« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ BÖLÜM

TÜRK TARİHİNE BAKIŞ

SONRAKİ BÖLÜM

DİN VE TOPLUM

BATI TARİHİNE BAKIŞ

 

Türk milleti Orta Asya'dan Batı'ya doğru yayılmasında, batı dünyasının temsilcisi olarak kuzeyde Ruslarla güneyde de Bizanslılarla karşılaşmıştır. Bu karşılaşma neticesi, batıya doğru devamlı kayma gösteren Türk milleti evvelâ bu devletlerle çatışmalarda bulunmuştur. Ruslar Türklerin batıya doğru yayıldıkları çağlarda henüz güçlü bir varlık sahibi değillerdi. Türk gücü karşısında dağınık Rus beylikleri Türklere tabi olmayı ve onlara sığınarak, onlara vergi vererek varlıklarını sürdürmeyi kendileri için yol seçmişlerdir.

Türklerin asıl karşılaştıkları büyük kuvvet, büyük tehlike Bizans olmuştur. Fakat gelişen Türk gücü, Türk teşkilatçılığı Bizans'ı yıkmaya ve İstanbul'un fethiyle de son varlığını tarihten silmeye muvaffak olmuş, daha Bizans yıkılmadan önce de Trakya'ya geçen Türk kuvvetleri Güneydoğu Avrupa'da geniş yayılma göstermişlerdir. Türklerin batıya doğru bu yayılması, devamlı batının mukabil taarruzlarını celbetmiştir.

16. yüzyıla ve 17. yüzyılın sonlarına kadar iki tarafın medeniyet alanında, siyaset alanında ve askerî alandaki kuvvetleri daima Türkler lehine bir üstünlük arz etmiştir. Fakat 17. yüzyıldan itibaren bu üstünlük değişmiş ve batı, Türklere karşı gözebatan bir üstünlük göstermeye başlamıştır. Batı dünyasının üstünlüğünü sağlayan sebepleri araştırmak ve bulmak Türk milletinin geçmişini tanımak yönünden önemli olduğu kadar, bundan sonraki geleceğini de tayin ve tespitte gayet önemlidir. Batı Avrupa'da 14. yüzyıldan itibaren büyük bir uyanış meydana gelmiştir. İlk çağların karanlığı içinde birçok ıstıraplar çekmiş olan batı dünyası, 14. yüzyıldan itibaren büyük bir uyanış ve kalkınma göstermiştir. Bu uyanışın ilk hareketi Rönesans'la başlamıştır. Rönesans'la beraber ilim alanında da gelişmeler başlamıştır. İnsan düşüncesine zincir vuran batıl fikirler, bâtıl inançlar, önyargılar ve art düşünceler terk edilerek, modern ilim metodu üzerinde gelişmeler sağlanmış ve ilim alanında hızlı adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu arada batı dünyası Asya toprakları üzerinde karadan, Çin'den ve Hindistan'dan bütün Orta Asya'yı kat ederek, Ortadoğu üzerinden geçen, İran üzerinden, Türkiye üzerinden geçen büyük ticaret yolunun da Türklerin elinde bulunması ve diğer Müslüman kavimlerin, diğer Asyalı milletlerin elinde bulunması dolayısıyla, bunların tesiri altındaki bu yolu yeni başka bir yol bularak batının ihtiyacı olan maddeleri bu yoldan temin etmenin çarelerini düşünmeye başlamışlardır. Bu maksatla denizlere açılmalar olmuştur. O zamana kadar Atlantik Okyanusu'nun ötesinin ne olduğu bilinmezken, Hindistan yolu bulunacaktır, ümidiyle yapılan keşiflerle, yeni bir kıt'a keşfedilmiş, Amerika kıtası bulunmuştur. Amerika'nın Hindistan olmadığı anlaşıldıktan sonra bu defa Hindistan'a deniz yoluyla gitmek çareleri aranmış ve neticede Afrika'yı dolaşan Ümit Burnu yolu keşfedilmiş, böylece batı dün­yası üç kıt'a, sonradan keşfedilen Avustralya'yı da veya Okyanusya'yı da saydığımız takdirde kendi dışında dört kıta üzerinde geniş sömürgeler elde etmeye başlamış ve bu sömürgelerin insanlardan da esir işçiler temin ederek, geniş imkânlara kavuşmuştur.

Yüzlerce yıl yeni keşfedilen ve fethedilen topraklarda altın, gümüş gibi kıymetli madenler, kumaşlar ve diğer kıymetli eşya ve maddeler batı dünyasına durmadan taşırmıştır. Yeni keşfedilen ve sömürge haline getirilen bu topraklar, batı için aynı zamanda geniş pazarlar temin etmiştir. Bu yeni gelişmelerin sonucunda, batı dünyasında tarihin hiç bir devrinde, hiç bir ülkede görülemeyecek kadar çok miktarda bir zenginliğin yığılması, bir sermaye birikiminin meydana gelmesi mümkün olmuştur. Bu ölçüsüz derecede çok sermaye birikimi, zenginliğin yığılması 14. yüzyılda başlamış olan Rönesans ve ilim alanındaki, sanat alanındaki gelişmelerle beraber batı dünyasında büyük bir sanayi ve ticaret patlamasına yol açmıştır.

Buharın keşfedilerek buharla çalışan makinelerin yapılması ve daha sonra diğer kuvvetlerden istifade ederek daha modern makinelerin yapılması yolu ile batı dünyası o zamana kadar sadece insanın kol gücüyle va hayvan gücüne dayanarak sağlanan üretim yerine makine gücüyle çok miktarda ve standart, kitle halinde üretim sağlama gücünü elde etmiştir. Böylece kendi iç ihtiyaçlarını rahatça karşıladıktan sonra, batının elinde kendi ihtiyacından çok fazla, çeşitli ürünlerin yığılması durumu meydana gelmiştir. Bu ürünlerin de başka memleketlere satılması gerekmiştir. Bunun için de elde geniş pazarlar teşkil edecek sömürgeler bulunmuştur. Bu sömürgelerin insanları aşağı yukarı parasız, boğaz tokluğuna, işçi sağlarken buna karşılık batının ürettiği mallara da geniş pazarlar temin ediyordu.

Bu durum Batı dünyasını birdenbire çok güçlü hale getirmiştir. İktisaden doğu ile hiç kıyaslanmayacak derecede zengin, kalkınmış duruma soktuğu gibi, doğunun eski, tamamıyla insan gücüne veyâ hayvan gücüne dayanan varlığına karşı kol gücünü, beygir gücünü yüzlerce defa aşan makine gücünü elde etmesi ve makine gücü ile doğunun karşısına dikilmesini sağlamıştır. Durumun böyle gelişmesi, başka yönden de doğunun aleyhine olmuştur. Özellikle Türkiye'nin aleyhine olmuştur. Ümit Burnu keşfine kadar bütün Asya ticareti Türkiye üzerinden yapı­lırken, İpek Yolu Türkiye'den geçerken, Ümit Burnu yolu keşfedildikten sonra artık Batı, Uzakdoğu ile olan ticaretini Ümit Burnu yollarından yapmak imkanını bulmuştur.

Böylece Türkiye kendisine büyük imkânlar sağlayan bu geniş ticaret yolundan da mahrum olmuştur. Türkiye üzerinden geçen ticaret yolu terk edilmiş ve sönmüştür. Bu da Türkiye`nin ve doğunun iktisaden zayıflamasında, iktisaden çökmesinde ayrı bir sebep teşkil etmiştir. Batı dünyası her tarafa yayıldığı gibi, kendisini yüz­lerce sene tehdit etmiş olan Türk yayılmasına karşı harekete geçmeyi kendisi için bir politika yapmıştır. Bunun neticesi, devamlı doğuya karşı batıdan taarruz dalgaları yönelmiştir. Batının bu doğuya karşı yönelmesi sadece Osmanlı devrine münhasır olmamıştır. Selçuklular devrinde de düzenlenmiş olan Haçlı seferleriyle, bu saldırılar başlatılmıştır. Haçlı seferlerinin temelinde dini faktörlerin bulunduğu bir gerçek olmakla beraber, dini faktörler kadar tesirli ve dini faktörler kadar önemli ekonomik faktörlerin bulunduğu da bugün artık ilmi bir gerçek olarak tespit edilmiş bulunmaktadır. Zenginliği dillere destan olan doğuyu ele geçirmek ve dolarına katılanların başlıca amacını teşkil etmiştir

Yine zengin doğu ülkelerini ele geçirerek orada siyasî hâkimiyet tesis etmek ve oraları batının siyasî idaresi altına girmiş birer sömürgesi haline getirmek de Haçlı seferlerinin diğer önemli bir sebebini teşkil etmiştir. Haçlı seferlerinden sonra Osmanlı İmparatorluğu bu Haçlı taarruz dalgalarının batıya karşı âdeta bir mukabelesi olmuştur ve Osmanlı orduları bir taraftan Polonya'ya, diğer taraftan Moskova'ya, diğer taraftan Viyana'ya, diğer taraftan Roma'ya ve Afrika'nın en batı kenarına kadar yayılma göstermiştir. Fakat bu yayılmalar 1683 2. Viyana bozgunu ile kesin olarak duraklamıştır ve bu tarihten sonra da batının doğuya karşı, doğunun temsilcisi olan Türklere karşı, Osmanlı İmparatorluğuna karşı, arka arkaya, aralıksız sürdürülen saldırılar başlamıştır. 1683 2. Viyana seferinden sonra doğu, batının bu saldırıları karşısında devamlı yenilgiye uğramıştır. Batı, Hıristiyanlığın ve eski Yunan medeniyetiyle, Rönesans'ın ve gelişen modern ilmin güçlü tesiriyle bu üç ayrı kaynağın karmasından oluşan yeni bir kuvvetle, yeni bir varlıkla ortaya çıkmıştır. Bu üç ayrı kaynağın karışmasından meydana gelen batı medeniyeti ve batı varlığı, batı gücünün temelinde yatan inançları, temelinde yatan fikirleri ve ilkeleri iyice kavramak gerekmektedir. Bu üç kaynaktan karışarak doğmuş olan batı uygarlığının temelinde insana değer vermek ve herşeyi insan için yapmayı düşünmek yer almaktadır. Bu görüşün yanı sıra insanların, birbirlerine zarar vermeksizin, yaşatarak ve yaşayarak birbirlerinin mutluluğunu sağlama düşüncesi, inancı yer almıştır. Bunun yanı sıra doğruyu bulma, gerçeği bulma ve gerçeğe saygı gösterme ilkesi yer almıştır. Bunun yanı sıra gerek ilmi araştırmalarda, gerek diğer çalışmalarda insan aklını esas almak, insan aklının muhakemesine dayanarak olayları değerlendirmek ve olaylara yön vermek ilkesi yer almıştır. Bunun yanı sıra Hıristiyan dininin manevî inançlarına bağlı olarak bu manevî inançların ilkelerine dayalı bir ahlâk sistemi benimsemek yer almıştır.

Bütün bunlarla beraber Eski Yunan ve Roma medeniyetinden kökünü alan ve insanın modern çağlardaki gelişmesiyle bağdaştırılan bir hukuk sistemi yer almıştır. Bu hukuk sisteminde de temel, insanların mutluluğu ve insanların birbirlerine zarar vermeksizin, birbirlerini taciz etmeksizin, birbirlerinin haklarını sağlamak ve birbirlerinin mutluluğuna yardımcı olmak görüşü yer almıştır. Bunlarla beraber modern ilim, bu medeniyetin oluşmasında en tesirli bir faktör olarak yer almıştır. Gözlem yapmak, tecrübe yapmak, analiz yapmak ve her konuda bu şekildeki ön yargılardan, art düşüncelerden uzak olayları ve maddeyi bu şekilde araştırmak varlık hakkındaki en doğru bilgileri sağlamak ve bu bilgileri insanlığın daha refahlı, daha mutlu yaşaması yolunda kullanmak görüşü yer almıştır. İlmî araştırmalar ve ilimdeki gelişme insanların tabiat kuvvetlerinin tesirlerine karşı korunmaları, tabiat kuvvetlerinin tutsaklığından kurtulmaları yönünde insanlığa geniş ufuklar açmıştır. İşte batıda meydana gelen büyük gelişmelerin temelinde bulunan faktörlerin özeti böylece sıralanabilir.

Tabiî bu faktörlerle beraber, bilhassa 17. yüzyıl sonlarında kuvvetli bir milliyetçilik cereyanı da meydana gelmiştir. Bu milliyetçilik cereyanı Avrupa'da birçok yeni siyasî gelişmelere yol açmıştır. Doğuya göre ve Osmanlı İmparatorluğuna göre o günkü şartlarda çok iyi teşkilatlanmış ve güçlü hale gelmiş bulunan batı ülkeleri, bu yeni akımdan da Osmanlı devletine karşı faydalanma yoluna gitmişlerdir. Ve doğuya karşı giriştikleri taarruzlarda, yayılmalarda milliyetçilik akımını da kullanmışlardır.

Milliyetçilik duyguları, milletlerin hayatında eskidenberi yer almış olan duygulardır ve siyasi hareketlere yön vermiş olan başlıca etkenlerden birisidir. Fakat özellikle 17. yüzyıl sonunda ve 18. yüzyıldan itibaren bu akım batı dünyasında büyük rol oynamıştır ve batının büyük imparatorluklarının sarsılmasına sebep olmuştur. İmparatorlukları sarsılmasına rağmen yeni meydana gelen güçlerin doğuya ve Osmanlı devletine, Türk milletine karşı bakışlarında, görüşlerinde bir değişiklik olmamıştır. Bugün 20. yüzyılın son çeyreğinde bulunduğumuz halde, yine batı dünyasının görüşleri Türkiye'ye karşı daha eski çağlardaki batının görüşlerinde pek farksız bulunmamaktadır. Bu görüşlerde dinin ayrı bir yeri vardır, ekonomik faktörlerin ayrı bir yeri vardır, siyasi faktörlerin ayrı bir yeri vardır. Her üç faktör de Türkiye'nin, Türk milletinin aleyhine bir tutumdan beslenmektedir. Aleyhine bir tutumdan destek almaktadır, Türkiye ile Yunanistan arasında çıkan meselelerde, Türkiye ile başka ülkeler arasında çıkan meselelerde, Türkiye'ye karşı batının durum alışında hep bu eskiden beri süregelmiş olan görüşün tesiri bulunmaktadır. Bunu her Türk iyice anlamaya ve bu gerçeği gözden kaçırmamaya mecburdur.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

14 Ağu 2017

6 Ağustos Pazar günü `Yeni Ufuk ailesi`nin daveti üzerine Denizli'deydim. Aile diyorum aslında ''Yeni Ufuk'' Denizli'de bir grup fedakar Ülkücü-Milliyetçi üniversiteli gencimizin aylık olarak yayımladığı derginin ve aynı isimle Denizli'de açtıkları bir kitabevinin adıdır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Ağu 2017

Nurullah KAPLAN

08 Ağu 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 26,05 M - Bugün : 18714