« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ BÖLÜM

Kısım İki: Milliyetçilik

SONRAKİ BÖLÜM

Milliyetçilik Ne Demektir? Milliyetçilik İdeal midir, İdeoloji midir?

İdeoloji Nedir?

 

Hakkında en çok konuşulan, en çok yazılan, lehinde olunduğu kadar aleyhinde olunan ve fakat ne olup, ne olmadığı hakkında derli-toplu çok az şey bilinen, kavramlardan biri de ideolojidir.

Günlük konuşmalarda da, konferanslarda da, ilmî yazı ve sohbetlerde de sık sık kullanılan ideoloji kelimesinin ne olup, ne olmadığını, anlamını, muhtevasını özellikle de tarifini, adam gibi öğrenmeğe bir kalkışın da görün gününüzü... Onlarca kitap, yüzlerce makale okursunuz, bir sürü ansiklopedi karıştırırsınız, fakat dişe dokunur hiçbir şey bulamazsınız. Bulabildiğiniz bilgi kırıntıları da konu hakkında bildiğiniz az-buçuk şeylerden de şüpheye düşmenizden başka bir işe yaramaz. Kafanız ve zihniniz karmakarışık olup, çıkar.

Oysa, ideoloji kelimesinin bizdeki kullanılışı bile bir hayli eskidir. Merhum Remzi Oğuz ARIK'ın, 1947'de basılan, bir kitabı İdeal ve İdeoloji adını taşıyor...

REMZİ OĞUZ ARIK'A GÖRE İDEOLOJİ

R. O. ARIK, İdeal ve İdeoloji başlığını taşıyan bir yazısında ideal ile ideolojiyi karşılaştırmış: “Cemiyetlerin kaderi önünde, şuuruna varılan ızdırapları, bu ızdırapların doğurduğu sorguları,
karşılıkları ifade için kullanılan ideal kelimesi, şöyle onbeş-yirmi yıl var ki, ideoloji kelimesini kendisine rakip çıkmış buluyor..... Bir St. Pierre, bir Hz. Muhammed için iyman pazarlık götürmez. İdealist bütün hareketlerini inandığı şeye uydurur. Onun işiyle içi arasında bir ayrılık, bir aykırılık bulunmaz. İdeale bu bütünlüğü veren şey; ondaki metafizik taraftır. İdeolojide metafizik yoktur..... Zamanımızda hiçbir yerde ideal türemiyor. Cemiyetin çimentosu işini görmüş olan idealler ortadan kalkmış bulunuyor..... Devrimiz idealist yetiştirmiyor, ideal yaşatmıyor. Bu devirde ancak ideolojilerden bahsetmek mümkündür.”

R. O. ARIK aynı yazısının sonlarında, ideolojinin gücü hakkındaki görüşlerini ifade ediyor: “İdeolojilerin kuvveti nereden geliyor. Bu kuvvet; onların realitelerden doğup realitelere
dayanmasından; her yerin, her topluluğun realitesine uymasından böylece, hakikat haline sokacakları fikirlerin muvaffak olmasını bu dünyada görmek imkânından, kısaca: cennetlerinin, cehennemlerinin bu dünyada görülebilir olmasından doğuyor.”

“Bu imkân, ideolojisi bulunan topluluğun arasındaki bağı, çimentoyu meydana getirmektedir. Bir cemiyetin insanlığa verebileceği şeyler hakkında ideolojinin ölçü olmasının sebebi de işte onun bir ressort = yay hizmeti görmesindendir.”

“Gerçekten de; bir ideolojinin değeri, ehemmiyeti, kendisinin bizzat barındırdığı fikirler manzumesinden ileri gelmiyor. Bu fikirler manzumesi reddedilmez, fenâ bulmaz, yanılmaz hakikatler saklamayabilir. Bir ideolojinin değeri kütleleri sürükleme kudretinde, imkânında,
kütlenin vicdanını çoşturmasında, kütlenin geleceğini, tâlihini âdeta tayin etmesindedir. Zaten; ideolojinin bu kudreti, bu imkânları olmasa, o kütle, geçici menfaatlerin esiri olan muvakkat birikintilerden başka şey olmaz.”

“İster bütün insanların kardeş olduğuna dayanan insaniyetçiliği, ister milliyetçiliği... ele alınız. Bütün bunlar; fert egoizminin, iktisadın ve maddeciliğin; cemiyet içinde sürekli anarşi, artsız arasız hınç, kin yaratmasını önlemektedir. Çünkü bizzat bu dağıtıcı faktörleri, o ideolojiler, herkese ait bir manâ ile kaplayarak birleştirici temeller haline getirmekte, tekleri birbirine bağlayıcı faktör olmaktadırlar.”

Görüldüğü gibi, bu yazıda, ideolojinin ne olduğu hakkında fazla bir şey yok. Yazıda, daha çok ideolojinin ne olmadığı hakkında bir takım ipuçları ile, ideolojinin fonksiyonu hakkında bilgiler bulunmaktadır. Tarif? Tarif yok!

R. O. ARIK, aynı kitabının Demokrasi başlıklı bir yazısında ise şöyle yazıyor: “Her ideolojide onu idrak eden ferdin bir kâinat görüşü var. Amma bir de, bu kâinatın, onun içindeki halkın bu ideoloji ile teklerini birbirine yaklaşmış ve bağlanmış görmek zarureti var. Yani ideoloji, ideoloji olabilmek için tekleri birbirine bağlayan toplayıcı âmil olacaktır. Bu toplayıcı cazibesi bulunmayan görüş ve fikirler topluma ideoloji olamaz.”

Bu yazıda da, gene bir tarif yok, ideolojinin fonksiyonu ile ilgili bazı bilgiler var. Hepsi o kadar! Ama, bu iki yazıda da bizim gördüğümüz; bize, birileri tarafından yanlış öğretilen iki önemli şey var: Bize hep, R. O. ARIK, ideolojiye karşıdır ve R. O. ARIK, milliyetçiliği ideoloji saymaz denmiştir... Biz de, ister istemez, inanmışızdır. Halbuki, bu yazılarda, görüldüğü gibi, aksi görüş yani milliyetçiliğin ideoloji olduğu savunulmaktadır. R. O. ARIK aynen şöyle demektedir: “Medeniyet dünyasındaki ideolojilerin bugün en kudretlisi milliyetçiliktir.” (R. O. ARIK, Türk Milliyetçiliği, sh: 127)

BAŞKA BAZI YAZARLARDA İDEOLOJİ

Yıllar sonra, Üstad Necip FAZIL'ın yazdığı bir kitap yayınlandı: İdeolocya Örgüsü. İlk anda ideolojiden bahsettiği sanıldı, fakat hayır, o da tarif ve tarihçeden ziyade bir fikir örgüsüdür... İdeal ve ideolojide anlatılmaya çalışılanlarla bile en ufak bir ilgisi yoktur. Sonra, 1971 yılında Hüseyin HATEMÎ İslâm Açısından Sosyalizm de kullanır, ideoloji kavramını... Fakat, O da hayat felsefesi, hayat görüşü, ülkü der geçer... Fethi OSMAN'dan, 1977 de tercüme edilen İdeoloji Devleti de gerekli açıklamayı getirmez.

İdeoloji kavramını rahmetli Cemil MERİÇ geniş olarak ele alır... Hemen hemen bütün kitaplarında, çeşitli vesilelerle, konuya temas eder, ama, en çok, Umrandan Uygarlığa, Mağaradakiler, Kırk Ambar ve Sosyoloji Notları ve Konferanslar başlıklı kitaplarında irdeler... Şerif MARDİN'in İdeoloji ve ALTHUSSER'den dilimize çevrilen İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları başlıklı kitaplar da konu ile ilgili başlıca eserlerdir... Adıgeçen kitaplardan, özellikle de, C. MERİÇ'in kitapları ile Ş. MARDİN'in kitabından yeri geldikçe, uzun alıntılar yaparak, bolca faydalanacağız.

Sadettin ELİBOL'un da, İlim ve İdeoloji başlıklı bir kitabı var, ama, o kitabı zikretmekten ötesini, lüzumsuz hatta zararlı buluyoruz. Çünkü, S. ELİBOL, alabildiğine peşin hükümlü ve hatta bağnazca şeyler yazmış. Meselâ, kitabının 108. sayfasında; “ideoloji adamının temel özelliği ateist olmaktır.” 110. sayfasında; “ideoloji, insanı bir obje gibi görür; ona eşya muamelesi yapar.” 111. sayfasında; “ideoloji amaca ulaşmak için her türlü aracı mübâh saydığı halde....” 112. sayfasında, “ideoloji adamları sorumsuzdurlar. Kendilerini kontrol
eden ne iç ne dış motif tanımazlar” ve, gene aynı sayfada; “giderek ideoloji bâtıl kavramıyla özdeşleşir, aynileşir” ve, 134. sayfasında; “ideolojiye bağlı olan her insan sevgi ve hayır
duygusundan yoksundur, arzın sahibinin, gerçek iradenin düşmanıdır. Onda tatmin ile nihayet bulmuş sonsuz bir düşmanlık iradesi vardır. O dostluğunda da düşmandır, lütfûnda da düşmandır...” demektedir. Ne diyelim, pes doğrusu! İnsaf yahu!

CEMİL MERİÇ DE İDEOLOJİ

Bakın, merhum Cemil MERİÇ, Sosyoloji Notları ve Konferanslar başlıklı kitabının, değişik bazı yerlerinde neler yazıyor: “İdeoloji kelimesi kaypak ve karanlık. Boyuna yanlış kullanılıyor.”

“18. asrın sonunda ideologie = psychologie demek.” ... “İdeoloji insan kafasında düşüncelerin nasıl doğduğunu, nasıl kenetlendiğini inceler. Psikoloji de bu demektir.”

“İdeolojinin 2. manâsı, ilmi olmayan düşünceler. İçtimaî bir sınıfın menfaatlerini gizleyen, ilim maskesine bürünen, ama ilmî olmayan düşünce. Bizimle aynı sınıfta olmayanların düşüncesi Raymond Aron'a göre. Marx ile Engels ilk defa bu manâda kullanırlar, ilmî
olmayan, çürük olan düşünce. Sonra kelime, garip bir itibar kazanır; bütün politik ve sosyal doktrinler bu isimle anılırlar.”

“İdeoloji kelimesi birara kötü bir anlama alınmaya başlar. Bu kelime neden kötü bir mşnş kazandı? Napoleon ..... fikir adamlarına karşı haşindi. Napoleon ideologlardan alayla bahseder, bu itibarla kelimeye bu kötü manâyı Napoleon ilave etmiştir.”

“Bugün insanlığın bedbaht tarafı bilmediği, nereden geldiğini öğrenmediği kelimelerden geliyor..... İdeoloji kelimesi de (bu) bayrak kelimelerden biri. Bütün bir Batı düşüncesinin tarihi ideoloji kelimesindedir.” ..... “İdeoloji kelimesi, Fransa'da 1796'da doğar.”

“Picavet'ye göre ideoloji gözlemci ile konunun baş başa kalmasını sağlayan bir görüştür, aralarında hiçbir peşin hüküm, hiçbir üniversel prensip olmayacaktır.”

“İdeoloji kelimesinin Marksizm'de ilk manâsı iktisadî alt yapının üstündeki bütün müesseselerdir. Bu tarif düşüncenin bütün bölgelerini kaplıyor. 1) İnsanların ve cemiyetlerin kendi haklarındaki tasavvuru. 2) Cemiyetlerin ve sınıfların kendi hâkimiyetlerini meşrulaştırmak için imal ettikleri şuurlu ve şuursuz yalanlar. 3) İnsan cemiyetlerinin hayâlleri, yalanları, vehimleri, mystificationları'dır.”

“İdeolojinin Marx'da ilk manâsı, insanların dış dünya ve reel münasebetler hakkındaki doğru ve yanlış bütün tasavvurlarıdır. Üst-yapı ideolojik, alt-yapı ekonomiktir. Son tahlilde alt-yapı üst-yapıyı determine eder.”

Merhum C. MERİÇ bu kitabında, meselâ, Dünya Görüşleri başlıklı konferansında, ideoloji hakkında, daha başka şeyler de yazıyor, ama, gene derli-toplu bir tarif vermiyor. Fakat, meseleyi gene C. MERİÇ de araştırmaya devam etmek zorundayız, çünkü, ideoloji konusunda, hemen hemen başka hiç kimse dişe dokunur bir şey yazmış değil!

Umrandan Uygarlığa’yı okuyalım: “Sosyolog için mit, gerçeği bir iç mantığa kavuşturan zihni inşa. Mit'in bütün manâsı ve değeri, reel ile mantıkî tutarlılık arasındaki gerginlikten gelir. Amacı, gündelik hayatın tezâtlarını bertaraf etmek için mantıkî bir model kurmak. Başka
bir tâbirle, mit, reele hâkim olmamızı sağlar. Gerçeği gerçek olarak kavrayamayan toplum veya kişiler o çeşitli, o çelişik ve görünüşte akla aykırı bütünü kavramak için bir sistem kurarlar. Mit'in ilkel toplumlarda yaptığı görevi modern dünyada ideoloji yapar. Mit'e en çok
benzeyen şey siyasî ideolojidir. Belki de çağdaş Batı cemiyetinin bütün yaptığı, mit'in yerine ideolojiyi geçirmek olmuştur. İdeoloji bize toplumun haritasını verir, toplum içinde hareket etmemizi kolaylaştırır. (C. Levi-Straus)”

“Bilgi sosyolojisinin üç anahtar kavramı; ideoloji, mit, ütopya. Mannheim'e göre ideolojinin gayesi mevcut düzeni devam ettirmektir: İdeolojiler geçmiş durumda mevcut olan nesnelere yönelirler, sosyal düzeni sağlamlaştırırlar. Ütopya ise mevcut olmayan bir düzeni savunur, ütopyaların bugünkü düzeni yıkıcı bir güçleri vardır, kendi ideal anlayışlarına uygun olarak tarihî realiteyi değiştirmek isterler. Mannheim ütopyayı istikbâlin ideolojisi olarak görür.”
(Zaten Mannheim, bizim bugün ideoloji dediğimiz şeye ütopya diyordu. M. Kaplan)

“Ruyer'e göre ütopya reelin karşısına mümkünü çıkarır, reeli mümkünle zenginleştirir. Her gerçek önce ütopyadır.” “Servier, ütopya konusunda Mannheim'le aksi fikirdedir. Mannheim'e göre, ütopya, yükselmek isteyen sınıfların rüyasıydı, oysa Servier'ye göre, ütopya, içtimaî bir sınıfın hâl'i ebedîleştirmek için kurduğu bir inşadır. ideolojiler birer sınıf hakikatidirler, bir dünya görüşüdürler, halbuki ütopya ferdîdir. Ütopyayı fert kurar. Ütopya hâkim sınıfların aşağı sınıflara sunduğu bir nevi seraptır, bir telâfi, bir tatmindir âdeta.”

“Bir sosyoloji lügatında şu izahlarla karşılaşıyoruz: İnsanlar, kendilerini dünyalarına, toplumlarına ve birbirlerine bağlayan bir düşünceler sistemi olmaksızın, içtimaî varlık olarak
yaşayamazlar. Onların hareket etmesini ve içtimaî hayata hâkim olmasını sağlayan bu sistem ideolojidir.”

“Gurvitch gibi tarafsız bir sosyolog bu mefhum anarşisini tesbit etmekten ileri gidemiyor. Bu mefhum anarşisinden kurtulmak için Gurvitch'in tavsiye ettiği çare şu; ideoloji, sosyal ve siyasî doktrin ve felsefelerde billurlaşan bir nevi bilgi, siyasî bilgi, manâsına kullanılmalıdır.”

“Yapılan bir araştırma, ideolojinin otuz farklı manâda kullanıldığını gösterdi. Polonyalı bir sosyologa göre bütün bu tarifler, girift bir problemin çeşitli yönlerini ele almaktadırlar.
Manâlar arasında zıddiyet değil, küçük küçük farklar vardır, münakaşa edenlerin ayırdedemiyeceği farklar. Bu kaypak mefhumu peşin bir hüküm belirten genetik ve strüktürel tariflere hapsetmek hatalıdır. Tek çıkar yol fonksiyonel (işlevsel) bir tarife varmaktır. İdeolojiyi en iyi anlatan, en az taraf tutan, yani birçok bakımlardan en kabule şayan olan tarif şu; ideoloji, yerleşmiş bir değerler bütününe dayanan ve toplumun, zümrenin veya ferdin ilerlemesi için varılması düşünülen hedefleri tayin eden düşünceler sistemi. Bu tarif hem belli bir içtimaî hadisenin sadıkâne tasviridir (burjuva ideolojisi, proleterya ideolojisi derken bunu anlamıyor muyuz?) hem de açık ve tarafsızdır; şu manâda ki, ideolojinin doğuşu veya yapısı bahsinde herhangi bir tutum belirtmemektedir.”

“Althusser için ideoloji, kendine göre bir mantığı, bir tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihî bir varlığı ve tarihî bir görevi bulunan bir tasavvurlar (imajlar, mitler, fikir veya
mefhumlar...) bütünüdür. Demek ki, ideoloji her içtimaî totalitenin organik bir parçasıdır. Toplumlar ideolojisiz yaşayamaz. Onların tarih içinde nefes almasını sağlayan bir atmosferdir ideoloji. Toplumlar onu yaratmak zorundadırlar (Althusser ifrâz etmek diyor). İdeolojisiz
toplum bir hayal, daha doğrusu bir başka ideoloji. İdeolojilerin, yerlerini ilme bırakarak sahneden çekileceklerini ummak; ütopya. Demek ki, ideoloji bir sapış veya ârızî bir fazlalık değildir tarihte. Toplumların hayatından ayrılamayacak bir yapıdır.”

“İdeolojiler çağının sonu mu? Batı'nın nice ünlü sosyologlarına göre, ideolojiler çağı sona ermek üzeredir (meselâ Raymond Aron, Daniel Bell). Yanlış. Sual şöyle vazedilmeli; içtimaî tekâmülün arzu edilen hedeflerini belli bir değerler sistemine dayanarak tayin eden düşünce
sistemleri (yani ideoloji M. Kaplan), günün birinde fertlerin ve toplumların hayatından silinecek mi? Hayır. Bu manâda, ideolojinin nüfuz ve hâkimiyeti günden güne artmaktadır.”

Hele şükür, nihayet burada, birkaç derli-toplu ideoloji tarifi verdi, C. MERİÇ... De, meseleyi azda olsa anlamaya başladık... Yoksa, daha çok havanda su dövecektik... Şaka bir yana, ideoloji kavramı kafamızda biraz biraz şekillendi, değil mi? Ne ise, devam edelim.

Şimdi, bir cümle de, C. MERİÇ'in Mağaradakiler isimli kitabından okuyalım. “Her ..... ideolojinin ortak yönü: Toplumdaki çelişkileri belirtmek ve onları ortadan kaldıracağını ileri sürmek.”

C. MERİÇ, Bu Ülke isimli kitabında da iki cümle yazmış, bu konu ile ilgili olarak... “Unutmamak lâzım ki izmler içtimaî bir sınıfın müdafaasıdırlar. İçtimaî bir sınıfın, bir milletin veya bir medeniyet camiasının.” (Cemil MERİǒin bizi, bağışlayacağınızı bilseydik, şöyle derdik; insaf yani, millet ve/veya medeniyet içtimaî sınıfın müteradifi midir? M.
Kaplan)

C. MERİÇ'ten son olarak, bir de, Kırk Ambar'ı okuyacaktık. Fakat C. MERşÇ, Kırk Ambar'da, ideolojinin ne olup ne olmadığı konusuna hemen hemen hiç temas etmiyor. Sadece, ideolojiler çağı kapandı mı? İdeolojiler öldü mü? İdeolojiler bitti mi, gibi suallerin cevaplarını arıyor. O sebeple Kırk Ambar'ı şimdilik okumayalım, bölümü bitirirken okuyalım. O zaman okumak, herhalde çok daha faydalı ve anlamlı olur.

DAVID MCLELLAN'A GÖRE İDEOLOJİ

Şimdi, biraz da, Davıd McLELLAN'ın İdeoloji isimli kitabını okuyalım, belki işe yarayacak birşeyler ve iyi bir tarif bulabiliriz. McLELLAN, şöyle yazıyor: “İdeoloji tüm sosyal bilimlerin en belirsiz kavramıdır; çünkü, en temel fikirlerimizin dayanaklarını ve geçerliliklerini sorgular. Böyle olduğu için de zorunlu olarak, tartışmalı, yani tam da tanımında (ve bu yüzden uygulanışında), akut bir karşıtlık bulunan bir kavramdır.”

“İdeoloji sözcüğünün 200 yıldan kısa bir geçmişi vardır. Terim, Sanayi Devrimi'ne eşlik eden toplumsal, siyasal ve entellektüel altüst oluşların: Demokratik ülkülerin yayılmasının, kitle hareketine dayanan politikanın, dünyayı biz yapmış olduğumuza göre, bir daha yapabiliriz
düşüncesinin ürünüdür.”
“Bütün fikirler ideoloji değildir.”

“Her ideoloji, bir kez ortaya çıktıktan sonra, verili bir kavram malzemesiyle ilişki içinde gelişir ve bu malzemeyi daha da geliştirir. Böyle olmasaydı, yani, düşünceleri bağımsız olarak gelişen ve yalnızca kendi yasalarına boyun eğen bağımsız oluşumlar olarak ele almasaydı, ideoloji olmazdı. (F. ENGELS)”

“İdeolojide, insanlar gerçekte, kendi aralarındaki ilişkileri ve kendi varlık koşullarını değil, aralarındaki ilişkileri ve varlık koşullarını yaşadıkları tarzı ifade ederler. Bu, hem bir gerçek
ilişkiyi, hem de bir hayali yaşanmış ilişkiyi öngerektirir. (ALTHUSSER) Bu yüzden, ideoloji gerçekliğin sıradan bir yansılmacı temsili değildir: Kendisi sayesinde, insanların gerçeklikle
ilişkilerini yaşamalarını ifade eder.”

“İdeolojinin karakteristik özelliği, insanları özgür ve özerk olduklarına inandırmasıdır: Bütün ideolojiler somut bireyleri özneler olarak oluşturan (bu tanımlayıcı) işleve sahiptir. (ALTHUSSER)”

“Althusser, aynı zamanda, (bir türüyle) ideolojinin toplumun değişmez bir özelliği olduğuna da inanır. Freud (gibi M Kaplan) ideolojinin bilinçdışı gibi ezelî ve ebedî olduğunu bildirir.
İdeoloji toplumsal bir çimentodur. Ne var ki, insan toplumları, tarihsel olarak soluk alıp vermeleri ve yaşayabilmeleri için vazgeçilmez temel unsur ve atmosfer olarak ideoloji salgılarlar. Yalnızca ideolojik bir dünya görüşü, ideolojinin olmadığı toplumların var olabileceğini tasarlayabilir ve ideolojinin (yalnızca belirli bir biçiminin değil) tümüyle ortadan kalkacağı ütopyacı dünya anlayışını kabul edebilir. (ALTHUSSER) Çünkü, komünist bir toplumda bile, toplumu bir arada tutacak bir çimentoya ihtiyaç olacaktır.”

“...İdeolojik yöntem, mefhumları olgulardan türetmek yerine, olgular yığınını yönetmek için mefhumları kullanmaktan ibarettir. (E. DURKHEİM)”

“Bir ideoloji tam da adının söylediği şeydir: O bir (fikir)in bilimidir (logic). Konu malzemesi kendisine (fikir)in uygulandığı tarihtir; bu uygulamanın sonucu, bir şeyin ne olduğuna ilişkin bir açıklamalar gövdesi değil, ama sürekli değişim içindeki bir sürecin açıklamasıdır. İdeoloji olayların akışını, sanki bu akış, kendi (fikr)inin mantıksal açımlanmasıyla aynı (yasa)yı izliyormuş gibi ele alır. İdeolojiler, kendi düşüncelerine içkin mantık sayesinde bütün tarihsel sürecin gizemlerini -geçmişin sırlarını, yaşanan anda dönen dolapları, geleceğin belirsizliklerini- biliyormuş geçinir. (H. ARENT)”

“Govanni Sartori, analitik bir araç olarak iş görebilme yeteneğinde olan bir ideoloji kavramı geliştirmeyi amaçlar. Bu amaçla, ideolojinin siyasal inanç sistemi içindeki doğasını belirlemeye çalışırken, ideoloji ve pragmatizmi karşı karşıya getirir. İdeolojik inanç sistemleri rasyonolist bir kültürel matristen; pragmatik inanç sistemleri ise temeli görgülcülük olan kültürel matrislerden kaynaklanır. Bu yüzden, ideoloji, ideolojinin içindeki yetkili bir
kaynaktan türemeyen bilgi verilerine karşı geçirimsizdir. Bu yüzden ideolojik zihniyet, haklı olarak, yalnızca politikaya katı ve doğmatik bir yaklaşım olarak değil, aynı zamanda ilkeci ve doktriner bir siyaset kavrayışı olarak anlaşılabilir. Ek olarak, bir ideolojik sistem fazlasıyla duygusal bir içeriğe sahiptir. İdeolojik sistemler bunlardan başka üç özelliğe daha sahiptir: Kavramlarının belirgin ve çok sayıda unsurdan oluşmasıyla kolay anlaşılırdırlar; bu unsurların sahte mantıksal biçimde birbirleriyle sıkıca ilişkilendirilmesinden dolayı güçlü biçimde kısıtlayıcıdırlar; ve son olarak ilk iki nitelik, ideolojiye sahip olmanın görece küçük bir gruba özgü olduğu anlamına gelir. Bunu, kitlelerin inançlarının daha az unsurdan oluşmuş ve daha
inceliksiz oluşuna karşın, ideolojilerin iyi ifade edilmiş, büyük ölçüde kısıtlayıcı ve seçkinlere özgü olduğu görüşü izler.”

“Sartori şu sonucu çıkarır: İnanç sistemlerinin farklı-sınırlayıcı potansiyeli sistemin ideolojik olması ölçüsünde artar, sistemin pragmatik olması ölçüsünde azalır. Kısacası ideolojiler
mükemmel farklı-sınırlayıcı inanç sistemleridir. Ve bu, ideolojilerin, siyasal seferberliği sağlamak ve kitleleri yönlendirmenin olanaklarını azamîleştirmek için seçkinlerin emrinde can alıcı önemde kaldıraçlar olduğunu söylemekle aynı şeydir. Bana göre, bu, bizim için ideolojinin bu denli önem taşıyışının yegâne nedenidir. İdeolojilere ilgi duyarız, çünkü, son çözümlemede, insanın insana hükmetmesine, insanların ve ülkelerin siyasal mehdicilik ve fanatizme götüren yolda nasıl seferber ve manipüle edildiğine ilgi duyarız.”

“Sartori, ideolojilerin hiçbir bilişsel içeriğe sahip olmadığını ima edecek şekilde, sadece duygusal içerikleri bulunduğunu kabul eder: İdeolojiler sadece eylemlere neden olan ya da eylemleri ateşleyen kabullerin ya da reddedişlerin ifadesidir. Bu, yine, ideolojilerin değerini yukarda belirtilen noktalarda azaltmaktır. Tersine, ideolojinin insanları harekete geçirmekteki öneminin, insanın eyleme geçmesine neden olmasında değil, insana eyleme geçmek için bir gerekçe vermesinden kaynaklandığı kolaylıkla iddia edilebilir. İdeoloji, siyasal eylem için haklılık ya da gerekçe sağlar. Amaçlara ve değerlere yapılan göndermeler, katılanların kendileri ve başkaları için anlamlı kılacak biçimde siyasal eylemlere anlam kazandırır. İdeolojinin seferber edici yönünü, ateşleme mekanizması ya da ideolojik tutkunun açığa çıkması terimleriyle açıklamak, bu yüzden, siyasal aktörlerin siyasal eylemleri nasıl anlayıp nasıl yönlendirdikleri ve bu eylemleri anlamaya çalışan gözlemcilerin bunların önemini nasıl
açıklayabilecekleri gibi geniş ve önemli bir alanı da görmezlikten gelir.”

SERPİL SANCAR ÜŞÜR'E GÖRE İDEOLOJİNİN SERÜVENİ

S. S. ÜŞÜR'ün, İdeolojinin Serüveni Yanlış Bilinç ve Hegemonyadan Söyleme isimli kitabının Giriş bölümünde, şöyle yazıyor: “İdeoloji, en genel anlamında, toplumsal yaşamla ilgili düşünce, anlamlar ve sembolik temsillerin alanına işaret eden bir kavramdır. Bu en genel çerçeveyi daha daraltarak bir tanımlamaya gitmezsek aynı alana işaret eden kültür kavramı ile ideoloji kavramı arasındaki ayrımı gözden kaçırmış oluruz. Her tür toplumsal düşünce ve anlamın ideoloji olarak adlandırılmasını engellemek için ideolojinin daha çok, farklı toplumsal anlam ve değerlerin çatıştığı bir alanda oluşan toplumsal düşünce olarak tanımlanması sorunu bir ölçüde çözer. İdeolojinin, bu şekilde, toplumsal çatışmalar alanındaki farklı bilinç formları olarak tanımlanması hangi toplumsal çatışmaların ideoloji ile
ilişkilendirileceği ve toplumsal çatışmadan bahsettiğimizde devreye giren toplumsal iktidar kavramıyla ideoloji kavramının nasıl bir ilişkisi olduğu sorularını akla getirir. İdeoloji, toplumsal iktidar ilişkileri sayesinde oluşan ve kendisi de iktidar ilişkilerinin oluşum
dolayımı olan toplumsal düşünce ve anlamlar olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda ideoloji kavramı toplumsal iktidar ilişkilerinin temelindeki maddî yaşamla, diğer deyişle insanların kendi yaşamlarını sürdürmek için yarattıkları maddî toplumsal pratikler ile ilgilidir. İdeolojik
düşünce, bu tanımlama çerçevesinde, toplumsal olmayan bireysel düşünceden, bir toplumsal çatışmanın alanı olmayan (ya da bu niteliği zaman içinde yitirmiş olan) folklorik değerlerden, bir toplumsal iktidar ilişkisini kurmak veya değiştirme ile bağlantısı bulunmayan düşünce ve anlamlardan ayrı tutulmalıdır. Bu tanım bizi, bir yandan, makro toplumsal çözümleme düzeyinde, maddî toplumsal pratikler içinde yaşanan toplumsal çatışmaların içinde oluşan tolumsal düşünce olarak ideoloji kavramına götürürken, diğer yandan da bu çatışmaları bir
toplumsal anlamlandırma pratiği olarak görerek, daha mikro düzeyde, ideolojinin tanımlayıp adlandırdığı ideolojik özne sorununa götürür. Bu bağlamda ideolojik düşünce, özneleri farklı toplumsal pratikler içinde tanımlayıp adlandırır; kendisi de öznelerin özellikleri ile yeniden ve
yeniden biçimlenir. İdeolojik toplumsal pratik içinde öznelerin tanımlanıp konumlandırılması bu özneler arasındaki farkların, ya da, daha açık anlamda hiyerarşilerin belirlenmesi demektir. İdeolojinin, öznelerin arasındaki iktidar ilişkilerini tanımlıyor olması, ideoloji ile toplumsal iktidar arasındaki sıkı bağlantıyı açığa çıkarır. Diğer yandan, bu öznelerin iktidar ilişkileri karşısında, bu ilişkileri nasıl dönüştürdükleri sorusu, bizi öznelliğin ideoloji ile ilişkisini, yani
toplumsal kimliklerin oluşumunu açıklayacak yanıtları bulmaya iter. İdeoloji ile öznelerin ilişkisi bağlamında ideolojik pratiklerin anlaşılması demek, gündelik yaşam içinde öznelerin somut ideolojik oluşumlarının anlaşılması demektir. İdeoloji, gündelik yaşamın somutluğu içinde her gün yeniden oluşan, özneleri belli konumlara çağıran söylemsel akış olarak yaşanır.”
S. S. ÜŞÜR, kitabın ilerleyen sayfalarında ise şunları yazıyor: “Marx'ın ideoloji kavramlaştırmasının ikinci önemli kuramsal mirası ideolojik düşünceyi diğer düşüncelerden ayırarak sadece egemen maddî ilişkilerin devamını olanaklı kılan düşünceye ideolojik nitelemesini yakıştırmasıdır. Yani, ideoloji ancak iktidar ilişkilerinin asimetrik kıldığı toplumsal bilinçtir ve bize sürekli iktidar ilişkilerinin çarpıttığı, bozduğu bilinç biçimlerini dikkate almamızı hatırlatır. İdeolojinin eleştirel tanımı olarak adlandırılan bu özellik ideoloji
çözümlemelerine aynı zamanda toplumda varolan ve çoğu zaman normal ve doğal kabul edilegelen iktidar ilişkilerini açığa çıkarma olanağını verir.”

“(Antonio) Gramsci'ye göre ideoloji sadece üst yapısal alanda işleyen toplumsal bir pratik olmaktan çok, üretim süreçlerinin şekillenmesinde işlevsel olan ve bu sayede altyapı ile üstyapının uyumunu sağlayan temel toplumsal pratiklerden biridir.”

“Gramsci'nin ideoloji tanımı, maddî bir pratik içindeki kollektif öznelerin (Üşür'e göre sınıfların, bize göre grupların ya da cemiyet birimlerinin M. Kaplan), bu pratik içindeki konumlarını tanımlamaları ve bunun mücadelesi dolayımıyla oluşturdukları bilinç olarak somutlanır. İdeolojinin maddî pratik ile ilişkisi çerçevesinde Gramsci organik ideolojiler ile keyfî (arbitrary) ideolojiler arasında bir ayrım yapar. Organik ideolojiler belli bir toplumsal yapıda bütünlüğü sağlamak için gerekli olan bilinç formlarını tanımlar ve toplumsalın devamı anlamında varlığı yapısal bir zorunluluktur. Diğeri ise, kişisel spekülasyonlar olarak tanımlanabilecek tasarımlardır.”

“Gramsci'nin ideolojiyi maddî toplumsal pratik içindeki kollektif öznelerin (grupların M. Kaplan) tarihsel bloku kurma ya da değiştirme için verdikleri mücadele olarak tanımlaması, bu mücadelenin tamamen öznelerin mücadele içinde konumlarını tanımlama bilinçlerine bağlı olarak şekillendiğini söylemesi indirgemecilik sorununu aşmak için önemli bir kuramsal açılım sağlamıştır.”

“Gramsci ideoloji kavramını sistematik düşünce olarak tanımlanmaktan kurtarmış ve bu kavramı, toplumsal mücadele ve uyum pratikleri içindeki kollektif öznelerin kendilerini sürekli yeniden temsil etmeye çalıştıkları dinamik alanın çözümlenmesi ile ilişkilendirmiştir. İdeoloji artık maddî temeli olan toplumsal pratikler içinde varolan bir pratik türüdür. Statik bir tanımdan kurtularak toplumda her gün çeşitli biçimlerde yaşanan bir pratiğin bir parçası haline gelir. Her gün yeniden ve yeniden biçimlenir.”

“İdeoloji, (Louis) Althusser için toplumsal bütünlüğü (formasyon) yeniden üreten temel bir işleve sahiptir. Sistemin yeniden üretilmesinin temeli ise siyasal ve ekonomik iktidarın ideolojik bir ikna sürecine dayanarak varolabilmesinde yatar.”

“İdeoloji, yapının özne üzerindeki bir etkisidir; özneye dışsaldır, çoğu zaman bilinçdışı olarak yaşanır ve öznelere egemen değerleri benimseterek onları sistemle uyumlu hale getirir. (Bu
bağlamda) Althusser'in karşı çıkmaya çalıştığı görüş, ideolojinin bireysel öznelerce üretilmiş bilinç biçimi olarak tanımlanmasıdır. Althusser'e göre ideoloji, bireylerin beynindeki manevî bir varoluş biçimi olarak tanımlanmamalıdır. İdeoloji, toplumsal bütünlüğün çeşitli düzeyleri arasındaki işleyişin bireysel bilinçler üzerinde oluşturduğu bir şekillendirmedir. Bu anlamda ideoloji bireylere dışsal ve nesneldir; özne tarafından üretilmeyen, fakat özneyi üretendir. (Bu
eleştirinin) Althusser'i getirdiği nokta, ideolojinin toplumsal bütünlüğü bir arada tutan harç konumundan çıkması ve kendisi yapı tarafından belirlenen olmasıdır. Toplumsal formasyonun bir yansıması olarak ideoloji, bireyleri yakalar, ve onları egemen ideolojinin bir taşıyıcısı olarak bağlar.”

“İdeolojinin işlevi, ideolojik aygıtlar içindeki özneleri, bu aygıtların pratikleri (ritüelleri) içindeki maddî eylemleriyle belirleyerek tanımlamaktır. Bir toplumsal pratik ancak ideoloji
aracılığıyla, bir ideoloji içinde vardır. Aynı zamanda ideoloji, özne aracılığıyla ve özneler için oluşur. İdeolojinin temelinin maddî pratikler olması demek aslında ideolojilerin iktidar olanaklarını biriktiren ve barındıran aygıtlar ve yapılar içinde oluştuğunu söylemek, diğer bir deyişle ideolojinin nesnel ve objektif olanın bir açılımı olduğunu söylemektir. Yani ideoloji, yapının bir etkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Daha kesin bir ifade ile ideoloji ekonomik, politik/hukukî ve ideolojik toplumsal düzeyler arasındaki ilişki ve çelişkilerin ortaya çıkardığı bir oluşumdur. İdeoloji, bu bağlamda, sistemin yeniden-üretiminin gerektirdiği bilgilerin ritüeller aracılığıyla öznelerin zihinsel formasyonları olarak biçimlendirilmesidir.”

“Althusser'e göre ideoloji bir temsil (representation) sistemidir; bireylerin gerçek dünya ile kurdukları ilişkiyi yaşama biçimlerini belirleyen bir temsiller bütünü.”

“İdeoloji insan ile onun dünyası arasındaki yaşanan ilişki sorunudur. Bu ilişki sadece bilinç olarak görülse bile aslında bilinçdışıdır, ideoloji sayesinde insanlar kendileri ile kendi varoluş
koşulları arasındaki ilişkiyi değil, fakat bu ilişkiyi yaşama tarzını açıklarlar; bu hem gerçek ilişkileri hem de tahayyülî, yaşanan ilişkileri öngerektirir. İdeoloji böylece insanla onun “dünya”sı arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır, yani onlarla, onların gerçek varoluş koşulları arasındaki gerçek ve tahayyülî ilişkinin birliği (üst-belirlenmesi)dir.”

“Bu alıntıda Althusser'in ideoloji tanımının temel özelliklerini görebiliriz: -İdeoloji, toplumsal yaşamın organik bir parçasıdır; toplumsalın kaçınılmaz varoluş tarzlarından biridir, -İdeoloji, insanların gerçek ilişkilerle kendi varoluşları arasında yaşadıkları bir ilişkidir. İdeolojinin yaşanan bir ilişki olması onun sürekli akış ve oluşum içindeki bir pratik olmasına işaret eder, -İdeoloji, gerçekliğin kendi kendine bir yansıması değil, bireylerin bu ilişkiyi tahayyül tarzıdır, -İdeolojinin gerçeklikle bunun tahayyülünün karmaşık bir temsili olması, onun sadece bilinç düzeyindeki tasarımları değil, aynı zamanda imgeleri, mitleri, fikirleri, kavramları, bilinçdışı tasarımları ve öznenin alımlayışına bağlı olarak kurması anlamına gelir.”

“(Michel Foucault'ya göre) ideolojiyi, özneler, kendi nesnel/sınıfsal (bize göre grup M. Kaplan) çıkarlarına göre üretirler. Böylece ideoloji kavramı, önceden oluşmuş ve çıkarlarının tekabül ettiği ideolojik temsillerin farkında olan bir öznenin veri koşullarına dayanır. Yani, ideolojiyi insanlar kendi gereksinmelerine göre üretirler.”

“İdeoloji kavramında özneler önceden kurulmuş varlıklar olarak, maddî/nesnel yapıdan türetilen çıkarlarının bilincine varabilirler ve bu bilinci ideolojik ifadelere tercüme edip iktidarı ele geçirebilirler.”

“İdeoloji kavramının tartışılması bir tür ideoloji kavramının sonunu getirmiş; ideoloji kavramının tahtına söylem kavramı oturmuştur.”

“Söylem ve ideoloji kavramları arasındaki ilişkiye yönelik ikinci tartışma noktası ise tahakküm ve boyun eğme yaratan toplumsallığın söylem içinde nasıl üretildiği, konumlandığı ya da söylem tarafından nasıl taşındığıdır. Bu soru çerçevesinde bakıldığında ideoloji -ya da dilin tahakküm etkisi- söylemin işlevlerinden biridir. Her söylem ideolojik olamaz; ideoloji, söylemin yarattığı bir etkidir. Böylece söylem bir akış ve süreç, ideoloji ise bunun bir etkisi olarak tanımlanır. İdeoloji, tahakküm ilişkilerini sistematik olarak kuran ve besleyen söylemdir. Toplumsal pratik içinde tahakkümle bağlantı kurma noktasında söylem ideolojik olarak adlandırılmaktadır.”

“İdeoloji kavramı ile söylem kavramının daha yapısalcı bir tarzda ilişkilendirilmesi ise gösterge kavramı ve göstergelerin kodladığı mesajların çözümlenmesine ilişkin geliştirilen modeller çerçevesinde söz konusudur. Daha çok medya çalışmaları alanından gelen bu yorum, ideolojiyi mesajların kodlanmasına ilişkin bir kodlama sistemi, söylemi ise bu mesajların iletisi olarak tanımlar. İdeoloji ile söylem arasındaki ilişki bir bilgisayarda program ile bu program kullanılarak üretilen bilginin ilişkisine benzer. İdeoloji bir bilgisayar programı, söylem ise bu program kullanılarak yaratılan çıktılar ve doğrulardır. İdeoloji, mesajları üretmek için kullanılan göstergesel (semantik) kurallardır. Bunu gerçekleştirmek için bir bilgi
sisteminin bir anlamlar ve göstergeler sistemine dönüştürülmesi gerekir. Bu gerçekleşirse bilgiler birer kod haline dönüşebilir. Bu bağlamda ideoloji, mevcut mesaj düzeylerinden biridir; mesajların anlamlandırılma düzeyidir. İdeolojiyi okumak demek mesajların görünmeyen yüzünü okumak demektir. Söylem, mesajın söylediği, ideoloji ise söylenebilecek olanı belirleyen kodlamadır. Mesajın kodlanması, kodlama ve kodaçım edimlerini içerir. Kodlama, düzanlamı belirtir, kodaçım ise yananlamı. Yani kodaçım, farklı grupların bu koda
yükledikleri anlam çerçevesinde oluşur. Özetle, söylemdeki mesajın belli bir yönde kodlanmasını sağlayan, ideolojinin yarattığı etkidir.”

ŞERİF MARDİN'E GÖRE İDEOLOJİ

Son olarak, biraz da, Ş. MARDİN'in İdeoloji isimli kitabını okuyalım. Kimbilir, belki işimize yarayacak bir şeyler buluruz da, artık yazacaklarımızı yazarız.

“Ülkemizde ideoloji konusunda çok şey söylenmiştir ve söylenmektedir; fakat bu incelemeler daha çok bir ideolojinin niçin iyi veya kötü, üstün veya anlamsız olduğunu anlatmaya yönelir; ideolojik düşüncenin özelliklerinin ne olduğunu, hangi etkenler sonucunda ortaya çıktığını incelemez. Hele yazarın kendi düşüncesinin hangi taraflarının ideolojik olduğunu hiç araştırmaz.”

“İdeoloji, devrimizin olaylarından ve düşünce akımlarından bahsederken gittikçe sık kullandığımız bir kelime oldu. İdeolojik akımlar, Marksist İdeoloji, Sağın İdeolojisi gazete ve kitaplarda -Avrupa ve Asya'da- son elli yılda sık sık görülen deyimler arasında yeraldı.”

“İdeoloji dendiği zaman bundan ne anlıyoruz? Türkiye'de, 1974 yılında küçük bir grup üniversite öğrencisi üzerinde yapılan çok basit bir uygulama bize bir ipucu temin ediyor. Yapılan anketten, ideolojinin denekler arasında iki anlam taşıdığı anlaşılıyor. Öğrencilerin büyük çoğunluğu için ideoloji, sistematik bir fikir yapısı veya anlatısıdır. Gerçekten de ideolojinin bu anlamı konunun bir yönünü teşkil ediyor. Deneklerin çok daha küçük bir grubu İdeoloji dendiği zaman aklınıza ne gelir sorusuna, gerçekleri olduğu gibi yansıtmayan bir fikir yapısı veya buna benzer deyişler kullanıyor. Gerçekleri olduğu gibi yansıtmamak Marx'ın ideoloji tanımına çok benziyor ve gerçekten ideoloji adını verdiğimiz olayın ikinci eksenini
oluşturuyor.”

“İdeolojinin toplumun değişik katlarında birçok kimseler arasında tutmasının sebebi nedir? Bunu ..... şöyle cevaplandırıyoruz: İnsanların toplumsal yaşamlarını belirleyen temel ögelerden biri, bu insanların içinde yaşadıkları toplumu algılama şekilleridir. Her insan kendi toplumu içindeki diğer kişilerle ve özellikle yakın olduğu gruplarla bir toplum haritası paylaşır. Bu toplum içindeki insanlar böyle bir temel haritadan hareket ettikleri için anlaşabilirler ve içinde yaşadıkları toplumun gereklerini yerine getirirler. Fakat
belleğimizde taşıdığımız bu toplum haritası gerçek bir haritada olduğu gibi kesin çizgilerle çizilmemiştir. Haritanın taşıdığı anlamlar esnektir ve değişime -az veya çok- açık bir simge dağarcığı yoluyla toplumdan insana, kuşaktan kuşağa geçer. Bu simge sisteminin çalışmasına kültür diyoruz. İdeoloji gerçeği kültür gerçeği ile çok yakından ilintilidir, ideolojinin saygınlığı da kültür mekanizmasının esaslarına dayalı olarak gelişir. İdeoloji, geleneksel
toplum haritalarının modern çağlarda faydalarını yitirmelerinin sonucudur; yani bir toplum anlamları haritası türetme çabası olarak görülebilir.”

“İdeoloji, insan eyleminin amacını, bu amaçlara nasıl varılacağını tanımlayan ve sosyal ve fizikî realitenin niteliğini belirleyen bir değerlendirici prensipler sistemi olarak görülebilir.
Erik ALLARDT”

“Konumuzu bir daha belirleyelim: Gerek Marx gerek Mannheim ideolojik düşüncenin iki ayrı tanımını yapıyorlar: Bir taraftan insanlar kişisel çıkarları açısından fikirlerine bir yön verebilirler, örneğin, bir kişi kendi çıkarlarını savunmak için fikirlerini hep kendi tarafına yontarak ortaya atabilir. Bu ilkel anlamda ideolojik bir düşüncedir. Diğer taraftan, bir kimse belirli bir grubun veya kültürün içinden dünya olaylarına baktığı için bu grubun veya kültürün duvarlarını aşamıyorsa -varsayımlarının ötesine geçemiyorsa- bu sistematik bir ideolojidir.”

“Fakat Mannheim'a göre ideoloji bizi yalnız siyasal hayatımızda etkilemiyor. İdeolojinin toplumsal kaynağından çıkan bir diğer özelliği, toplumu anlamaya yarayan tüm kavramlarımızın yanlılığıdır, toplumsal eylemlerimize yön veren bir şekilde çalışmasıdır. Bundan dolayı da kavramlarımızla yaşantımız arasındaki ilişkileri saptamak sosyal bilimlerin önemli bir görevidir.”

“İdeoloji, toplum konusundaki bilgi ve görüşlerimize dayanan bir fikir kümesidir. İnsanların toplum konusundaki bilgilerinin türetilmesi ise fizikî bilimlere oranla kaba anlamında mantık dışı öğelere çok daha ağırlık veriyor. Bu bilgiler toplumun bize hazır olarak verdiği
önyargılardan kolayca kurtulmuyor. Fizikî bilimlerde sınırlayıcı olan kavramsal açıdır; toplum bilimlerinde sınırlayıcı öğeler daha da derine, bazı konulardaki duygularımıza, toplumun bize çocukluğumuzdan beri kabul ettirdiği öğelere gidiyor. Kaba anlamda mantık dışı deyişim de şundan dolayıdır: İnsanların duygu mekanizması anlaşıldığı zaman, belirli bazı toplumsal olaylara ne gibi değerler bağladıkları belirdiğinde bunların da bir mantığı olduğu anlaşılır, fakat bu mantığı bilmek için önce mekanizmayı anlamak gerekir. Tıpkı Arapça'yı öğrenmek için salık verilen usul gibi: Arapça bir cümleyi okumak için önce anlamını bilmek gerek...”

“Acaba her kültür insana başka türlü dünya görüşleri vermez mi? Veriyorsa, o zaman ideoloji problemimizi yakından ilgilendiren bir sorunla karşılaşmış oluyoruz. 1936 yılında, Gregory Bateson Naven ismindeki eserinde, toplulukların kendilerine özgü bir bilişsel stilleri (dünyayı algılama şekli) olduğunu söylemişti: Acaba bu doğru mu? İtiraf edelim ki, konu tam olarak bugün bile aydınlanmış değil, fakat Bateson'ı haklı bulanlar her gün çoğalıyor. Biraz da bu konuyu inceliyelim.”

“Marx, insanların belli bir sosyal grubun içinde gömülü oldukları için, dünyayı bu grubun çıkarları açısından göreceklerini söylemişti. Bunun doğru olduğuna şüphe yok. Freud insanların dünyayı içgüdüleri ile şekillendirdiklerini, dünyayı kendi tutkuları açısından
gördüklerini anlatmıştı. Bunun da doğruluğunu gösteren (örnekler var). Bunun yanında, dünyayı algılamada yanlılık yaratan üçüncü bir (süreç daha var). Kuhn'a göre bilim adamları dünyayı en çok değer verdikleri bilimsel kavramın içinden görüyorlar. Örneğin Newton fiziğine inanıyorlarsa, dünyayı Newton fiziğinin kuramları içinden görecekler. Bu kuramların eksikliğini ifade eden farklı görüşleri kabul etmeyecekler. Dünyayı Einstein fiziği açısından görüyorlarsa, bu kuramın savlarına göre değerlendirecekler. Bilimciler, böylece Kuhn'a göre dünyayı kendi ekollerinin ortaya çıkardığı kalıpların içinden görüyorlar. Galiba bu yanlılık etkenini de kabul etmek gerekecek. Zira bilimselliğin ne derecede bir ekol meselesi olduğu,
bilimcilerin eksikliklerini gösteren yeni teorilere ne kadar karşı geldikleri tarihsel araştırmalarla saptanmış. Fakat Kuhn'un bize anlattıklarının bilim adamları düzeyinin ötesinde de etkili olduğunu biliyoruz: İnsanlar, genel olarak, etraflarındaki dünyayı bir kalıp içinden algılarlar. Buna bir model de diyebiliriz. Bu model bir nevi harita fonksiyonu görür: Karşılaşılan hangi olayların olumlu, hangilerinin olumsuz sayılacağını gösterir. Meselâ burjuvazinin dünya haritasına göre çalışmak, kazanmak, didinmek iyidir. Tembellik,
aylaklık, servetini arttırmaya çalışacağına servetini tüketmek kötüdür. Türkiye'nin küçük taşra şehirlerinin değerlerinde başkalarıyla iyi komşuluk ilişkilerini devam ettirmek, büyüklere hürmet etmek, dindar olmak iyidir. Müslüman olmayanları taklit etmek, mahalleden kopmak kötüdür.”

“Demek oluyor ki, bütün toplumlardaki insanların ortak sayabileceimiz davranış kökenleri var, fakat bunlar temelde birbirine benzemekle birlikte toplumdan topluma değişik şekiller gösteriyorlar. Hele dünyayı algılama haritaları bir toplumdan diğerine çok değişiyor. Bunun nedeni birbirinden ayrı olan toplumların ayrı koşullar içinde oluşmuş olmalarıdır. İnsanın dünya hakkındaki bilgileri bu çevre şartlarının etkisini sürdürüyor.”

“Kültürü şöyle tanımlayabiliriz: Bir toplumun mevcut örüntüsünü devam ettirmeye yarayan, kısmen esnek fakat normal olarak nisbeten yavaş değişen simgeler sistemi.”

“İdeoloji büyük çapta simgesel düşüncenin hayatımızdaki öneminden çıkan, ona dayanan bir görüngüdür (fenomen). Bunu çok önce Pareto, Marksizm için söylemişti.”

“Toplumsal iletişim şartları altında çalışan, geniş kapsamlı iletişim ağları içinde şekillenen simgeleştirme kümesine ideoloji adını (veriyoruz.)”

“Eski kültürlerde de bugünkü ideolojilere benzer bir şekilde insanlara belirli bir toplum görüşü sağlayan az veya çok sistematik toplum haritaları görülür.”

“İdeoloji, önemli toplumsal ayrımların belirmeye başladığı çağdaş toplumun kendine bir yaşam çerçevesi bulma çabasıdır. Bu toplumda beliren şartlar içinde insanların toplumdan koparak yabancılaşması olayı da ortaya çıkıyor. İdeoloji, gerek yabancılaşmış aydının gerekse yabancılaşmış sokaktaki adamın kaygu ve korkularına getirilmiş bir cevaptır.”

“İdeolojilerin bir özelliği de etkin oldukları insan gruplarında çok inatla savunulan, kan dökme pahasına da olsa vazgeçilmeyen inançlar olarak yerleşmeleridir. İdeoloji insanın tüm duygularını hareket geçirir, onu seferber (mobilised) duruma getirir.”

“Yeni toplumda yeniden çerçeve kurmanın iki yönünden bahsedebiliriz: Bir taraftan sarsılan toplum düzeninin yerine yenisi aranmaktadır. Diğer taraftan, eski simgeler dağarcığı, eski toplumun sarsılamasıyla inandırıcılığını yitirdiği için yeni bir simgeler dağarcığı oluşturulması gerekmektedir. Fakat bu işin temel bir zorluğu var: Farklılaşmış toplum içinde kurulacak yeni çerçeve çağdaş toplumda oluşan bütün toplum katlarına mı, yoksa yalnız birine mi çağrıda bulunsun? Çağdaş ideolojiler bu zorlukla karşı karşıya kalınca farklı yaklaşımlarla ortaya çıkmışlardır. Marksizm proleteryaya seslenmiş, burjuvaziyi düşman olarak görmüştür. Faşizm sınıf çatışmasının yüzeyde bir görüntü olduğu noktasından hareket ederek halkı birleşmeye davet etmiştir. Fakat her iki akım da yeni bir toplum bütünü ve imgesi yaratmaya çalışmıştır. Marksizm için bu imge devrim ve sonrası etrafında toplanır, faşizm ise çatışmasız toplumu yaratmaya çalışır.”

“Hızlı sosyal değişmenin etkilediği herkes bir ideolog kesilmez. Bazı kimseler arasında bu aşı daha önemsiz bir oranda tutar. Bir antropolog (Melford E. Spiro M. Kaplan) bunu şöyle
anlatmıştır:”

“Bazı kimseler bir ideoloji hakkında fikir edinirler, bazı kimseler bu ideoloji hakkında fikir edinmekle kalmazlar onu anlarlar, yani anlatımını yapabilecek duruma gelirler. Bazı kimseler buna ilâveten öğrendiklerinin doğru olduğuna inanmaya başlarlar, bazı kimseler çevrelerinde olup bitenleri bu açıdan değerlendirmeye çalışırlar. Bazı kimseler ise ideolojiyi içerirler, yani yalnız değerlendirme aracı olarak değil kendilerini eyleme iten kimliklerinin derinliğinde yatan bir zemberek haline getirirler.”

“İdeoloji tamamen ezik insanlar arasında en iyi ortamını bulan bir fikir türü değildir: İdeolojinin ideal yayılma ortamı az okumuş insandır ve gelir bakımından da en düşük tabaka değildir.”

“İdeoloji taşıyıcı grupların birinci özelliği, bunların mutlak bir fakirliğe batmış olan kimselerden oluşmamasıdır. İdeoloji taşıyıcıları işçiler arasında düz işçilerden değil, vasıflı işçilerden oluşuyor; beyaz yakalılar, hizmet personeli ve memurlar arasında bunlar memur piramidinin en alt katından gelmiyor, biraz okumuş memurlar katından geliyor. İdeoloji taşıyıcıları belirli bir statü düzeyine erişmiş, kendini daha yüksek düzeyde görebilen, fakat yükselme yolu tıkanan kimselerdir. Özellikle, bu eğilim, gördüğü öğretimle toplumun kendisine verdiği mevki arasında bir dengesizlik olan kimseler arasında çok yaygındır.”

“Türkiye'de, Selma Mirci'nin yayınlanmamış doktora tezine ve yalnız öğrenciler için geçerli olan araştırma(sına) göre tipik solcu, orta ve yüksek gelir katlarında bulunan, bürokratik kökenli küçük aile birimlerinin en yaşlı çocuğudur; tipik sağcı, düşük gelir katlarından, kırsal kökenli geniş aile birimlerinin birkaç çocuğunun en gençlerinden biridir.”

İDEOLOJİ NEDİR? NASIL TARİF EDİLEBİLİR?

“Bu, “kitap kadar” uzun iktibaslardan sonra, bu kadar kısa bir şey mi yazacaktın?” demezseniz, eğer... Bize göre ideoloji, bir fikir sistemidir... Bir fikrin ilim gibi sistemli hâle getirilmesidir... İdeoloji; siyasî, sosyal, iktisadî ve yahut kültürel bir fikrin ilim gibi sistemli bir hâle getirilmesidir, deriz! Buradan üç sonuç çıkar: Bir. Bütün ideolojiler birer fikirdir. İki. Her fikir ideoloji değildir. Üç. Bir fikrin ideoloji olabilmesi ya da sayılabilmesi için, o fikrin sistemli olması lâzımdır. Bunları unutmayalım!

Peki, bir fikri ideoloji haline dönüştüren sistem nedir? Sistem nasıl tarif edilmektedir?

İhsan SEZAL, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar başlıklı kitabında, sistemi şöyle tarif etmektedir: “Belli bir manâ bütünlüğü olan, birbiriyle münasebetli parçalar toplamına sistem denir. Bu manâda kavram, bir düşünce sisteminden, bir haberleşme sistemine kadar her alanda görülebilecek fakat, mantıkî bir manâ bütünlüğü içinde işleyen her şey için (düşünce, olay, hareket ve teşkilât) kullanılabilir.” Bunu da, hatırımızda tutalım!

O halde, sistemin bu tarifini de nazarı itibara alarak, şöyle dememiz gerek: Bir fikrin ideoloji olabilmesi için, o fikrin, belli bir mantıkî anlam bütünlüğüne sahip olması ve birbiriyle münasebetli parçaların toplamından meydana gelmesi gerekiyor. Bu, bir...

Aynı sistemi, Ayhan TUĞCUGİL, biraz farklı olarak, şöyle tarif etmektedir: “Sistem: Gayesi, kullandığı kavramların tarifi ve gerek sistemi kurarken, gerekse gayeden uygulamaya giderken kullanacağı metod açıklanmış, kabulleri açıkça ve ayrı ayrı belirtilmiş, son olarak uygulamaya ait teklifleri (doktrini) daha önceki dört unsur kulanılarak çıkarılabilen bir yapıdır.” Bunlar da aklımızda kalsın!

Şu halde, sistemin bu tarifini gözönüne alarak da, şöyle dememiz gerekir: Bir fikrin ideoloji olabilmesi için, o fikrin, gayesinin, tariflerinin, metodunun, kabullerinin ve doktrininin açıkça ve ayrı ayrı belirtilmiş olması gerekiyor. Bu da, iki...

Öyle ise, sistem'in o iki türlü tarifi ile bu tariflerden çıkardığımız sonuçları nazarı itibara alarak, başa dönüp bütün o uzun alıntıları da hatırlayarak, bir tarif vermemiz gerekir ise,
ideolojiyi şöylece tarif etmemiz mümkündür:

İDEOLOJİ; yerleşmiş bir değerler bütününe, meselâ bir din'e veya felsefeye dayanan ve cemiyet birimlerinden birini tercih ederek konu edinen ve bu cemiyet biriminin sevilmesi, korunması, yükselmesi ve yücelmesi için ulaşılması düşünülen hedefleri tayin eden; kullandığı kavramlar açık ve net olarak tarif edilmiş; kullanacağı metod açıklanmış; kullandığı kabulleri açıkça belirtilmiş; uygulamaya ait teklifleri ya da doktrini ilân edilmiş; kendi içinde ve kendine göre bir bütünlüğü, bir mantığı ve tutarlılığı olan, bir fikir ve yahut fikirler bütünüdür.

İDEOLOJİ GEREKLİ MİDİR, GEREKSİZ MİDİR?
İDEOLOJİNİN SONU GELDİ Mİ, GELMEDİ Mİ?

Aslında bu sorular, gelişmiş Batı toplumlarında, 50'li ve 60'lı yıllarda uzun uzun tartışıldı ve bir sonuca bağlandı. Fakat, Türkiye'de ne yazık ki, her şey gibi, bu sualler de çok gecikmiş olarak, ancak, önce 80'li yıllarda, sonra da SSCB'nin yıkılmasından sonra 90'lı yıllarda, konuşulmaya başlandı. Henüz bir neticeye bağlanmış da değil. Oysa, Amerika'yı yeniden keşfetmeye lüzum yok. Batı cemiyetlerinin müzakere ve münazaralarla ulaştıkları sonuçlardan, pekâlâ, biz de, yararlanabiliriz. Ama, nedense, bu yapılmıyor. Sağda ve yahut solda mâlum bazı kimseler, Amerika'yı yeniden keşfetmekte ısrar ediyorlar. Olsun. Onlar, araştırmaya (!) devam etsinler... Biz, Batılı bilginlerin tartışarak ulaştıkları sonuçları nakledelim...

Bu suallerin cevaplarını, C. MERİÇ, Kırk Ambar isimli kitabında geniş olarak veriyor. İşte biz, burada, C. MERİÇ'in o yazdıklarını özetleyerek verip, bölümü tamamlayacağız.

“Mauro Fotia: Galbraith'den esinlenen bir efsaneyi tartışıyor: ideolojilerin sonu. Fotia'nın yargısı şu: İnsanlık ideolojilere her zaman muhtaç. Yazar, konuyu tartışırken gelişmiş veya gelişmemiş her ülkeyi dolaşıyor. Amerika ideoloji susuzluğu içinde, Rusya, ideoloji
sayesinde ayakta duruyor. İtalya, ideolojisizlikten kıvranmakta. Fransa yaşamak için yeni ideolojiler peşinde. Hele az gelişmiş ülkeler. Afrika sosyalizmi, kapitalizm-sosyalizm çıkmazını açmaya çalışan Kara Afrika’sının çırpınışlarını sergiliyor.”

“İdeolojilerin zevali nazariyesi dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile. Kimse toplum yapısını değiştirmeye kalkışmasın diye, babadan kalma tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkmaktadır. Filhakika kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir. Kayıtsızlığa, tevekküle götüren bir davranış.”

“Tenkid zihniyetini boğan bir ruh iklimi. İdeolojilerin yerini yeni putlar aldı: Sinema ve spor yıldızları. Bernard Shaw'un hakkı yok mu : Yabani, tahtadan ve taştan putlara tapar; medeni insan, etten ve kandan putlara: Sahne, ses ve stad yıldızları. Eski çağların koruyucu perileri, kahramanları, orta çağın azizleri ne ise asrımızın insanı için de bu yıldızlar o. Davranışlarını, jestlerini, düşünce tarzını, bir kelime ile, psikolojisini ve yaşama üslûbunu tayin eden onlar. Bu putlar obsesyonları kutuplaştırma ve tespit etmek suretiyle gerçek psikozlar yaratıyorlar. Fert seviyesinde, daha çok da kitle seviyesinde. Putlar sihrî bir etmen, kalabalıkları yönetmek için birer araçtırlar. Yaptıkları: Kelimenin gerçek anlamı ile bir aracılık. Burjuva kültürünün hâkim modellerini özümlemek ve kitleye aktarmak. Kitle, burjuva kişiliğinin duygu düzeyine putlar sayesinde erişir.”

“Halk psikolojisinin burjuvalaşması, sinema dünyasının, görsel işitsel dünyanın, spor dünyasının burjuvalaşmasından geçer. Basın, sinema, radyo, televizyon, kitle haberleşmesi tekniği, maçlar ve toplu eğlenceler, ideoloji ihtiyacını yok etmeye çalışır; demek ki tutucudurlar. İdeolojilerin zevali tezi, hareketsizliği ve ataleti siyasî hayatın normal durumu olarak gösteren bir aldatmacadır. Bir kelime ile, babadan kalma burjuva ideolojisinin en ince, en kurnaz, en son numarası.”

“Tüketim toplumunun çağdaş yığınlar üzerinde görülmemiş bir nüfuz ve câzibesi var. Arzulara yön verme teknikleri, toptan yığınlaştırıyor insanları. Ne iradeleri kalıyor, ne dikkatlerini teksif yetenekleri. Olaylara katılamıyor, olanları kabul ediyorlar sadece. Yine de ideolojilerin sonu demek yanlış. Zayıfladıklarını söylemek daha doğru. Yani gerçeğe daha uygun.”

“Sürekli ve geniş mikyasta her sosyal değişiklik, mutlaka bir ideolojiye dayanacaktır. Bu gerçeği inkâr eden hiç bir modern mektep yok artık. Münferit reformlar ampirik, pragmatik parça parça olaylardır, ideolojik bir desteğe dayanmak zorunda değillerdir. Ama top yekün bir sosyal değişiklik, hele çok çabuk gerçekleşmesi isteniyorsa, olup bitenler izah edilmeden, doğrulanmadan başarılamaz. Bu açıklamalar herkesin anlayacağı bir dille yapılmalıdır. Yeni bir ekonomik sistem kurmak için başvurulan kurumsal ve teknik vasıtaların seçimi, sermayenin nasıl ve ne yoldan birikeceğini tayin, devletin üretime müdahale şekilleri, hangi yatırımlara öncelik verileceği, para politikasının yönetilişi.. gibi olaylar ister istemez ideolojik
tercihlerin ..... etkisi altında kalacaktır. Gelişmekte olan toplumlar için ..... ideoloji, bir kalkınma veya iktisadi gelişme felsefesidir.”

“Demek ki ideolojiler, bugün de, siyaset dünyasının en dinamik etmenleri arasındadır. İkinci plâna geçtikleri zaman bile, etkilerini sürdürmektedirler.”

“Fotia'nın yazısı burada bitiyor. Girift, düşündürücü bir yazı; tıklım tıklım mesele. Adamı tanımıyoruz, Roma Üniversitesinde hoca. Çağını çok iyi biliyor. Söylediklerinin özü şu: İdeolojilerin zevâli tezi, düşünceyi felce uğratmak, yığınları politikadan uzaklaştırmak için uydurulmuş bir aldatmaca. ..... Galbraith ve şâkirtleri ne derse desin, ideolojilerin nüfûz ve hâkimiyeti günden güne artmaktadır.”

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

14 Ağu 2017

6 Ağustos Pazar günü `Yeni Ufuk ailesi`nin daveti üzerine Denizli'deydim. Aile diyorum aslında ''Yeni Ufuk'' Denizli'de bir grup fedakar Ülkücü-Milliyetçi üniversiteli gencimizin aylık olarak yayımladığı derginin ve aynı isimle Denizli'de açtıkları bir kitabevinin adıdır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Ağu 2017

Nurullah KAPLAN

08 Ağu 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 26,05 M - Bugün : 18606