« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

1950'lere mi döneceğiz?

Türker Alkan, 21 Şub 2010

SONRAKİ YAZI

Erzincan gerçeği

Tufan Türenç, 21 Şub 2010

21 Şub

2010

Siyaset sarmış dört bir yanımı...

İsmet Berkan 21 Şubat 2010

Sekiz-on yıl önce Kazakistan’la dalga geçerdik. Orada, parlamento erken seçim kararı almış, Anayasa Mahkemesi Meclis’in bu kararını iptal etmiş, bunun üzerine parlamento Anayasa Mahkemesi’ni lağvetmişti... Her şey, ‘hukukun üstünlüğü’ adınaydı ve traji komik bir durumdu ülkede yaşanan güçler savaşı. Biz de, bizde böyle şeyler olmuyor diye hem şükreder hem de genç Kazak hukuk devletine bakıp gülümserdik.
Demek büyük konuşmamak lazımmış.
Bir savcı bir soruşturma açıyor. Bu soruşturma fazla zülfiyare dokunur olunca önce iktidar partisinden baskı görmeye başlıyor. Baskılar yetmeyince bir başka savcı, adının önünde ‘özel yetkili’ sıfatı bulunan bir savcı o ilk savcının elindeki soruşturmayı alıyor, tartışmalı bir ihbar mektubuna dayanarak.
O ilk savcının yürüttüğü, sonra entipüften diyebileceğimiz bir ihbar mektubu yoluyla başka savcının eline geçen soruşturma sebebiyle bir dava da açılıyor ve yargılananların bugün hepsi serbest.
Bu arada o ‘özel yetkili’ savcı, o ilk savcının soruşturmasının tam da o sıralarda basına yansıyan bir ‘irticayla mücadele eylem planı’nın bir parçası olduğunu düşünerek yepyeni bir başka soruşturma açıyor.
Burada da bir hayli tartışmalı ihbar mektupları var, bulunuşu bir hayli tartışmalı silah ve patlayıcılar var. Ama bütün bu tartışmalı hale rağmen soruşturma devam ediyor ve sonunda o ilk soruşturmayı başlatan savcı da ‘şüpheli’ sıfatıyla gözaltına alınıp tutuklanıyor.
Buraya kadar olanlara bir bakalım: O ilk savcıya yürütme müdahalede bulunmak istiyor, önce telkinler geliyor, ardından düpedüz idari baskı, bir takım idari soruşturmalar açılıyor, sonunda savcı aleyhinde 26 yıl hapis istemli bir dizi idari suçlamaları içeren dava bile açılıyor. Sonra başka bir savcı, kendi özel yetkisini öne sürerek sorşturmayı savcının elinden alıyor.
Bu yapılan açıkça yargıya müdahale. Çünkü, özel yetkili savcı, ‘Burada senin düşündüğünden daha ağır bir suç işleniyor’ diyerek alıyor soruşturmayı, kağıt üzerinde. Peki o ‘daha ağır suç’ sabit bulunuyor mu? Hayır, ‘özel yetkili’ savcının açtığı halen sessizce devam ediyor. Bunun nedenleri hakkında da ciddi spekülatif iddialar var.
Yani yargı yoluyla, yasalardaki açıklar kullanılarak yargıya müdahale ediliyor.
Sonra ne oluyor? O özel yetkili savcı, o ilk savcıyı tutuklatınca bir başka eşik aşılıyor ve bu kez Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu devreye giriyor, ‘özel yetkili’ savcıya tenzili rütbe uygulanıyor, özel yetkileri elinden alınıyor.
Yargıya, bir kez daha yasalardaki kimi imkânlar kullanılarak, yargı yoluyla müdahale ediliyor.
Burada yürütme erkinin nerede durduğu çok açık değil. Daha doğrusu, yapılan sözlü açıklamalara bakacak olursanız hükümet ve Adalet Bakanlığı, ‘özel yetkili’ savcının arkasında duruyor. Ama eylemler bunu söylemiyor. Sanki, hükümet zımnen de olsa HSYK’nın müdahalesinden memnun.
Çünkü, yürütmeyi temsilen HSYK’ya giren Adalet Bakanlığı müsteşarının durumu biraz tartışmalı. Müsteşar toplantıya girmese HSYK karar alamayacak, oysa HSYK hem önceki gün tenzili rütbe kararlarını aldı hem de dün aynı mevkiye yeni isimler görevlendirdi. Hepsi müsteşarın sayesinde.
Hatırlayın, aynı HSYK daha önce de bir savcıyı açtığı bir dava için yazdığı iddianame yüzünden meslekten ihraç etmişti. O zaman da yürütmeyi temsil eden üyeler toplantıya katılarak karar oluşmasına yardımcı olmuşlardı.
Bugün hükümet, o zamanlar işten atılmasına ses çıkarmadığı, hatta yardımcı olduğu savcıyı sahipleniyor gözüküyor ama inandırıcı olamıyor.
***
Yargıda yaşanan bu derin çelişkili olayların taraflarının elbette taraftarları da var. Bir taraf, bütün olanları genel olarak büyük Ergenekon’un parçaları, uzantıları olarak görüyor, öteki taraf ise sivil diktanın yargıyı da ele geçirmiş olması...
Kısacası siyaset sarmış her bir yanımızı. Yargıyı tamamen siyasetten uzak tutmak çok mümkün değil, bunu biliyorum ama en azından gündelik siyasi tartışmalara girmese yargı iyi olacak.
***
Önceki gün ve dün ciddi bir ağız dalaşı yaşandı, daha da yaşanacak anlaşılan. Ama bunlar boş laflar. HSYK kararları aleyhine yargıya başvurulamıyor. Böyle olunca da, devlet otoritesini temsil eden hükümetin HSYK’ya bu şekilde yüklenmesi pek hoş değil, parti yetkilileri ve gazeteciler HSYK’yı eleştirebilir ve eleştirmeli ama aynı davranışı sonuç alınamayacağını bile bile, üstelik işbirliği yapa yapa hükümetin sergilemesi hoş değil.
***
Erzincan-Erzurum savcı çekişmesi bu köşede çok kez ele alındı. Hükümetin de bu çekişmeyi yakından bildiğini hepimiz biliyoruz.
Başarılı yöneticilik bu çatışmanın büyümesini önleyerek yapılabilirdi ve bu da mümkündü esasen. Ve Erzincan’daki görece önemsiz soruşturma bu kadar ülke gündemine oturmaz, Erzurum’da çok da tutarlı olmayan deliller ve akıl yürütmelerle o soruşturma da açılmazdı.
Hükümetin, 3. Ordu komutanının ifade vermesini engellemek için HSYK’ya yardımcı olduğu iddiaları da var.
Bunca komplo teorisinin üretilmesine neden olan şey ise bence kötü yönetim. Bu kriz aylardır ‘Ben geliyorum’ diye bağırıyor ve kimse bir şey yapmıyordu, işte geldi sonunda! Ve ne pahasına geldi: Yargıyı daha da yıpratma pahasına, hukuk devletini daha da yıpratma pahasına...

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

14 Ağu 2017

6 Ağustos Pazar günü `Yeni Ufuk ailesi`nin daveti üzerine Denizli'deydim. Aile diyorum aslında ''Yeni Ufuk'' Denizli'de bir grup fedakar Ülkücü-Milliyetçi üniversiteli gencimizin aylık olarak yayımladığı derginin ve aynı isimle Denizli'de açtıkları bir kitabevinin adıdır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Ağu 2017

Nurullah KAPLAN

08 Ağu 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 26,08 M - Bugün : 12736