« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Mahmut Şevket Paşa (1856-1913)

, 11 Haz 2018

SONRAKİ HABER

Semavi Eyice Hocaya veda

İlber Ortaylı, 03 Haz 2018

03 Haz

2018

O cümlelerin sertliği nereden geliyor

İbrahim Kahveci 01 Ocak 1970

Oldukça ciddi meselelerimiz var.
Yıllardır yazarım. İlk yıllarda (2009-2010) “Aman böyle yapmayın, bu gidişle Türkiye büyüme gücünü kaybedecek” derdim. Nitekim büyüme gücümüzü kaybettik. Yüzde 5,0 civarı büyüme oranlarında bile ekonomi ısınıyor. Hatta yüzde 1-2 büyüme oranlarında bile cari açık veriyoruz. Neden mi?
Çünkü yeterince üretemiyoruz.
Üretemiyoruz çünkü, üreticiden çok vergi alıyoruz.
Sonraki yıllarda da sorunlar üzerine çokça konular ele aldım. Örneğin 2014-2015 yıllarında finans sistemi üzerine çok eğildim. Özellikle ipoteğe dayalı bankacılık sistemi ile herkesin mecburen inşaatçı olduğunu anlattım.
Kısacası ekonomide sorunlar noktasında nerede ise herkesin uyanmasına çalıştım. Elimden geldiğince anlatmaya-izah etmeye çalıştım.
Bu arada hiç unutmamamız gereken noktaları da yeniden hatırlayalım: Türkiye “Orta Gelir Tuzağında” bir ülke değildir; “Orta Yaş Fırsatında” bir ülkedir. Fırsat ülkesi olarak potansiyelimiz çok ama çok yüksektir.
Genç ve dinamik bir ülkeyiz. Bu yıllarda çok ama çok çalışmamız lazım. Bütün sistemi bu fırsat eşiğine göre yapılandırmamız gerekiyor.
Yoksa fırsat yılları bir bir gelip geçiyor.
H H H
Bunları yeniden neden yazıyorum.
Ekonomik sorunları izahta mecburen daha sert cümleler kullanmak zorunda kalıyorum. Öncelikle bir sorun ortaya çıkmadan önce çözüme ulaştırılması bu alanda çok daha zordur. Hatırlayın Mehmet Şimşek’i... Bursa’da uyarıda bulundu ama Ankara’da kendisi uyarı yedi.
Önceki gün Dünya Gazetesinin manşeti: Vatandaş AB ve ABD’nin ekonomik baskı yaptığını sanıyormuş... Oysa AB ve ABD yıllardır bize para yolluyor. Gel de bunu anlat.
İşte bu ortamda sorunları dile getirmek ve çözüm aramak gerçekten çok ama çok zor.
Mesela dün... Yatırımlar noktasına değindim. Çünkü biliyoruz ki 16 yıldır finansal denge ile (yüksek faiz) sağlanan ekonomik yapının sonuna geliyoruz. Önümüzdeki dönemde çok ciddi kaynak sorunları oluşacak. Mesela bankalar kısa süre sonra belki de yüzde 7,50-8,0 faiz oranlarından ancak dolar borçlanabilecek.
Düşünsenize, yüzde 7,0-8,0 faiz oranını. Hem de dolar; TL değil.
Bu faiz oranları üzerinden hangi yatırım kendini amorti edebilir? Ne kadar karlı yatırım olacak ki; kendini karşılayabilsin.
İşte bu yeni döneme kamunun da hazırlanması gerekiyor. Artık yatırımlar üzerindeki vergi yükünü azaltmamız şart (Böylece bütçeye daha az vergi toplanacak). Ve de kamu yatırımlarını da verimli alanlara kaydırmamız gerekiyor. Aksi halde uzun vadede çok büyük bir yıkım yiyebiliriz.
Bakınız geçen hafta doları frenledik ama yan maliyeti yüzde 17,0-18,0 faiz oldu. Artık kredi maliyetleri yüzde 25,0’lere ulaşıyor.
Bir düşünün; 10 milyon liralık yatırım yapıyorsunuz ama sadece faiz maliyeti 2,5 milyon lira. Ya da tersini düşünün: İşletmenizde kredi kullanıyorsanız ve yüzde 25’in altında kar marjınız var ise, artık batma yolunda ilerliyorsunuz demektir.
LAFTAKİ DÜŞMANLIK EKONOMİDE YOK
Sermaye akımına ve dış ticaret verilerine bakınca siyasetin dili ile uyuşmayan veriler karşımıza çıkıyor. Nasıl mı?
Bu yılın ilk dört ayında AB’ye ihracatımız %21,5 artıyor (4 milyar 360 milyon dolar). AB dışına ihracatımız ise %2,8 azalıyor (-746 milyon dolar).
Ülkemizin toplam ihracat artışı %8,6 ama Almanya’ya ihracat %18,8, İngiltere’ye %16,7, İtalya’ya %18,7, Fransa’ya %22,1, İspanya’ya %28,2 artış oluyor. Hatta Hollanda’ya bile ihracat %45,4 artıyor.
Buna karşılık Irak ihracatı %16,7 azalıyor. İşte burada siyaset etkisi görebiliriz. Çünkü Kuzey Irak ile Barzani hamlesi galiba dış ticarette etkisini gösteriyor.
Sadece dış ticaret değil. İşin turist tarafında da işler oldukça iyi. Mesela bu yılın ilk dört ayında gelen turist sayısı yüzde 32,5 artışla 7 milyon 784 bin kişiye ulaşıyor. Bu sayı 2014 yılının da üzerinde rekor bir sayıdır. (Ocak-Nisan 2014 gelen turist sayısı: 7 milyon 3 bin)
Bu yıl Ruslar yüzde 63,9 artış ve 524 bin kişi ile dikkat çekiyor ama Almanlar 672 bin kişi ile daha çok gelmiş. Alman turist sayısında da yüzde 18,1 artış var. Avrupa Birliği -OECD olarak sınıflanan zengin Avrupalı turist sayısı şu şekilde gelişiyor:
2014: 2 milyon 674 bin.
2015: 2 milyon 600 bin
2016: 2 milyon 013 bin
2017: 1 milyon 598 bin
2018: 2 milyon 028 bin

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

06 Haz 2018

Türkiye 24 Haziran’da yeni bir genel seçime gidiyor. Ortalık toz duman, siyasetçilerin vaatleri havalarda uçuşuyor. Her genel seçimde milli birlik ve dayanışmanın her şeyden önemli olduğunu, bu sebeple de siyasetçilerin seçimleri bir savaş değil, bir hizmet yarışı olarak görmeleri gerektiğini, bu hizmet yarışı esnasında da üsluplarına dikkat etmeleri gerektiğini yazarız, söyleriz, konuşuruz.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Nis 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Nurullah KAPLAN

01 Oca 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 35,15 M - Bugün : 30466