. Bazan insan güzel insana rastlar, güzel bir kalbe, güzel bir adaya, bilinmez ne zaman, nasıl olacak. Ama böyle vahalar olur çölde bile. Bilemeyiz ömrümüz hangi bahçeyi, hangi kalbi armağan diye saklar. Bir dalgayla, bir savrulmayla çıkagelir bakarsın. Bu heves bana fazladır, bu sevgi... Cunda benim aşkımdır, ama aşktan ağır korku mu var? Herkes hep aynı hayatı yaşıyor da ben niye böyle oldum? Bunu belki Pakize bilir. Sırtımdan denize itiyor beni yerliler sanki. Bazı sözler, şarkılar içinde başka insanı uyandırır, acaba onların şarkıları mı fena?

Alman uyruklu vatandaş, bok Türkler diye bağırmaktadır. Madem Türkler boktur niye Türkiye’ye gelmiştir, diye not yazdırmışlar dilekçede. Ah, ne ayıp. Niye bazısının suçu başkasına ayıp?

Haklısın herr Fikret, bu sevmek bana fazla, bu aşk Cunda çok ağır.

Bileti aldım, Kamil Koç’tan aldım, yeni bir araba koymuşlar, güzel. Hem şarkı dinliyorsun, hem cep telefon açık, istersen laptop. Şoförün hemen arkasında aldım, bir numaralı koltuk. Sonbaharda ne güzeldir İstanbul yolu. Susurluğa kadar yollar açılır sarılı yeşilli yapraklar, hem güz hem yaz bir aradadır.

Kilitledim bütün kapılar, örttüm kuyunun kapağın, içinde su ışıldıyordu, sen buna şimdi kat’tiyen inanmayacak. Itırım pencereyi kapladı hep. Narlarım çatladı, Temmuzda suyu fazla kaçırmışız. Fes rengi gülün kokusu baskın, geceyi tutuyor. İgdelerimiz tam kararıyordu, tatlanıyordu, göçe koyuldum. Yola daha da girmiş Pakize, akşamsafalarını suluyordu ben valizimle evden çıktımdı. Bir kahkaha saldı peşimden. İndim Taşkahvede ben, bakmadım arkamda. Demirci Mizgin seslendi, kapıyı bitirdim, gelir takarım diye. Mandırada uğradım, hazırlamış kızlar kirli hanım peynirimi. Zeytin reçelini aldım, bademli zeytini de sen seversin ya Fikret. Eski adlarımıza da dönecek miyiz? Pakize, hass.....tiriniz

Siz lütfen. Umarım akıllanırsınız, fikirlenirsiniz, ama, ne der sizinkiler, koymaca akıl gider ancak kuşluk vaktine...

Bu otobüs çok güzel, evet, haklısınız herr, ama, olmaya idi son otobüs, ne vardı?



Adio Moshonisi!

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

09 Haz 2017

Bu sözler 28 Mayıs 2017 Pazar günü saat 13.00’de Sancak Dostları Vakfı’nda “Yeni Ufuk Dergisinin” Ankara da ki temsilcileri üniversiteli genç kardeşlerimizle birlikte dinlediğimiz değerli ilahiyatçı Prof.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 May 2017

Nurullah KAPLAN

20 Mar 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 23,86 M - Bugün : 40092