« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ DESTAN

BİLGE KAĞAN BENGÜ TAŞI

, 25 Tem 2007

SONRAKİ DESTAN

BAMSI BEYREK DESTANI

, 26 Haz 2007

03 Tem

2007

GİDİŞATIN DESTANI

Lütfü ŞEHSUVAROĞLU 03 Temmuz 2007

Cemal Amca şehir bizi sıkınca
Gönül seli mecrasına akınca
Aşk ateşi ruhu bile yakınca

Çekip gitsek köyümüze dağlara
Selam versek ölülere sağlara


Cemal Amca Elmalı’ya bir varsak
Eski dostu dut dibinde bir sarsak
Ruhu ruha şiirlerle bir karsak

Kelimeler kulakları yıkasın
Riyaya, yalana yolu tıkasın

Cemal Amca doğruluğun yasan mı
Senin oğlun Muhsin midir, Hasan mı
Cemal Amca gül ağacı asan mı

Yaprak mısın çekip gittin Eylül’de
Çehren kaldı rumuzdaki mor gülde

Cemal Amca ocak ocak gezerdik
Dergâhlarda dervişleri süzerdik
Karakışta soğuk suda yüzerdik

Bütün yollar, dağlar bizi tanırdı
Al yanaklı kızlardan utanırdı

Her âşık umutla sana gelirdi
Gam kasavet biter, sona gelirdi
Gönül yaramıza suna gelirdi

Cemal Amca Kızılırmak karardı
Al yanaklar, ak gerdanlar sarardı

Cemal Amca sen gittin de yol bitti
Kurt bildik yoldaşın kimisi itti
Menfaat kabardı, aşklar hep yitti

Gelip görsen gül çocuklar ne oldu
Ocaklara, dergâhlara el doldu

Ne acayip günler gördük, geçtiler
Ne tahammül, ne seferi seçtiler
Ne ekin ektiler, ne gök biçtiler

Gün ağardı, zaman doldu, yol yarım
Arı küstü, çiçek soldu, bal yarım

Kirpikten, yanaktan ayrılan gözler
Dostu can evinden vuran kem sözler
Selâmı, sabahı unutan yüzler

Cemal Amca dosttan sırrın gizleme
Bizim burdan öte yanı özleme

Ahiretten, kul hakkından vehmin çok
Dost barından, azdan çoktan fehmin çok
Yol nereye varır diye tahmin çok

Cemal Amca orda bize yer var mı
Burda pek darız da, orası dar mı

Şehitler kaldırdık, hatırlardadır
Hasret Cemal Amca yatırlardadır
Nice pişmanlıklar satırlardadır

Devrân dönsün, bırak gelsin âkıbet
Islah etmez gayri hiçbir mûsibet

Nerde kaldı ettiğimiz yeminler
O tilâvet, o dûalar, âminler
Sallanıyor bastığımız zeminler

Hem toprağa, hem insana güven yok
Sağan çok da birbirini seven yok

Çirkefe taş atma sana da sıçrar
El, Hak böyle dedin, demek ümit var
Belki döner dertler sayılsın suçlar

Cemal amca deli şair Şehsuvar
Ben ne bilem gam üstüne gam yığar

Zemheride buzlar yanıp sönerken
Şefkat, Naci Erzincan’dan dönerken
Ay ışığı bakışını bölerken

Romanında Naci senden dem vurmaz
Burhan ise duraklarda hiç durmaz

Şehrin girişinde bekledin onca
Ellerin lâledir, yüreğin gonca
Karayelden kirpiklerin donunca

Şefkat bakıp bu halinden arlanmaz
Mazisinden bir ses duysa darlanmaz

Yolsuzluk diz boyu nereye baksan
Bir söndüren olmaz kendini yaksan
Başına peygamber sarığı taksan

Bulunmaz hak veren bir doğru sözlü
Herkes olmuş kardeş yiyen aç gözlü

Yolsuzluğu algılamak adına
Dürüstlük kimsenin gelmez yâdına
Her türlü haramın bakıp tadına

Namuskârlık gösterisi yaparlar
Putlar yapıp sonra ona taparlar

Şeffaflığı çok soyunmak zannettik
Nice dâvâlara ihanet ettik
İffete ahlâka bin lanet ettik

Bizi bile şimdi bakıp şaşıyor
Başlarına külah takıp kaşıyor

Herc ü merç ettiğin bu topraklara
Gönülde salınan som yapraklara
Gökte dalgalanan al bayraklara

İhanetin bir bedeli olmalı
Bazen yüreklere korku dolmalı

Halledilmiş handan ferman alınmaz
Saklanan dertlere derman bulunmaz
Tütmeyen ocaktan duman salınmaz

Şehsuvarım üstümüze vazife
Bilmem tarif gerekir mi ârife

İmajımız ellilerde geziyor
Sanal dünya rakamlarla eziyor
Ödlek ajun korkumuzu seziyor

Bir diriliş muştusuna muhtacız
En mükellef sofralarda biz açız

Yeni imaj kazanmanın peşinde
Kan aradık kargaların leşinde
Herkes zirve yakalarken işinde

Temettünün oyununa aldandık
Doğanların evlerine dadandık

Kulak ardı ettik ata sözünü
Ay sandık şeytanın o kör gözünü
Görmedik dâvânın asıl özünü

Tercih ettik mazruflara zarfları
Küstürdük toprağı, sevdik torfları

El oldu toprağa tohumlar, sular
Zehr oldu denize hep akarsular
Boşa çıkmadı hiç hain pusular

Ne Mecnûn’dan, ne Leylâ’dan eser var
Âyân oldu her şey ne sır, ne ser var

Kuru lafla yaraları sardılar
Altın tozla kum çakılı kardılar
Kayaları ejderhayla yardılar

Tünel ucu cehenneme açıldı
İçine de gonca güller saçıldı

Gonca gülü yaktılar da yetmedi
Ektikleri kaktüs bile bitmedi
Bize ettiğini gâvur etmedi

Yoldaş bilip yolumuza almıştık
Evler verip biz kodeste kalmıştık

Kalem verip yazar ettik kimini
Döşedik evine ilk kilimini
Kafası almadı gök çekimini

Şimdi bize bakıp burnun buruyor
Hainlerle hemhâl olup vuruyor

Arkadaş kazığı yemem üzmedi
Zalim şahlar beni böyle ezmedi
Gönül böyle rezil, zelil gezmedi

Şehsuvarım dediklerim kâr kaldı
Evlâdıma miras diye ar kaldı

Güzel kızlar gördüm şora yazdılar
Ne pehlivanları yora yazdılar
Ölümü, hayatı çora yazdılar

Simülasyon hareketler aldatmış
Vekil seçtik, dumalarda saldatmış

Bir vakitler kula kulluk yok idi
Güzellerde allık pulluk yok idi
Vazife yaparken yolluk yok idi

Şimdi her şey menfaate ayarlı
Hisler sade yoz medyaya duyarlı

Çöllerde buz kestim, dondum kavruldum
Ayazda terledim, yandım kavruldum
Seni bencileyin andım kavruldum

Gurbetlere, sılalara tül indi
Hasret lafı lugatlerden silindi

Annemizin koynundayken baş olduk
Davamızın yollarına taş olduk
Güzel gördük saniyede şaş olduk

Cemal Amca bel bağladın derneğe
Gitti girdi fahişeyle gerdeğe

Başbuğları şimdi çaşıt yaptılar
Doğru yoldan eğrilere saptılar
Hazır miras bulup hemen kaptılar

Tarihi çarpıtmak moda olmalı
Saf su diye içtik soda olmalı

Ehli derdin anılacak çağıdır
Yaraların onulacak çağıdır
El üste el konulacak çağıdır

Yaralarım içten içe büyüyor
El vermiyor sırtı dönük yürüyor

Begonyaya, sardunyaya bakardık
Gül gördü mü mazi diye kaçardık
Müstebiti ilah sanıp yakardık

Gülistana dönsek bizi alır mı
Acep bilmem gülistan da kalır mı

Cemal Amca gül açardı terinden
Yiğitler kaçmazdı o cenk yerinden
Müstebitler göz yumardı ferinden

Cenk yerinde Pazar kurdu mirashor
Satıp durdu; kurdu, yurdu mirashor

Biz çocukken köyde davar güderdik
Vekillerin ardı sıra giderdik
Şanlarına türlü laflar ederdik

Ederdik de kaval gibi gelirdi
Çoban gördü, kıskançlıktan delirdi

Kentte haber köyde davar güderdik
Adam olduk vekil ardı giderdik
Kentli gibi türlü laflar ederdik

Merak sardık arsızların yadına
Şan düşürdük ad bilmezin adına

Cemal Amca yeni andım adına
Nicedir anlamadım muradını
Şimdi bildim devrimizin tadını

Kaç yıldır damakta bir acılık var
Gönülde bir derin yakıcılık var

Bir sığınak, bir istikbal bulmadan
Dağ devirdim, çöl çevirdim yılmadan
Yoldaşları kullara kul kılmadan

Kurşunlara hedef oldum dönmedim
Gark oldum da azgın sele sönmedim

Bir derin kuyuya attılar beni
Şeytanca rüyaya kattılar beni
Üç kez kalp paraya sattılar beni

Hayâlî dostlarla postu kaldırdık
Mizan şaştı, asta üstü aldırdık

Yâre varır kim ki candan geçerse
Gam biter eğer ki hândân geçerse
Ülküdaşlar vay ki kandan geçerse

Şehidi mezarda anan bulunmaz
Davanın bahtına yanan bulunmaz

Âsûmâna uzanırken yer aktı
Cinlerden ve meleklerden ter aktı
Hayır sandık oluk oluk şer aktı

Uçmağa varanlar uçuk oldular
Ne âkîller gördük, kaçık oldular

İhtiyatlı davranmalı diyenler
Sonra dönüp yetim malı yiyenler
Kara kışta kara şalı giyenler

Giydiler de bezirgâna yol döndü
Mankurt başta sağ söğündü, sol söndü

Savaş bitti savaşçılar dönmedi
Seferberlik çıraları sönmedi
Anaların gözyaşları dinmedi

Bekle dedim, beklemedi nöbette
Kanı bozuk akacaktı elbette

Talih tüyden kaçacaktı besbelli
Kuş yuvadan uçacaktı besbelli
Dala ümit saçacaktı besbelli

Hâzân geçti, kar eridi, yaz geldi
Üç yüz saat tek bir güne az geldi

Beyaz sayfa açacağım dediydi
Yeni şeyler yazacağım dediydi
Aşk mektubu saçacağım dediydi

Kalem aldı bıçakladı kağıdı
Önce vurdu, sonra yaktı ağıdı

Ak güvercin kara karga olunca
Meyil saza değil orga olunca
Ölür bebek, heves morga olunca

Kiliseler çanlarını çaldılar
Genç şehitler kanlarıyla kaldılar

Katilini dost belledi bilmeden
Gömleğinde kalan kanı silmeden
Kendi kardeşine bir gün gülmeden

Kandı gitti, karşı köyün kızına
Erişemez onun kimse hızına

Şehsuvarın bilmediler nerdedir
Eski dostlar unutulmuş yerdedir
Gayri artık arş düdüğü erdedir

Atlar kaçsın, süvariler er olsun
İçtiğim su yanağında ter olsun

Cemal Amca elde olan hep yitti
Çatı düştü, ocak söndü, gün bitti
Yarın küstü, bugün durdu, dün gitti

Maziyi atiye bağlıyamadık
Beklenen huzuru sağlıyamadık

Seyirtme gözünü derin ziyâdan
Çekinme, yılma kes nefsi hevâdan
Hem hevâdan kes hem kalbi riyâdan

Ebedî muştuyla atmalı gönül
O derin kuşkuyla yatmalı gönül

Ağlasın kerpiçci, yağmur yağsın da
Bir ömür emeği onlar sağsın da
Acı bir teselli bize kalsın da

Varsın adımızı anan olmasın
Muştuyu getiren vâde dolmasın

Yel gibi gelenler gider sel gibi
Dal gibi çocuklar koptu el gibi
Keser ilik yollarını bel dibi

Yiğit yarasına yiğit katlanır
Kalp isterse eğer el pusatlanır

Bilirsin içim içimi yiyordu
Kimi gafil bunu korkuya yordu
Çekiver ipini şeytan diyordu

Cemal Amca tahammül yok, sefer yok
Herkes başbuğ olmuş, tek bir nefer yok

Gençliği rejimin bekçisi sandık
Zemheri ayında zaferler andık
Devletin derdiyle çok oyalandık

Koç beyoğlu bey olmazsa yol döner
Hem sağ döner, hem sol döner, rol döner

Oda yandık ev-ednâyı duyarak
Karıştık eşyaya esmâ sayarak
Hikmetine vardık, kırka uyarak

Geçerken gönüller mülk-i fenâdan
Fenâ gülzârına daldık fezâdan

Lokman habersizse devâ neylesin
Askere düştüyse lerze söylesin
Varsın Sultan hoş gönlünü eylesin

Niye böyle aldanmışsın ağyâra
Elbet nefsi azdırmıştır emmâre

Alnı parlar şems-ü kamer nuruyla
Her vakit semâda gezer ruhuyla
Aktine uymayan boş gururuyla

Gezer okyanusu, boğulur çayda
Hedefi şaşırır oklar da, yay da

Profesör oldular da ne oldu
Şanı, îtibârı parlayıp soldu
Çöp sepetlerine tezleri doldu

Profesör geldi yüce makama
Yüce makam rozet oldu yakama

Kitapçıya sordum, bir kitabı yok
İnsanlara doğru bir hitâbı yok
Şahsına münhasır bir şitâbı yok

Davanın sahibi kalmamış yazık
Sine-i millete saplandı kazık

Kula kulluk ekolünden sapmadan
Hasletinden bir özellik kapmadan
Eylem planından bir iş yapmadan

Yüce kurtarıcı desen ne çıkar
Kim getirir eli eline çakar

Kul hakkı gerçekten en büyük vebâl
Saysam üstündeki hakkımı zinhâr
İncesu’dan arş-ı âlâya uzar

Sen ne yapsan onu ödeyemezsin
Sivas’ı altınla döşeyemezsin

Üç beş yalakayla yol bulsan ne var
Her yere uzayan kol olsan ne var
IMF tekstinde rol alsan ne var

Millet pâyesini miras mı sandın
Öyle sandın ise yandın ha yandın

Dağda Hızır gördüm, denizde İlyas
Yazgım İskender’den bir ebedî yas
Bakanından hayır görmedi Sivas

Bu toprağa mâsivâdan uzandık
Devletlûye temennâdan usandık

Gülistanda baykuş böyle ne gezer
Bülbül yoksa niçin güller göz süzer
Cemal Amca bu kıskacı kim sezer

Temettünün oyununu bozan kim
Strateji kitabını yazan kim

Eşkiyanın ne işi var dergâhta
En nâdîde mücevherler tezgâhta
Huzur adı duvarlarda, bargâhta

Leylek uçar leyleklerle birlikte
Birlik aşkı yüreklerde, dirlikte

Kızıl güle düştü, mor nilüfere
Gün doğuyor artık haydi sefere
Azıklar verilsin her bir nefere

Koy açılsın yollar yeni yollara
Can suyu uzansın en uç dallara

Geceyi, gündüzü, yedi yıldızı
Kayar renklerinden bir deniz kızı
Simsiyah kapağa altın yaldızı

Çeker çepeçevre mor sinelerden
Alacağın nedir hazinelerden

Yedi gök, yedi yer; dağlar, denizler
Bir buruk acıyla dolar genizler
Celâlî gelen izler, giden izler

Cemal Amca samanyolu resim mi
Bu resimde son ümidin Rasim mi

Alayık ehline niçin sorarsın
Ehli tecridi o ne bilsin varsın
Cihanı terkeden deyyâr ararsın

Canından geçeni bul vay ona sor
Enel Hakk diyeni kul say ona sor

Fâş eyleme sırrımızı herkese
Siste kaldığın an kulak ver sese
Ensende soluyan sinsi nefese

Temkinli ol ölçeğini yitirme
Ehl-i derdi kurda kuşa yedirme

Yol kapağı İstanbul’a atmaktı
Erenköy’de bir adam yaratmaktı
Arvasi’yle geceye ruh katmaktı

Gece bir hendeğe düşercesine
Soğuk pınarlardan içercesine

Tercüman’da Kabaklı’ya uğrardım
Vakfa geçip Genç Osman’ı yorardım
İstanbul ahvalin ondan sorardım

Niyazi Ağabey çıkar destandan
Ruh olup gönlüme akar destandan

Gündüz samanyolu seyreden kızlar
Gece dönencede sönen yıldızlar
Gençlik damarlarda tükenen hızlar

Tekerlerin asfalt yolda dönmesi
Bütün heveslerin seste sönmesi

Hüseyingazi Tepesi ses vermez
Duvar gelir üstüne nefes vermez
Eskimiş oyuncağın heves vermez

Ben giderim Mamak yansın haline
Allah düşürmesin onun eline

Görünür de bir gün Musa’nın Tûr’u
Kalbe doğru akar İsrafil Sûr’u
Biri açar bize Beyt-ül mâmûru

Hepsi birden bir fenâda uyanır
Umalım ki intifada dayanır

Baraj yıkılınca batan şehirler
Her şeyi önüne katar nehirler
Vâde gelir, abes kaçar tehirler

Yol yordamı bilemedik yıllarca
Yıllar boyu kan sürüdük yollarca

Kürek çektik akıntıya durmadan
Yol yordamı hiç kimseye sormadan
Geleceğin kurgusunu kurmadan

Avunup geçmişle kaçırdık günü
Hatırlatan çıkar yaşanan dünü

Serin servilerin altında yandık
Zehir pınarlardan içtikçe kandık
Meğer dost değilmiş, biz öyle sandık

Bağrımızda beslemişiz yılanı
Yolumuza düstûr kıldık yalanı

Fırsatçı giyindi sırta cübbeyi
Birkaç pula terkeyledi hubbeyi
Değmez boş iş, kubbe yapmak habbeyi

Nevruz, Nazım, Türkistan’la Avrasya
Hep böyle giderse çöl olur Asya

Armut piş ağzıma düş der dururdu
Hemen her toplantıda yer bulurdu
İtibar görmezse pek kudururdu

Fedâkârlık, vefâkârlık bilmezdi
Omuzlara basa basa yükseldi

Yürür mü hiç lafla peynir gemisi
Ne yapardı olmasaydı emmisi
Palavracı adamların hemmisi

Vaadlere nasıl kandı bu millet
Şimdi düşmez yakasından hiç zillet

Adam bakan oldu buldu rahatı
Leyleğin laklakla geçer hayatı
Görevi hep yurtdışı seyahatı

Garip köylü onu sandı vekili
Köye varmaz, paçasından çekili

Onun her lafını doğrudur sanma
Gönlün tercümanı lisandır amma
Sonradan pişmanlık içinde yanma

Mantar gibi yerden biten adamlar
Zincir kıran, dağ deviren adamlar

Vicdan titrek titrek tel tel dökülür
Tarihi döndüren çarklar sökülür
Geçmişi silenin eli bükülür

Bir zamanlar nesillere umuttuk
Dün ne oldu, bugün hemen unuttuk

Yatarken kalkarız diye bekledik
Umutları umutlara ekledik
Koşacağız derken bak emekledik

Geçip gitti gençlik de, olgunluk da
Bir soluktu açlık da, doygunluk da

Hangi aşkı sonsuz gördük sorsana
Hangi aşk uğruna ölmek zor sana
Ufukları teslim ettik korsana

Biri yere daireler çizdirdi
Çıkanları dairelerde ezdirdi

Ne iş oldu, kurt kocaldı, it daldı
İt bunu halk duysun diye at saldı
Tek mûteber it ardında bit kaldı

Keyifle “gak” dedi dalında karga
Gittiler koca kurtlar bir bir morga

Ata binemeyen ne şehsuvarlar
Buyruk çalıp dil altında yuvarlar
Ferhat olup memleketler suvarlar

Bozkurt ordusuna kim oldu başbuğ
Hakan çadırından koptu dokuz tuğ

Arvasi, Ülkümen o yaşlarında
Nefreti gördüler er kaşlarında
Mahkeme sonrası telâşlarında

Utandı da Mamak kara gömüldü
Fersûde geceler zâra gömüldü

Nevzat Abi savcıları kızdırdı
Soyer’in hışmını fena azdırdı
Ön cezaya som cezalar yazdırdı

Sallanan ayaklar başlara değdi
Oturum Başkanı başını eğdi

Bilmem adı neydi o Töb-Der’linin
Görünürdü kemikleri elinin
“Zahidem kurbanım” diyen dilinin

Ardında baklayı kim çözebildi
Ortak paydamızı kim sezebildi

Maraş’tan şairler sökün ederdi
Karakoç Alper’e vur emri verdi
Ali Akbaş masalları dererdi

Cemal Amca Haşim nasıl gülerdi
Saf saf bıyıkların bürerdi

Süleyman Yurdakul Stüdyo eS’ti
Dergiler çıkardık, güzel hevesti
O eski anılar nereden esti

Nerde eski bağlar, arkadaşlıklar
Leman Dergisine kaçtı başlıklar

Ahmet Tevfik Ozan bir aşk mahiri
Dağlarardı şiirleri şairi
Vekil seçti bizim doktor Tahir’i

Çevirirdi Kayseri’ye gideni
Tedavi ederdi ruhu, bedeni

Haydar Çağlayan’a götürdüm deli
Baktım ki sonradan olmuş bir veli
Bir erenden almış olmalı eli

Büyük buhranların kanıtı Burhan
Mümtaz rayihalar saldı buhurdan

Efendi Barutçu aşmış eneyi
Dergâha döndürmüş mapusaneyi
Çağa bağlar zevkle yatan seneyi

Ölümden ötesi yok ya dünyada
Nice garip bile tok ya rüyada

Akşamları bazen güreş tutardık
Kış gecesi boza içip yatardık
Sen uyardın üstümüzden atardık

Sair gelir, tafra atar, can sıkar
Muhsin Başkan sarma takar gaz çıkar

Ali Güngör “sayın” dedi atıldı
Hain ordusuna o da katıldı
Üç kuruşa ne dostluklar satıldı

Falkonetti demirperde baykuşu
Nasıl başbuğ yaptı kurtlara kuşu

Rüzgârın oğluyla uçan general
Altıncı bölükten İbrahim Oral
Bir yanda Tuna var, bir yanda Aral

Eski dost Yaşar’ın dostu Haberal
Bizden geçti tez makam kap, tez yer al

Ülkü Yolu dâvâmızın takıydı
Hoca Ahmet kaşık yontan çakıydı
Her Bayburtlu yumurtanın akıydı

Hanlarova Azerbaycan bülbülü
Zeybekse Turan’ın solmayan gülü

Siyonizm üstâdı Yesevizâde
Bir beyaz pîr idi, bir asilzâde
Banker oldu finansmandan azâde

Başbuğ Ali leylâsına kavuştu
Yesevînin müridleri savuştu

Anladım ki dünya malı yalandır
Alan alsın mallarımı talandır
Sanmasınlar bir fermandan kalandır

Tacı tahtı verdik şahın yoluna
Elbet yol gösterir kemter kuluna

Dost yoluna terkeyledin varını
Kendin için beklemedin yarını
Kimler bozmuş zamanın âyârını

Pusulalar yönsüzlüğe kilitli
Yollarımız kestaneli, pelitli

Ordu kuşatılmış sultan habersiz
Füsun oynaşıyor Altan habersiz
Atlet kirletilmiş, mintan habersiz

Devâsız derdine Lokman neylesin
Kemal Derviş gelsin fermân eylesin

Azığı yok, yazığı çok memleket
Hayâle asılan garip meskenet
Bize ders olmadı mı Muavenet

Terkeyledik varımızı yoluna
Amerika bizi de tak koluna

Sabahın hayrı var, akşamın şerri
Koş kıra her sabah mecnun, serseri
Şehri sil, kır asil git dönme geri

Şehirler kirlendi, tutsak mâbedler
Sayfayı çatmadık, aksak mâbadlar

Şafak uyanınca her yandan bir ses
Seslenir toprak “mevtâya bir nefes”
İnsanoğlu hep değişen bir heves

Sandık derviş olduk boşa aldandık
Derviş olsak eğer şimdi sultandık

Ayna verdik baksın diye yüzüne
Aldanmasın kem gözlerin sözüne
Güvensin, inansın kendi gözüne

Elde ayna, nefsine heves oldu
Sûretini görüp put-perest oldu

Tevekkül ehliyiz, Hâk yâverimiz
Gönlümüz şad, ehl-i takvâ yârimiz
Sonsuzluk kervânı çağ seferimiz

Ne gülümüz eksik, ne gül-zârımız
Belki sâde cilve-i dildârımız

Vay! Vay ki milyon kez, eylûldür zaman
Eylûl soldurur hep, hiç vermez aman
Esiyor vay ki vay rûzîgâr yaman

Varaklar uçuştu, döküldü harfler
Zarife danışman oldu ârifler

Gaf ile edilen kelâm nâfile
Sokak haydut doldu bu son af ile
Pranga meydanlar, zincir kafile

Zincir kıran, dağ deviren adamlar
Sünepenin izlerini adımlar

Yer sarsıldı, abandı gök hışımla
Ürperdim cihanda tek kalışımla
Zamanı donduran kalp atışımla

İşte dedim budur bâs’ubâdelmevt
O nefes verince olur ruhlar mest

Ne yüce olsa dağ yol onu aşar
Oy vermese millet sol onu aşar
Sağ baştaysa kara-kol onu aşar

Tarla sele gitti elbet derede
Harman yele gitti çıplak tepede

Siyaset yağlanan, çevrilen börek
Torpil yap da reis, Anap’a girek
Diyen fırsatçının halini görek

Hem dava adamı, hem mebus oldu
At arabasıyken otobüs oldu

Koşup durdu ihaleler peşinde
Hile hurda yalan dolan işinde
Rüşvet zarfı eksik olmaz döşünde

Bugün artık muteber bir şahsiyet
Ona hizmet etmek tam mesuliyet

İmaj yapar, imaj kapar şaşarsın
Binaenaleyh istersin ki başarsın
Bayrak düşer, mecbur kalır koşarsın

Yardım etsen yanlış anlar gubarır
Vardın diye neşesinden zıbarır

Hak yazmaz deftere, kul azmayınca
Hızır yetişmez, kul sıkışmayınca
Günahla ülküyü bir yazmayınca

Belâ niye gelsin senin başına
Yaban olma toprağına, taşına

Bu tafrayla senin yolun bulunmaz
Kürk ile börk ile adam olunmaz
Gubarsan da tüyün bile yolunmaz

Olursan ey gafil, zulm ile âbâd
Bekle ki artık âkıbetin berbâd

Vah, içimi o dağlayan zamanlar
Unutulup bar bağlayan zamanlar
Apansız çıkıp çağlayan zamanlar

Ne günlerdi çok can verdik toprağa
Yazmadan onları altın yaprağa

Emanet alınan davaya daldık
Parsayı el aldı, biz zurna çaldık
Kendi evimizde misafir kaldık

Onuncu köydeyim dikkat sözüme
Hesaplı konuşmak terstir özüme

Şahsi hesabım mı var ki biriyle
Ne ölen biriyle, ne bir diriyle
Kendi içindeki fikir kiriyle

Karıştırdın zahar bir başkasıyla
Tafra satma şair fiyakasıyla

Onca ihaneti birlikte gördük
Bizi bilmez bazı yeni yetmeler
Yanımızda mazisini tekmeler

Olmaz benim onla bunla hesabım
Toprağı satarsan taşar âsâbım

Bendim elmalarla düşen göklerden
Elimde her zamanki çöreklerden
Çocukluk en yüce ereklerden

Nerde kaldı o çocukluk düşleri
Misafir odasının gülüşleri

Misafirler masallardan gelirdi
Ortaya bakır sini serilirdi
Tandır ekmek tulumla dürülürdü

Munzur Dağı düşlerimi bölerdi
Ebabil elmalar dağı delerdi

Düşlerimle geldim ben hep buraya
Düştü eski çevre bulanık suya
Akıp gitti o yılanlı kuyuya

Cemal Amca anıları aşamam
Ben buradan çıkar isem yaşamam

Cemal Amca devir yaman devirdi
Amma bazı bazı aman verirdi
Yaman devri zulme yalan çevirdi

Bu ne yurttur, özgesi yok yâdı var
Şehitlerin ülküsü yok adı var

Bir ordu milletiz en çok dövüşen
Hem Allah’la, hem şeytanla görüşen
Her dervişle saltanata üşüşen

Bayrağın üstünde kan süzülüyor
Yıldız lime lime ay büzülüyor

Bırak biz taşırız ilk değil balam
Öküze boynuzu yük değil balam
Bizde kahramanlık çök değil balam

Kahramanlık idraktedir, ruhtadır
Eyvahta değildir, içten ahtadır

Kahramanlık göz yaşıdır, melâldir
Yıldız kırpan zülfikârdır, hilâldir
Kahramanlık haram değil, helâldir

Bizden değil anlamayan melâli
Düşürenin kanı haktır hilâli

Ucuz kahramanlar durmadan söver
Eşeği dövemez, semeri döver
Eşkiyayı, zulmü, haramı över

Değneksiz geziyor, köpeksiz köyde
Ona meftun olmuş ağa da, bey de

Ne yüzünü görmek, ne de bir şeker
Katrandan şeker mi, cinsine çeker
Cemal Amca çivi çiviyi söker

Dinsizin hakkından gelir imansız
Öterse keserler horoz zamansız

Bülbülün çektiği dili belâsı
Eski baykuşlara fermân salası
Düşmanla çevrildi ili kalası

Bülbülün yerini kapan kargalar
Hem bülbülü, hem baykuşu yargılar

Bunca yükü taşır mıyım bilemem
Çabalama kaptan kaldım gidemem
Limanları dolaş da gel diyemem

Var git yeni denizlere yelken aç
Patiskadan yapma renk renk gülden saç

Hayâller içinde kanar fallara
Çalıkuşu gibi konar dallara
Yanaktan yanağa yanar allara

Çok malda haram var, çok lafta yalan
Her çiçeğin yaprağında oyalan

Çiftçiye yağmur hak, yolcuya kurak
Kimine gülden tak, kimini bırak
Sığar mı çuvala koskoca mızrak

Oturan aslandan gezen tilki yeğ
Lök ağalar değil, soyu belli beğ

Mayasız yoğurt tutmaz atasız yol
Tutmaz aşksız sağ ile rotasız sol
Global köle medya beşinci kol

Dokunma sarhoşa kendi yıkılsın
Yen içinde yapma kolu kırılsın

Darı eker mi hiç serçeden korkan
Ne bu telaş adın madem ki Tarkan
Düşer tepe üstü yüksekten sarkan

Muradına erer sabreden derviş
Mürvete endâze biçmek de bir iş

Sayılı günlerdir tez geçer elbet
Sel gider kum kalır değişir nöbet
Bugün yaptığını unutma, not et

Sahibinden evvel girdin ahıra
Bundan böyle havalesin kahıra

Üç katı üç âlem evden korkulur
Sahipsiz bir eve it buyruk olur
Üç kapıdan üç bin fitne sokulur

Nedelim de kapıları tutalım
Bey çıkartıp marabayı atalım

Kırk yılda intikam alınca deve
Ne çabuk oldu der dönünce eve
Yediklerine onu da ilave

Yaparlar hamuduyla götürenler
Gemisini karada yürütenler

Bildiğini yapar devletlü, deli
Arz endam etti saltanatlı veli
Bu üçünün ocağına düşeli

İşimiz gücümüz pösteki saymak
Ne al, ne ak, ne baş belli ne ayak

Devlet başa dedik, leşler uyandı
Tahammül sınıra gelip dayandı
Çağ bir an, hırs atlı, yürek yayandı

Sonradan anladık olanlar oldu
Ateş çukuruna dolanlar oldu

Çıkarda ileri, ahlakta geri
Dökmüyor bir davada alın teri
Sıçan bile bilir çıktığı yeri

Yeni dava adamı çıkar yanlısı
Nerde eski zaman delikanlısı

Oda yandık ev-ednâyı duyarak
Karıştık eşyaya esmâ sayarak
Hikmetine vardık, kırka uyarak

Geçerken gönüller mülk-i fenâdan
Fenâ gülzârına daldık fezâdan

Lokman habersizse devâ neylesin
Askere düştüyse lerze söylesin
Varsın Sultan hoş gönlünü eylesin

Niye böyle aldanmışsın ağyâra
Elbet nefsi azdırmıştır emmâre

147
Alnı parlar şems-ü kamer nuruyla
Her vakit semâda gezer ruhuyla
Aktine uymayan boş gururuyla

Gezer okyanusu, boğulur çayda
Hedefi şaşırır oklar da, yay da

Cemal Amca kaytıp ata eline
Özge tutup dilimizi diline
Dönekliği verip bozkır yeline

Böyle diyor şanıraktan esen yel
Zaten maziyle bağ, pamuktan teğel

Taşlara basınca uyandı sular
Kızaran güne bakıp yandı sular
Çağlayıp duvara dayandı sular

Yüzünde ay gibi parlardı sular
Üçlere kırklara akardı sular

Celladın afet-i canındır senin
Merâmın Mansûr-ı dârındır senin
Ahın nâme-i hezârındır senin

Yârdan kahr ile nazar düştü yâ Hû
Bahtımıza intizar düştü yâ Hû

Söz yarım, haydi dûa-yı seyyide
Göz yarım, haydi senâ-yı seyyide
Köz yarım, haydi fenâ-yı seyyide

Sözle bağrını göz Hây deyû açtı
Közde nâr oldu dil, Hû deyû uçtu

Ya kuzgun leşedir ya devlet başa
İnanmazız artık kavim kardaşa
Kendi bozkurtunu çiz dağa taşa

Asenalar dansöz oldu kurtuldu
Börteçine kör kuyuda uludu

Düştüm birdenbire çoktan çok aza
Davul tokmağından ince bir saza
Yayla havasından buzdan ayaza

Sıla böyle tutmaz böyle yanmazdı
Gönül her gelene böyle kanmazdı

Ne bilelim gardaş yan yana yazdı
Sıcaktan terlerken yaz dona yazdı
Aşk namelerini yâr kana yazdı

Kağıtlar, kalemler, havalar döndü
Mevsimler, sevdâlar, dâvâlar döndü

Cemal amca vakit tamam olunca
Haktan izin çıkıp vâde dolunca
Ömür sayfaları bir bir solunca

Şehsuvar da kalanlara göz eder
Kalanlar da belki ondan söz eder

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

21 Ağu 2017

19.08.2017 / ANKARA Çok karışık duygular içerisindeyim. Bugün öğle namazını müteakip ANKARA'nın Çubuk ilçesinin Kuruçay köyünde, Nuriye TÜRKÖNE Hanımefendi'yi toprağa verdik.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Ağu 2017

Nurullah KAPLAN

08 Ağu 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 26,12 M - Bugün : 2358