« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Mahmut Şevket Paşa (1856-1913)

, 11 Haz 2018

SONRAKİ HABER

SULTAN YILDIRIM BAYEZİD HAN

, 04 Mar 2018

04 Mar

2018

Yıldırım Bayezid Hân’ın Şahsiyeti

AHMET ŞİMŞİRGİL 01 Ocak 1970

1360 yılında Bursa’da dünyaya geldi. Babası Murad-ı Hüdavendigâr, annesi Gülçiçek Hatun’dur. Küçük yaştan itibaren zamanın en mümtaz alimlerinden olan Bursa kadısı Koca Mahmud, kazasker Çandarlı Halil ve Kara­manlı Molla Rüstem’den ilim öğrendi. Babasının seçme komu­tanlarından askerlik eğitimi gördü, orduları sevk ve idare dersle­ri aldı. Küçük yaşlardan itibaren savaşlara da katılmaya başladı. Do­ğuştan kumandan vasıflıydı. Kahramanlığı ve cesareti ile ün yap­tı. Çok cesurdu. Fevkalade hızlı hareket ederdi. Ordularını da sü­ratle istediği yere sevk eder, düşmanlarının hiç beklemediği anda karşısına çıkardı. Yıldırım unvanını hakkıyla kullanırdı. Mizaç iti­bariyle asabi idi.

Ani vakalar karşısında itidalini ve soğukkanlılığını muhafaza eder, kararını verir ve pek süratle uygulardı. Bir hamlede Anadolu beylerini ortadan kaldırarak Ege sahil­lerine ve Samsun havalisini zapt ederek Karadeniz sahillerine in­miştir. Anadolu Türk birliği projesini bir ideal edinmiştir.

Niğbolu muharebesinde; askerlerini sevk ve idare, düşmanı imha konusundaki mahareti, kendisinin üstün bir kumandan ol­duğunu göstermektedir. Büyük Cihangir Timur Han’ı hiç tahmin bile etmezken Anka­ra önünde baskın halinde yakalaması askeri kudretinin diğer bir ispatıdır. Ancak bu halden istifade etmeyerek düşmana fırsat ver­mesi, kendisine ve ordusuna aşırı güveni aleyhine olmuştur. Ka­ra tatarlarla Anadolu beyleri kuvvetlerinin ihaneti ise, bu savaşta Yıldırım’a en büyük darbeyi vurmuştur.

Tarihler, Bayezid’in gerek fetihlerinde gerekse tebaasına kar­şı fevkalade âdil davrandığı hususunda müttefiktir. Konya muha­sarasında, Sivas’ın ilhakında, Rumeli fütuhatında ortaya koyduğu âdil davranışlar örnek olacak derecede yüksektir.

Her gün belirli bir zamanda herkesin kendisini görebileceği bir yerde durur, dört bir yandan gelen tebaasının şikayet ve arzu­larını dinler, haksızlığa uğrayanların haklarını derhal iade ederdi. Kadıların hükümlerine kesinlikle karışmaz ve kimseyi karıştırmazdı.

Bir rivayete göre, Rumeli’de kadıların rüşvet aldıkları şayiası ortaya çıkmıştı. Derhal tahkikat açtıran Bayezid, suçu sabit olan­ları Yenişehir’de bir eve kapattırdıktan sonra yakılmalarını em­retmişti. Padişah’ı büyük bir hiddetle verdiği bu kararından, başta Vezir-i azam Ali Paşa olmak üzere ulema ve alimler güçlükle vazge­çirdiler. Ali Paşa bunların aldıkları ücretin az olduğunu bu sebeple böyle bir yola tevessül etmiş olabileceklerini belirtmesi üzerine padişah kadılara maaş bağlattı. Bu olaydan sonra devlet işlerin­de en küçük bir suistimal dahi görülmedi.

Yıldırım Bayezid Han, alimlerin sohbetlerinde bulunur, devlet meselelerini onlarla istişare ederdi. Allahü teâlânın emir ve ya­saklarını bildiren sözleri canla başla kabul ederdi.

Birgün padişahın mahkemede şahitlik etmesi gerekiyordu. Mahkemede herkes gibi o da ellerini önünde bağlayarak ayakta bekledi. Devrin Bursa kadısı Molla Şemseddin Fenari dik dik pa­dişahı süzdükten sonra şu hükmü verdi:

“Senin şahitliğin geçersizdir. Zira sen namazını cemaatle kıl­mıyorsun. Elinde imkan olduğu halde namazlarını cemaatle kıl­mayan biri yalancı şahitlik edebilir demektir.”

Bu itham karşısında herkes Yıldırım Bayezid’in hiddetlenme­sini bekliyordu. Fakat o boynunu büküp mahkemeyi terk etti. Bu hadiseden sonra sarayının yanı başına bir cami yaptırdı ve na­mazlarını cemaatle kılmaya başladı.

Yıldırım Bayezid Haçlılarla yaptığı muharebeler neticesinde el­de ettiği ganimetleri, halkın refahı için harcardı. Bir çok cami ve imaret yaptırdı. Bunlardan en mühimi Bursa’da yaptırdığı Ulu Cami‘dir. Uludağ’ın eteklerinde nefis bir manzara içerisinde ise Yıl­dırım Camiini yaptırdı. Bunun karşısına da medrese, imaret, mi­safirhane ve hamam ile hastaların tedavisi için bir darüşşifa inşa ettirmiştir. Mısır’dan getirttiği tabip Şemseddin’in idaresine verdi­ği Şifahanede bir baş, üç yardımcı tabip, iki eczacı, iki şerbetçi ile aşçı, ekmekçi, hastabakıcı ve hademeler görev yapıyordu.

Yıldırım Han ayrıca Amasya, Sivas, Kastamonu, Tokat ve Konya darüşşifalarını da geliştirdi.

Üç değirmen çevirecek kadar kuvvetli olup lezzeti ve içimi ile tanınan Akçaoğlan adındaki suyu Uludağ’dan kapalı künklerle şehre indirtti. Yaptırdığı imaret yanında kemer ve taklar üzerin­den geçirtip cami, medrese ve hamama dağıtmış kalanını mahal­leler için ayırmıştı. Her mahallede yaptırdığı nice güzel görünüş­lü çeşmelerden bu suyu akıttırdı. Yıldırım Bayezid’in bunlardan başka Kazeruni dervişleri için Bursa’da bir zaviyesi, Edirne’de ca­mi ve imareti, Karaferye, Kütahya, ve Balıkesir’de camileri var­dır. Bütün bu tesisleri için çok geniş vakıflar tayin etmiştir.

Yıldırım Bayezid Han hakkında ilk Osmanlı tarihçilerinden Ahmedî:

“Ata ve dedeleri gibi âdil ve kamil idi. İlim ehlini çok sever on­lara hürmet gösterir, ihsanlarda bulunurdu. Allah adamlarını (abid ve zahidler) hoş tutardı. Adaletiyle, Rum içinde mamur ol­madık yer bırakmadı.”

Şükrullah:

“Bayezid Hünkar, beylik tahtına oturunca atalarından ve de­delerinden daha iyi olarak adaleti ileri götürdü. Yoksullara acıdı, bayları yüce tuttu. Kötü ve şüpheli işlerden kaçınmayı ve Al­lah’tan korkmağı birinci iş bildi.”

Nişancı Mehmed Paşa:

“Sultan Bayezid âdil, bahadır, alimleri ve fakirleri seven, zen­ginlere şefkat gösteren bir hükümdardı.”

Aşık Paşazade:

“Yıldırım her cuma günü bulunduğu şehirde fukaraya sadaka­lar dağıtırdı”, demektedirler.

Hoca Sadeddin Efendi ise eserinde, Yıldırım Bayezid Han bahsini şu mısraları ile tamamlamaktadır:

Gerçi o sultana zarar değdi,

Ama, bunu soyu için denedi.

Geriye kaldı asil çocukları

Anılmaktadır hep hayırla adı

İyi bir ad bırakmak ona yeter

Unutulmamak her kederi örter

Düşmanına başını hiç eğmedi

Yüz yüze savaşmaktan çekinmedi

Yele verip devleti çerağını

Kınında gizlemedi kılıcını

Gayret ile korudu namusunu

Şerefiyle vermedi konuğunu

Timur’a zaferi verdiyse de Hak

Tahtına soyunu etti müstehak

Gözetmeseydi Osman soyunu

Ta o zaman yıkardı boyunu

Peygamber uğruna baş koyunca

Bunlara devleti verdi soyca

Olunca dilekleri hep iyilik

Sürüp gitmedi bu kargaşalık

Allah sevgisiyle Osmanlılar

Hanlığı Hak’tan böyle aldılar

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

Selçuk Türkoğlu... Ülküdaşım... otuz yıllık arkadaşım… Memleketi Kayseri’den Bursa’ya yüksek tahsil için geldiğinde “teşkilatta” tanışmıştık. O yıllar sol örgütlerin platform adı altında güç birliği yaparak toparlanmaya çalıştıkları dönemlerdi… Türkiye genelinde Görükle, Beytepe ve Odtü kampüsleri eylem için pilot bölgeler olarak seçilmiş, jandarma bölgesi olması hasebiyle polisin müzahir olmadığı, örgütçülerin sempatizanları militanlaştırmak için rahat çalıştıkları alanlardı.

Efendi BARUTÇU

19 Haz 2018

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Nis 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 35,35 M - Bugün : 9521