« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ BÖLÜM

MİLLÎ ENDÜSTRİ KOLLARININ KURULMASI

SONRAKİ BÖLÜM

DOKUZ IŞIK'ÇI DÜNYA GÖRÜŞÜ

SOSYAL HUZURSUZLUK YARATACAK TEDBİRLER

 

Toprak reformu kapsamına girecek arazi yönünden bahçe ve bağları hariç bırakmak gerekir. Çünkü bahçe ve bağlar, büyük bir yatırımı, büyük bir emeği icap ettirir. Toprak reformu ön tedbirler tasarısı bağ ve bahçeleri de toprak reformu kapsamına aldığı için, hatâlı bir görünüm arz etmiştir. Fakat Geçici Komisyonun bu maddeyi isabetli olarak çıkartmış olduğunu görmekteyiz. Bağ ve bahçe toprak reformuna girdiği takdirde, bunların sahipleri büyük emek ve yatırım sonucu meydana gelmiş ağaçları sökecekler, burayı tarla haline getireceklerdir. Kaldı ki tarım topraklarımızın sadece % 2'si bağ ve bahçeden ibarettir. Ve bunların miktarı çok küçük üniteler şeklindedir. Yarım dönüm, bir dönüm, üç dönüm, beş dönüm, en fazla 50 dönüm, 100 dönüm halindedir. Diğer taraftan, toprak reformu ön tedbirler kanun tasarısında yer alan, zilyetlik yoluyla mülkiyetin kazanılmasına mâni olan maddenin de ülke gerçeklerimize uymadığı kanısındayız. Devlet, kendisine düşen kamu hizmetini yapmadan, vatandaşları suçlayamaz. Devletin, toprak yönünden en önemli hizmetlerinden bir tanesi de toprakların tapu ve kadastrosunu yapmaktır. Ülkemizde bu teşkilât gereği gibi kurulamadığı için hâlen topraklarımızın sadece % 30'unda kadastro işlemi yapılmış, % 70'i kadastro görmemiştir. Gerçek ve sıhhatli tapu niteliğini taşıyan topraklarımız da sadece % 40 civarındadır. Şu halde, ön tedbirler kanun tasarısının getirmiş olduğu madde uygulanacak olursa yüzde 60'ı tapusuz olan ve zilyetliğe da­yanan toprakların mülkiyeti devletleştirilmiş olacaktır. Burada şu noktayı belirtelim ki, devletleştirme, sosyal bir reform değil, sosyal bir ihtilâldir. Hukuk devletlerinde ihtilâller değil, reformlar, düzeltmeler, ıslâhatlar yapılır. Kaldı ki, toprak reformunun sosyal yönü gereğince topraksız veya topraklı köylülere toprak verileceğine göre, tapusu olmadığı için devletleştirilecek topraklar acaba kimin zilyetliği altında bulunmaktadır?

Hemen belirtelim ki, bu topraklar, fakir ve cahil bırakılmış köylülerimizin elindedir. Köylülerimiz fakir ve cahil bırakıldığı buna karşılık devletin bir kamu hizmeti olan tapulama vs kadastro hizmeti yerine getirilmediği için, bu topraklar köylülerin elinden hem de bedelsiz bir şekilde alınacaktır. Bu, ülkede sosyal barış değil, sosyal huzursuzluk yaratacak ve toprak reformunun temel manasına, esprisine ters düşecektir. Diğer taraftan unutulmamalıdır ki, tapusu çıkartılmış topraklar, toprak reformunun kapsamına sokulmak istenen büyük toprak sahiplerinindir. Bu halde toprak reformu ön tedbirler kanun tasarısında yer alan zilyetlikle gayrimenkûl mülkiyetinin kazanılmayacağı yolundaki madde, faydadan çok zarar getirecek, bu münasebetle de sosyal huzursuzluğu artıracaktır. Biz, bu maddenin kaldırılmasını veya iyi bir şekilde ıslâh edilmesini istiyoruz.

ÇAĞ DIŞI EĞİTİM SİSTEMİ

Milli olmayan, milli kültür, milli karakter ve milli şuuru yaratamayan bir eğitim sistemi, çağ dışı, zararlı, iflâs etmiş bir eğitim düzeninden başka bir şey olamaz. Bugün ülkemizde yürürlükte bulunan eğitim sistemi, maalesef böyledir. Ancak, reforme edilmek istenen eğitimimize getirilecek olan reform hükümlerinin milli şuur ve milli kültüre dayalı olduğunu görememenin ıstırabı içindeyiz. Eğitimden beklenen şudur:

Bir ülke içinde yaşayan genç dimağları birbiri ile kaynaştırmak, onlara, tarihlerini, ülke şartlarını öğretmek ve milli kalkınmada personel sermayesinin faydalı bir biçimde yetişmesine dikkat etmektir. Başka bir deyimle eğitimin iki görevi vardır. Birinci görevi, milli kültür ve milli bilinci yaratmak, ikinci görevi ise, bu kültür ve bilinç içinde ekonomik kalkınmaya, çevre kalkınmasına, milli kalkınmaya katkıda bulunmaktır. Her sistemin kendine özgü modelleri vardır. Mesela Marksist ya da faşist, ülkede bunlar, o sistemlerin esas aldığı değerlere göre tespit edilir. Marksist bir düzende aslolan ekonomik kalkınma ekonomik büyümeye katkıda bulunmadır. Bu sebeple Marksist sistemlerde fertlerin eğitiminde sadece bu yön esas alınır. Bir de buna ilâveten Marksist rejim ve düzene ihanet etmemek, buna bağla kalmak şuuru verilir. Türk Milli Eğitim sistemi yukarıda da belirttiğimiz gibi, iki ana hedefe yönelmiş olmalıdır: Evvela, genç dimağlara mensup oldukları milletin tarih, kültür ve değerleri anlatılmalı, onlar bunlarla yoğrulup, bir biriyle kaynaştırılmalıdır. Ayrıca ülke kalkınmasında üretici, araştırıcı katkıları getirecek bir kafaya sahip, olmalıdır. Reform taslağında, biz sadece bunlardan ikinci unsura kısmen önem verildiğini görmekteyiz. Oysa bir ideolojiye özellikle milli kültür haslet ve şuuruna varamamış insanların ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaları mümkün değildir.


DEMOKRAT OLMAYAN REJİMLER

Milliyetçi Hareket, insan sevgisine dayanır; Milliyetçi Hareket insan şahsiyetine inanır, insanı sever ve sayar. İnsan kişiliğinin gelişip şekillenebilmesi, hür ve demokratik rejimlerde mümkündür. Hür ve demokratik olmayan rejimler, insan şahsiyetine aykırıdır. Bu rejimlerde insana saygı duyulmaz. İnsan sevgisi yoktur. Milliyetçi Hareket, Türk insanını sevmek, saymak, onun yücelmesini istemektir. Bu sebeple milletimizin yönetim yolunun hür demokratik düzen olduğuna inanıyoruz. Hür ve demokratik düzene muhalif olan bütün rejimlere karşıyız, bunlara inanmıyoruz. Hürriyet ve demokrasiyi katleden Marksist, kapitalist, faşist ve nazist devlet sistemleri, bizim reddettiğimiz sistemlerdir. Bu sistemlerde milleti meydana getiren fertler değil, sadece belirti, sınıflar veya zümreler hâkimdir. Yönetim bir avuç insanın elindedir. Marksizm sözde işçi sınıfının devleti olduğunu iddia etmiş fakat uygulamada yeni bir bürokrat sınıf yaratmıştır. Bu sınıf, komünist partisine bağlı birinci sınıf vatandaş niteliğindedir. Her türlü lüks, her türlü refah, devletin her türlü aracı bunların emrindedir. Milletin çok büyük bir kısmı sefalet ve esaret içinde inlemektedir. Faşist ve nazist sistemlerde hürriyet ve demokrasiyi tanımayan diğer totaliter sistemlerdir. Hitler'in Almanya'da uyguladığı nazist sistem, Alman ırkının üstünlüğüne dayanan, diğer ırkları küçük ve aşağılık gören anti demokratik bir rejimdir. Kendi içinde ve kişiler arasında ayırım yapmış, insanların hepsine hürriyet getirmemiştir. Musolininin İtalya'da yürüttüğü faşist sistem koyu bir devlet tahakkümüne yol açmış, fertler, yönetime kendi karar ve tercihlerine uygun bir biçimde katılamamıştır. Bu sebeple milliyetçi hareket, Türk milletinin, Türk insanının yönetim yolunu, kader çizgisini, demokratik sistemde görür. Fertlerin bütününe hak tanımayan sistemlere inanmıyoruz. Milli doktrinimiz DOKUZ IŞIK, milletimize, insan sevgisini ve insan haysiyetine sonsuz saygıyı esas alan yeni bir yol işaret etmektedir. Bu yolun temel kaynağı; İslâm inancı ve Türklük şuur ve gururudur. Cihanın ufuklarından yeni bir güneş gibi doğacak olan Büyük Türkiye'nin meşalesi yakılmıştır. Bu meşaleyi sizlere verdim. O'nu yurdumuzun her köşesine götürünüz ve her Türk'ün gönlünü onunla tutuşturunuz.

ZAFER BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİNDİR.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

09 Haz 2017

Bu sözler 28 Mayıs 2017 Pazar günü saat 13.00’de Sancak Dostları Vakfı’nda “Yeni Ufuk Dergisinin” Ankara da ki temsilcileri üniversiteli genç kardeşlerimizle birlikte dinlediğimiz değerli ilahiyatçı Prof.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 May 2017

Nurullah KAPLAN

20 Mar 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 23,93 M - Bugün : 59035