« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Muhalefet

Mahir KAYNAK, 09 Tem 2008

SONRAKİ YAZI

Sıradaki!...

BEHİÇ KILIÇ, 09 Tem 2008

09 Tem

2008

Balbay’ı dinlerken...

HASAN ÜNAL 09 Temmuz 2008

Pazar günü ART-Avrasya televizyonu büyük bir gazetecilik ve habercilik başarısına imza attı. Ümraniye soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve sorgulamasının ardından tahliye edilen gazeteci Mustafa Balbay sorguda yaşadıklarını neredeyse bütün ayrıntılarıyla kamuoyuna anlattı.

Emin Çölaşan ile birlikte her Pazar (sabah 11.00-1300) yaptıkları program ucu açık bir şekilde ve tamamen bu konuya ayrılmıştı. Balbay’ın açıklamalarının ne kadar önemli olduğunu dünkü gazetelerin manşetlerinden de görmek mümkün. Fitne-Fesat yayınlarında ısrarcı bir kısım medya hariç, Hürriyet, Milliyet ve Vatan gibi gazetelerin hemen hepsi Balbay’ın anlattıklarını bütün ayrıntılarıyla manşetten okuyucularına duyurdular.

Neden önemli?

Balbay’In anlattıklarını önemli kılan hususlardan biri, kendisine sorguda sorulan suallerin pek çoğunun bilgi ve belgeye dayanmak yerine telefonda yapılan geyik muhabbeti tarzı konuşmaların orasından burasından çekiştirilerek delil haline getirilmesinden kaynaklanıyor.

Bir diğer tarafı ise, ‘falancanın amacı ne?’ veya ‘filancaları oraya toplayan güç nedir’ şeklinde akla mantığa sığmayan vehim/önyargı karışımı unsurların belge ve delil haline getirilme çabasıdır. Balbay, Pazar günü bunları bütün detaylarıyla açıklamak suretiyle bir kısım medya tarafından yaratılmaya çalışılan korku imparatorluğunun hiç de boş bir kuruntu olmadığını ortaya koydu. Yani balonu patlattı. Bundan sonra bu balon dikiş tutmayacak ve muhtemelen parça parça olacaktır.

Milli egemenlik hareketi

ÖrneĞİn Balbay’a sorulan Gölbaşı (Patalya) toplantısına ben de katıldım. Değerli devlet büyüğü Kamran İnan Bey’in yazılı daveti ile yapılan bu toplantı Ocak ayında Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Patalya Oteli’nde gerçekleşmişti. Toplantıya seksene yakın insan davet edilmiş; ancak bunların yaklaşık olarak üçte ikisi katılabilmiş. Bir kısmı mazeret beyan etmiş; bir kısmı mazeret beyan etmeden gelmemiş vs.

Toplantıya katılan insanların en azından üçte birisinin koruma polisi de oradaydı. Ve üstelik toplantı o polislerin gözünün önünde yapıldı. Yani polisler, toplantıyı yapan insanları çevreleyen bir şekilde oturmuşlar ve bütün toplantıyı baştan aşağı izlemişlerdi. Ayrıca toplantıya davetli olan gazeteciler geldiği gibi, davetli olmadığı halde toplantıyı izlemek üzere oraya gelen gazeteciler de salonda bulunuyorlardı. Yani kamuoyundan gizli saklı yapılan bir toplantı değildi.

Toplantının kesin bir amacı yoktu. Yeni bir siyasi oluşum konusunda görüş birliği çıkıp çıkmayacağı; çıkarsa bunun hangi yöntemlerle yürütülebileceği gibi konular konuşuldu. Toplantıların aynı geniş grup ile olmasa da her bir grubu temsil eden şahıslar arasında devam ettirilmesi görüşü ağır bastı. O tarihten sonra bir veya iki toplantı daha yapıldığını hatırlıyorum. Bazılarına gidemedim. Ayrıca Milli Egemenlik Hareketi adı altında ve değişen isimlerle yapılan görüş alış verişleri bazen haftada bir bazen da iki haftada bir olmak üzere toplantılarla devam ediyor.

Yeni bir siyasi parti kurulup kurulamayacağı hakkında nabız yoklamak, katılanlar arasında işbirliği oluşturulup oluşturulamayacağını görmek ve zaman içerisinde neler yapılabileceğini anlamak amacıyla yapılan böyle bir toplantıya Balbay’ı sorgulayanların ‘gizli toplantı’ mantığıyla yaklaşmasını anlamak mümkün değildir.

Hele bu toplantıya katılan çok farklı eğilimlerdeki insanları oraya getiren bir güç olduğunu yani o insanları toplayan bir perde arkası güç olduğunu düşünmek ne ile izah edilebilir? Balbay o gücün kim olduğunun kendisine sorulduğunu ifade edince Çölaşan ‘vatanseverlik deseydin’ diye karşılık verdi.

AKP’deki farklı eğilimler

DoĞru, o insanları bir araya getiren güç vatanseverlik ve ülke adına duyulan kaygılar. Ama meseleye bir de başka taraftan bakmakta yarar var. Örneğin AKP de pek çok farklı eğilimlerden insanların ve grupların bir araya gelmesiyle oluşturulmuş bir konfederasyon gibi. Eski Marksistlerden, liberallere (!), dincilerden, milliyetçi kökenlilere kadar geniş bir yelpazeden bahsedilebilir.

Şimdi bu yelpazenin kendiliklerinden değil de bir gücün zorlamasıyla bir araya gelmiş olması gerektiğini mi düşünmemiz lazım? Eğer öyleyse o güç kimdir ve nedir diye spekülasyon mu yapmak lazım? Bu nasıl bir kafa yapısıdır? Ve bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır ki, darbecilere (!) karşı harekete geçtiğini iddia etmektedir?

Balbay’ın anlattıkları buna benzer pek çok başka demokrasi ayıplarıyla dolu. ART televizyonu o programın CD’lerini binlerce hatta belki de on binlerce yaptırtıp piyasaya satmalı ve vatandaşların yaygın bir şekilde CD’leri elde etmesini temin etmelidir. Belki bir yerlerine Tercüman’ın Genel Yayın Yönetmesi Ufuk Büyükçelebi’ye reva görülen muamele ve bu muamelenin sebebi olan küfürlü telefon konuşmalarına dair Büyükçelebi’nin anlatacakları da eklenmelidir. İnsanlar özel hayatlarında aklına esen her şeyi söyleme hakkına sahip değil miydi? Evet, demokrasilerde öyleydi; ama Türkiye’de galiba rejim değişti. En azından fiilen... Yazık...

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

16 Tem 2018

“Vakıf; insanlık ve hizmet merkezli, hayatla iç içe hiç kimseyi ayırmaksızın sunabilmek, ben demeden önce biz diyebilmek, hayatı ‘halka hizmet hakka hizmet’ düsturuyla anlayıp idrak edebilmektir.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

28 Haz 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 36,11 M - Bugün : 18387