« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

haber

gazi karabulut, 09 Kas 2010

SONRAKİ YAZI

Prof. Dr. Mim Kemal Öke ve İlk Namazı

Erkin Çıkrıkçı, 30 Eki 2010

30 Eki

2010

Bursa Kent Gazetesi Okuyucularına Zorunlu Açıklama- Fatma Sibel Yüksek.

Kemal Kara 30 Ekim 2010

Beyler;

Sıkıntınızı anlıyoruz ama bizleri ve okuyucuları aptal yerine koymayın.

Yaptığınız tercihin arkasında durun bari, nâmerde siper olmayın. Dürüst olun, yapılanları halka açıkça anlatın.

Unutmayın ki teğmenini satan general de, memurunu satan amir de, yazarını satan gazete patronu da aslında kendi sonunu hazırlıyor...


--------------------------------------------------------------------------------

Bursa'da yayımlanan Kent gazetesinde, iki hafta öncesine kadar 3.5 yıl aralıksız günlük köşe yazısı yazdım.Bu süre içerisinde gazete sahibi, gazete yönetimi ve tabii okuyucularla sorunsuz çalıştık. Kent gazetesinde, ulusal medyada çalıştığım diğer "büyük" gazetelerden-kuşkusuz okuyucuların da desteğiyle- daha fazla saygı gördüğümü söylemek de boynumun borcudur.

Bilenler bilir, AKP iktidarının gerçekleri yazan ve mesleğinin onurunu satmayan gazetecilere karşı bir yok etme savaşına girişeceğinin ilk işaretleri, 2006 yılında tarafıma yapılan baskılarla kendini gösterdi. "Başbakanlığın Billinmeyenleri" adlı kitabımdan sonra, çalıştığım her yerde baskıyla işten attırıldım.

Hakkımda polis tahkikatları yapıldı. Yazı ve haber yazmasam bile basın kadromu yaparak basın kartımın ve sigortamın devamını sağlamaya çalışan küçük gazetelere "resmi ilanları keseriz" tehdidinde bulunuldu.

Bu yasa dışı baskıları o dönem basından sorumlu Devlet Bakanı olan Beşir Atalay'a ilettiğimdede yanıtı aynen şu oldu:

"Eee, ne yapalım Fatma Hanım, Cumhurbaşkanı da (Ahmet Necdet Sezer) bizim atamasını yapmak istediğimiz arkadaşlarımızın aile durumlarını araştırtıyor..."

Yani, Bakan düzeyindeki bir devlet yetkilisi açıkça "İntikam için geliyoruz" diyordu. Üstelik muhataplarının kim olduğuna bile bakmadan, güçlerinin yettiğine...

Beşir Atalay'ın Başbakanlık'taki makam odasında gerçekleşen bu konuşmanın tarihi 2006'dır...

Bu korkunç zihniyetin bugün hangi noktalara taşındığını yaşayarak görüyoruz; öyle anlaşılıyor ki daha karanlık günleri de göreceğiz.

Başbakan, önceki gün Meclis'te Hürriyet gazetesi yazarı Oktay Ekşi için aynen şöyle söyledi:

"Eğer gazetecilik buysa ben bu zihniyetle mücadele etmem, savaşırım. Gereğini yapacağız zaten, göreceksiniz".

Oktay Ekşi'nin bu ağır tehdite maruz kalmasının nedeni, İkizdere'nin kaderinin Çevre Bakanlığı'na bağlanmasını öngören yasa taslağını eleştirmesiydi...

.....

Yazgısı en erken bağlanmış gazetecilerden birisi olarak, başımdan geçen bir-iki kötü tecrübeden de sonra, daha 2006 yılında basında kimseden iş istememeye and içtim. Aç kaldım, çaresiz kaldım, ev kiramı ödeyemez hale geldim, köpek traşı yaptım, makyaj malzemesi sattım ama Allah'ın da yardımıyla bu yeminimi çok şükür bozmadım. İşleri güçleri iktidara yalakalık yapmak olan "yönetici" konumundaki hiç bir meslektaşımın kapısını çalmadım. Benim için devreye girmeye çalışanlara da engel oldum.

Bursa Kent gazetesini de kendim bulmadım. 2007 yılında Ankara'da bir gazeteci arkadaşım, Bursa'da yerel bir gazetenin Ankara'dan siyaset yazacak bir yazar aradığını ve iznim olursa beni tavsiye etmek istediğini söyledi. Yerel basın olduğu için kabul ettim. Bursa'ya gidip gazete yetkilileri ile görüştüm. Son derece medeni insanlardı ama teklif ettikleri ücret o günün şartlarına göre çok düşük olduğu için kabul etmedim. Bu kadar cüzi bir paranın bile o şartlarda benim için yaşamsal önemi vardı ama işsiz gazetecilerin piyasasını düşürmeyi uzun vadede meslektaşlarım ve kendi adıma doğru bulmadım, emsal oluşturmak istemedim.

El sıkışıp ayrıldık ancak bu kez devreye gazetenin sahibi Eyüp Kutlucan girdi ve beni bizzat arayarak bir yanlış anlama olduğunu, benim söyledğim rakam ile kendi önerdikleri arasında bir fiyatta buluşabileceğimizi söyledi. Neticede bir uzlaşmaya vardık ve 2007 yılı Kasım ayında yazmaya başladım.

Yaklaşık 4 yıl boyunca gerek gazete yöneticileri, gerek bizzat Eyüp Kutlucan bana takdir duygularını ilettiler, yazılarımın beğenildiğini, Bursa'da bir okur kitlesinin oluştuğunu söyleyip durdular. Hepimiz bir gün Allah'ın huzuruna çıkacağız ki yazılarıma bir gün olsun sansür de uygulamadılar; "Şunu şöyle yazsaydınız" demediler...

Ancak, son bir kaç aydır bir şeyler değişmeye başladı. Gazete yönetimden bana yazılarım konusunda bazı sıkıntılar iletilmeye başladı. Sorunun ne olduğunu tam olarak tarif ederlerse yardımcı olmaya çalışacağımı söyledim. Acaba yazılarımla ilgili yasal sıkıntılar mı vardı, tazminat davaları falan mı açılıyordu veya Basın Kanunu'na aykırı bir şeyler mi oluyordu?

Hayır, kesinlikle öyle bir sorun yoktu..Sadece patron "biraz sıkıntı içersindeydi".. Neticede bir işadamıydı ve "Acaba Fatma Hanım AKP'nin biraz da iyi taraflarını göremez mi, hiç mi iyi bir şey yapmıyorlar?" diye sormaktaydı.

Patronun bu soruyu bana değil kendi vicdanına sorması gerektiğini, AKP düşmanı filan olmadığımı; sadece gerçekleri yazmaya çalışan bir gazeteci olduğumu söyledim. Çizgimi değiştirmemin söz konusu olamayacağını ama artık götüremiyorlarsa yazmaya devam etmeyeceğimi, bunun bana açıkça söylenmesinin yeterli olduğunu belirttim.

"Kesinlikle öyle bir şey demek istemiyoruz" dediler ve konu bir kaç haftalığına kapandı. Derken yine "Patron çok sıkıntıda Fatma Hanım" diye telefonlar almaya başladım. "Bu sıkıntılar nedir; bana somut bir örnek verebilir misiniz?" diye sorduğumda, "Bursa'da AKP'li belediyeler güçlü, örneğin Yıldırım belediyesi ile sizin yazılarınız yüzünden ciddi bitr sorun yaşandı. Patron önemli bir ihaleden oldu" dediler...

Ben Bursa'yı bilmem ki..Yıldırım Belediyesi kim tanımam, ihale nasıl alınır nasıl alınmaz anlamam. Gazete patronunun ne iş yaptığını da bilmem.Tekstilci zannediyordum, daha bir kaç ay önce gazetenin tepesindeki ilanı görünce hazır betoncu olduğunu anladım... Patronun ihale alması için ne gibi yazılar yazılması gerektiğini de bilmem; bilsem de şu lanet dik kafalı yaradılışımdan dolayı inat ederim, öldürseler yazmam!

Hâsılı, patronun kendisiyle konuşmaya karar verdim. Açtım telefonu, "Eyüp Bey" dedim.."Nedir sıkıntı? Arkadaşlar bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar ama ben sizden dinlemek isterim". "Bursa, yüzde 60'ı AKP'li bir şehir Fatma Hanım" dedi.. Tabii iddialı bir rakam bu ama öyle bile olsa, benim yazdığım gazetenin okuyucusunun geriye kalan yüzde 40 Bursalılar olduğunu zannettiğimi hatırlattım. Yani dört yıldr bizi zaten Bursa'daki milliyetçi, ulusalcı, Atatürkçü, AKP muhalifi insanlar okuyordu. Üstelik kendisi de yazılarımın beğenildiğini defalarca yüzüme söylemişti. Ne olmuştu? Bu insanlar birden bire buharlaşmış da yerine AKP'liler mi geçmişti? Bursa'daki bütün gazeteler AKP'li okuyucular için çıkacak diye bir şart mı vardı?

Tabii Eyüp Bey'in bu sorulara verebileceği mantıklı bir cevabı yok. Sadece, "Biraz da suya sabuna dokunmadan gidelim diyoruz" diyebildi. Gazetenin kendi gazetesi olduğunu, istediği suya ve istediği sabuna dokunabileceğini ancak benden birden bire hükümeti övmeye başlayan yazılar beklenemeyeceğini, bunun için Allah'a şükür bir sebebimin de olmadığını söyledim.

Kendisine şunu da sordum:

"Eyüp Bey, herşey bizden olsun, , hayattaki bütün renkler silinsin, bütün dünya AKP'li olsun zihniyeti nereye kadar gidecek? Bunlar, Allah'ın kâinattaki her varlığı kendi karşıtıyla birlikte yarattığını bilmiyorlar mı, bir de müslümanlıktan söz ediyorlar?"

"Bana AKP'liler bir şey söylemedi ki; tamamen kendi kararım" dedi..

Bir de böyle bir şey var!

Baskıyı yiyip işten gazeteci atan patronlar, "Bana kimse bir şey söylemedi, kendim karar verdim" diyorlar telaşla...

Gazetesinde 25 yıldır yazan Emin Çölaşan'ı attığında Aydın Doğan da böyle söylemişti, Bekir Coşkun'u büyük transfer ücretleri ve büyük iddialar ile kadrosuna aldıktan üç beş ay sonra apar topar atmak zorunda kalan Turgay Ciner de...

Hatta Kenan Tekdal, koşa koşa Başbakan'ın Dolmabahçe toplantısına gidip "Kimse bize baskı yapmadı, kendi kararımızdı.." vs şeklinde son derece telaşlı ve son derece abuk subuk açıklamalar yaptı..

Bu durumdaki gazeteciler birden bire "okunmayan gazeteci" de oluveriyorlar. Adamlar, milyonlarca dolar transfer ücreti biçtikleri, binlerce okuyucusu olan Bekir Coşkun'u "okunmayan yazar" ilan ettiler birden bire..

Aynı şey bize de söylendi.. "Okunmuyorsunuz, gazetenin satışı 300'lere düştü..."

Hani okunuyorduk? Hani, gazeteyi sırf bizim yazılarımız için alanlar vardı? Üç buçuk yıldır zarar ettiriyoruz da kara kaşımız için mi bizi sineye çektiniz? "Yazılarınız çok beğeniliyor Fatma Hanım" diyen insanlar nereye uçtu?

Beyler;

Sıkıntınızı anlıyoruz ama bizleri ve okuyucuları aptal yerine koymayın. Baskı gördüğünüzü, ihale alamamakla, resmi ilan alamamakla, işyerlerinize maliyeci göndermekle tehdit edildiğinizi ve sizlerin de bu tehditlere boyun eğdiğinizi herkes biliyor.

Yaptığınız tercihin arkasında durun bari, nâmerde siper olmayın. Dürüst olun, yapılanları halka açıkça anlatın.

Unutmayın ki teğmenini satan general de, memurunu satan amir de, yazarını satan gazete patronu da aslında kendi sonunu hazırlıyor.

Bakın, 1 milyarlık cezadan kurtulmak için Emin Çölaşan'ı ve Bekir Coşkun'u harcayan Aydın Doğan, bugün 4 milyarlık ceza ile boğuşuyor. "İstediğimiz yazarları attı" deyip üstüne gitmekten vazgeçmediler. Aksine, taviz verdikçe baskı arttı...

Düşmanınızı yıldırmanın tek yolu dik durmaktır, onurlu durmaktır, Allah'tan başka kimseden korkmamaktır...

Bu vatanın topraklarından başka para kazanabileceğiniz, servet yapabileceğiniz bir yer yok...

Aslında sizin ayaklarınızın altındaki zemini yok ediyorlar. Size kendi cellatlığınızı yaptırıyorlar...

....

Bursalı okuyucularımıza bir açıklama borcumuz bulunduğunu düşündüğümüz için bu uzun yazıyı kaleme aldık.

Konuya duyarlılık gösteren meslektaşlarıma ve basın örgütlerine teşekür ederim. Bu işler artık bizim kişisel meselemiz olmaktan çoktan çıkmıştır; hep birlikte uçuruma doğru koşar adım yol almaktayız.

Olayı haber olarak değerlendiren meslektaşlarımız ve internet siteleri, yazılarımızın Açık İstihbarat'ta devam ettiğini belirtmeyi unutmuşlar. Açık İstihbarat bizim gerçek ve tek adresimiz, Bursa Kent'ten de önce burada yazıyorduk. Bundan sonra da okuyucularımızla Açık İstihbarat'ta buluşmaya devam edeceğiz.

Bursa Kent gazetesinde yayımlanmayan veda yazım aşağıdadır.



"Veda: Kılıçbalığının Öyküsü

Sevgili Kent gazetesi okuyucuları, yaklaşık 4 yıldır yazdığımız bu köşeyi bugün sonlandırmak noktasına getirilmiş bulunmaktayız. "Sebep?" diye sormayın. Sebebi sizler biliyorsunuz.. Bu "müslümanlar" hepimizin birer "dilsiz şeytan" olmamızı istiyorlar.

Olanlara uğurlar olsun...

Sizlere Halim Şefik Güzelson'un "Kılıç balığının öyküsü" adlı şiiriyle veda ediyorum.

"bu bir kılıç balığının öyküsü yazılmasa da olurdu.

ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu

uskumrunun arkasından gidiyorduk sürünün içinde ben de vardım

sırtımda bir zıpkın yarası mutlu olmasına mutluydum nedense gitmiyordu kulağımdan bir türlü o "ağ var!" sesleri

deniz kızı girmiş düşünceme ben iflah olmam

dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı dolanınca ağa çok geçmeden küserim

bir çocuk bile çeker sandala beni bu kadar ağır olmasam beni böyle koşturan yaşama sevinci kanal boyunca bir o yana bir bu yana

siz yok musunuz, siz derya kuzuları kestim kılıcımla karanlığını dibin yakamoz içinde bıraktım suları

ah aysız gecelerde olur ne olursa sırtımda bir zıpkın yarası

alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün

iri gözlerimde keder kılıcımda hüzün

satın beni, satın beni

rakı için"

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

02 Eki 2017

28 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında Ankara Atatürk Kültür Merkezinde Kahramanmaraş tanıtım günleri olacağına dair hem Kahramanmaraş vakfı hem de Kahramanmaraş ilçeleri kültür derneklerinin ısrarlı çağrıları üzerine Perşembe günü saat 11.

Nurullah KAPLAN

25 Ağu 2017

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Ağu 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 27,70 M - Bugün : 32045