« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

GURBETİ ÖZLEDİM

VEYSEL TURGUT, 05 Ara 2016

SONRAKİ YAZI

YENİ TÜRKİYE

Hüseyin KARATAŞ, 11 Eki 2016

29 Kas

2016

GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİRKAÇ HATIRA

Efendi Barutcu 29 Kasım 2016

En başta elinde baston olan, emekli Cumhuriyet Savcısı Ali KARCI (79), yanındaki Gazi Üniversitesi Anayasa Hukuku hocalığından emekli Prof. Dr. Atila ÖZER (75), ortadaki hocaların hocası Prof. Dr. Fikret EREN (81) ve sol başta bendeniz.


28.11.2016

Önce fotoğraftaki şahsiyetleri tanıtmak gerekirse… En başta elinde baston olan, emekli Cumhuriyet Savcısı Ali KARCI (79), yanındaki Gazi Üniversitesi Anayasa Hukuku hocalığından emekli Prof. Dr. Atila ÖZER (75), ortadaki hocaların hocası Prof. Dr. Fikret EREN (81) ve sol başta bendeniz. Hemşehrileri olmak ile iftihar ettiğim ağabeylerimin ve hocalarımın âcizane kardeşleri okuryazar Efendi BARUTCU.
Sözüm bununla bitmiyor geçtiğimiz günlerde Ankara Söğütözü’ndeki Hacı Abdullah Osmanlı Mutfağında mütevazı bir sofra başında buluştuğumuz bu değerli şahsiyetlerle ilgili kısa bilgiler yazmalıyım. Daha doğrusu anlattıklarından kısaca aldığım notları sizlerle paylaşmalıyım.
Prof Dr. Fikret EREN Hoca’m -Allah hayırlı ömürler versin- 81 yaşında. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsünde uzun yıllar hocalık yaptıktan sonra emekli olmasına rağmen engin bilgi ve tecrübelerini özel üniversitelerde ders vererek Türk gençleriyle -hocalığa başladığı ilk günlerin coşku ve heyecanıyla- paylaşmaya devam ediyor.
Bizim Ülkücü-milliyetçi camia Fikret EREN Hoca’mı 1970’li yılların başında yazmış olduğu ve bütün Türk milliyetçilerinin o yıllarda başucu kitabı olan MİLLİYETÇİ TÜRKİYE isimli kitabıyla hatırlar. Kitabın yazarı Doç. Dr. KURT KARACA müstear ismiyle yazan Fikret EREN Hoca’mızdır.
Fikret EREN Hoca’m kitabın yazılış hikâyesini kısaca şöyle anlattı: “1965 senesinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktor asistan olarak çalışıyordum. Avrupa’dan yeni dönmüştüm. Fransızca ve Almancayı konuşup yazabiliyordum. Medeni hukuk dalında doktora yapmıştım. Bir iki sene sonra üniversitedeki hocalarımızdan Prof. Dr. Hüseyin Cahit OĞUZOĞLU, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in benimle tanışmak istediğini, beni Yüksel Caddesi’ndeki CKMP Genel Merkezine davet ettiğini söyledi. Hüseyin Cahit Hoca rahmetli Türkeş Bey’in hala oğluydu. Herhalde benden sitayişle bahsetmiş olmalı ki benimle tanışmak istemiş. Bir gün beraberce gittik. Türkeş Bey masasından kalkıp beni odasının kapısında karşıladı. Nezaketle elimi sıkıp buyur etti. Masasına geçmeyip karşımdaki koltuğa oturdu. Uzun süre sohbet ettik. Çok nazik ve çok mültefiddi. CKMP’nin ismi 1969 yılındaki Adana’daki kurultayda Milliyetçi Hareket Partisi olarak değişti. Biz Türkeş Bey’i ziyaretlere devam ediyorduk. Ankara’daki milliyetçi bilinen üniversite hocalarını her ay evine yemeğe davet ederdi. Biraz para bulursa dışarıda yemek verirdi. Bu davetlerde Türkiye’nin, Türk dünyasının ve hatta insanlığın temel meseleleri ilgili sohbetler, müzakereler yapılır, Türkeş Bey herkesi büyük bir sabırla dinler, birçok konuyu hocalara danışır, böylece bu davetler birer fikir ziyafetine dönüşürdü.
Bir gün benden Türkiye’nin temel meseleleri ile ilgili Türk Milliyetçiliği fikri doğrultusunda bir kitap yazmamı istedi. Ben medeni hukuk alanında doktora yaptığımı dolayısıyla siyaset bilimi alanı ile çok fazla ilgilenmediğimi, bunu başka hocalardan hatta profesörlerden istemesini söyledim. Israrla “Bunu istersen başarırsın, sen bu kitabı yazarsın.” diye teşvik etti. Kıramadım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi kütüphanesine kapandım, yerli yabancı birçok kaynağı, milliyetçilik teorilerini, siyaset teorilerini aylarca okudum, notlar aldım bunlardan hangisinin Türk milletinin bünyesine uygun olacağına dair kafa yordum, kırk elli sayfalık bir metin hazırladım. Türkeş Bey’e gittim, aynı nezaketle karşılayıp engin bir sabırla beni dinledi. Sonra “Bu metni biraz daha geliştirip bir kitap hacmine ulaştırabilirsin.” diye teşvik etti yine uzun bir çalışmadan sonra Doç. Dr. Kurt KARACA müstear ismiyle yazdığım Milliyetçi Türkiye isimli kitap böylece doğmuş oldu. Kitap yirmiye yakın baskı yaptı. 1970’li yılların başlarında milliyetçi aydınlar ve özellikle Ülkücü-milliyetçi gençler tarafından çok geniş alaka gördü. Kitabın satışından elde edilen bütün gelirleri Milliyetçi Hareket Partisine bağışlanmıştır.
Muhterem Fikret EREN Hoca’mla 1972-73’te Halil CİN Hoca’yla beraber Bursa’ya -yanlış hatırlamıyorsam Türk-İş’in bir seminerine katılmak üzere- geldiklerinde tanışmıştım. Daha sonra Ankara Selanik Caddesi’ndeki MHP Genel İdare Kurulu Üyesi Av. Vehbi ÜNAL Bey’le beraber çalıştığı yazıhanesine ziyaretine gitmiştim. Sonra araya bizim uzun mahpusluk yıllarımız girdi. 1987’de Ankara’ya taşındıktan sonra zaman zaman ziyaretine gittim, Kahramanmaraşlı bu üç büyük mücadele adamını o gün bir araya getirmekten büyük bahtiyarlık duydum. Bizden önceki neslin Ülkücü-milliyetçi mücadelesini onlardan dinlemek bize ayrı bir zenginlik kattı.
Prof. Dr. ATİLA ÖZER Ağabey, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine 1961 yılında kaydını yaptırır. 1970 yılında mezun olur. Mezuniyetin bu kadar gecikmesinin sebebi Atila Ağabey’in zamanının önemli bir kısmını derslerinden ziyade teşkilatçılık, cemiyetçilik faaliyetlerine ayırmış olmasıdır. Zira 1961 Anayasasının getirdiği geniş fikir hürriyeti ortamında aşırı solun her rengi yurt dışından tercüme kitaplarla ve çok kesif propaganda faaliyetleriyle bir yandan her türlü etnik grupçuluğu, mezhepçiliği kışkırtırken öbür yandan da Türk gençlerinin gönüllerindeki adalet duygusunu alabildiğine sömürüp istismar ederek kendilerine taraftarlar ve sözde devrim için savaşacak militanlar yetiştirme çabasındadır. Türk milliyetçisi gençler ise kapitalist emperyalizmi şiddetle reddettikleri gibi yine onun gayrimeşru çocukları sayılan faşizim, Nazizim ve komünizmi Türk milletinin temel meselelerinin çözümü olarak görmemekte, meselelerimizin çözümünün ancak binlerce yıllık Türk tarihinin ışığında, devlet tecrübelerine güvenerek yerli ve milliyetçi bir görüşle mümkün olacağını ifade etmekte ve bunun adına Ülkücü-Türk milliyetçiliği ve birinci hedef olarak da YÜZ MİLYONLUK MİLLİYETÇİ BÜYÜK TÜRKİYE gayesini gütmektedirler.
Atilla ÖZER Ağabey 1966’da bir grup arkadaşıyla beraber Ankara Hukuk Fakültesi Ülkü Ocağını kurarlar. Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Ülkü Ocağını rahmetli İlyas ASLANTÜRK ve arkadaşları ile Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ülkü Ocağını da merhum Ali GÜNGÖR ve arkadaşları kurar. Üç fakülte Ülkü Ocağı, Ankara Ülkü Ocakları Birliğini kurar ve başkanlığına Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Aytekin YILDIRIM seçilir.
1967 senesinde Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Hatice BABACAN isminde bir öğrenciye (Başbakan Eski Yardımcısı Sayın Ali BABACAN’ın halası) derslere başörtülü olarak geldiği için İslam tarihi hocası Prof. Dr. Neşet ÇAĞATAY “Ya başını açarsın ya da sınıftan çıkarsın.” Der. Hatice BABACAN da örtüsünü inancı gereği örttüğünü söyleyerek dersten çıkar. Fakülte Dekanı ve hocalardan Prof. Dr. Mehmet TAPLAMACI, Prof. Dr. Neda ARMAN ve Bahriye ÜÇOK tarafından aynı şekilde baskılara maruz kalmaktadır. Hatice BABACAN derslere başörtüsüyle gelmek için ısrar edince fakülteden atılır. Bunu duyan içlerinde Atilla ÖZER Ağabey’in de olduğu Ülkücü-milliyetçi üniversiteli gençler durumu tel’in için İlahiyat Fakültesini işgal ederler. Fakülte Dekanı’nı kolundan tutup dışarı atarlar, fakültenin giriş kapısına büyük bir Türk bayrağı asarlar ve fakülte, yönetim kararıyla kapatılır. Ülkücü gençler “Biz kararın durdurulması için Danıştay’a dava açacağız. Dava sonuçlanıncaya kadar fakülteden çıkmayacağız ve burada yatıp kalkacağız.” diyerek fakülteden ayrılmaz binanın ve bahçenin her türlü temizliğini kendileri yaparlar. Hatice BABACAN’ın yeniden fakülteye alınması için ısrar ederler fakat bu istekleri kabul edilmez Hatice BABACAN bu defa Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesine kayıt yaptırır, buranın dekanı Prof. Dr. Hüseyin AYDIN’da başörtüsünü çıkarması için ısrarcı olur ve gençler tarafından tartaklanmaktan son anda kurtulur. Atilla ÖZER ve bir gurup arkadaşı toplu basın mahkemesinde yargılanır. Mahkeme Ülkücü-Milliyetçi gençleri serbest bırakır. Duruşma bittikten ve üyeler ayrıldıktan sonra mahkeme başkanı Atilla ağabeye hitaben; -Benim lisede okuyan bir oğlum var onuda aranıza alın sizin gibi yetiştirin der.
Atila Ağabey aynı şekilde Namık Kemal Zeybek Bey ile beraber CKMP’nin Gençlik Kolları Genel Merkezini kurarlar.
1967’ye gelindiğinde Atila Ağabey Milli Türk Talebe Birliği’nin genel başkan yardımcısı ve Ankara başkanıdır.
O tarihlerde C.K.M.P.’nin İstanbul il başkanı olan Rüştü KAHRAMAN merhum Turan KOÇAL ağabeyle beraber C.K.M.P’nin genel başkanı Merhum Alparslan TÜRKEŞ Bey’e gelerek kardeşi İsmail KAHRAMAN’ın M.T.T.B. genel başkanlığına seçilmesi için desteklerini talep eder. Türkeş Bey de Atila ÖZER’in M.T.T.B. genel başkan yardımcısı ve Ankara başkanı olmasını ister ve mutabakat sağlanır. Türkeş Bey İstanbul’a Ülkücü Milliyetçi gençlik liderlerine haber gönderir. Yine rahmetli Nevzat KÖSOĞLU, Rasim CİNİSLİ, Mehmet Niyazi ÖZDEMİR, Ali KARCI, Mehmet KOCABAŞ, Mehmet PEHLİVANLI ve arkadaşlarının gayretleriyle önceden kararlaştırıldığı üzere İsmail KAHRAMAN (halen TBMM Başkanı) yapılan kurultayda aşırı solcuların bütün engelleme ve şirretliklerine rağmen M.T.T.B genel başkanlığına, Atila ÖZER ağabey de M.T.T.B genel başkan yardımcılığı ve Ankara başkanlığına seçilir. O yıllarda bir dönemden fazla yönetimde kalmamak ilkesi benimsenmiştir. Nitekim 1969 da Kayseri’de toplanan kurultay tamamlanamaz İstenbul’da devam eden M.T.T.B kurultayında Burhaneddin KAYHAN genel başkanlığa seçilir.
(1969 yılına gelindiğinde merhum Necmettin ERBAKAN’ın sahne-i siyasete atılması sebebiyle M.T.T.B de milliyetçi gençlik arasında ayrılık rüzgarları baş gösterir. Siyasi İslamcılar her zaman ki içten pazarlıklı tavırlarıyla 1965 yılında başını merhum Nevzat KÖSOĞLU ve Mehmet Niyazi ÖZDEMİR’in çektiği Türk Milliyetçilerinin desteğiyle kazanılan ve genel başkanlığa sayın Rasim CİNİSLİ’nin seçilmesiyle sonuçlanan ittifakı 1969’a geldiğinde bozmuşlardır. EB.)
Yine Atila Ağabey’in anlattığına göre o tarihlerde Ankara’daki Özel Yükseliş Mühendislik Yüksekokulunda da derslere giren Erbakan Hoca Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin Genel Sekreterliğine aday olmak istemektedir. C.K.M.P. nin genel idare kurulu üyesi Arif Ramazanoğlu Bey Ankara’ya gelerek rahmetli Türkeş Beyden Erbakan Hoca için destek ister. Türkeş Bey’in talimatıyla Ülkücü Milliyetçiler Erbakan Hocaya refakat ederek Anadolunun dört bir tarafını birlikte dolaşırlar.
Erbakan Hoca “Anadolu Kaplanları” diye tarif ettiği Anadolu sermayesiyle “İstanbul Dükalığı” nın iktisadi hayatımız üzerindeki vesayetine son vereceğini ifade etmektedir.
Merhum Necmettin Erbakan Hoca dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in muhalefetine rağmen Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği genel sekreterliğini yine Türk Milliyetçilerinin desteğiyle kazanmış hatta o yıllarda genç ülkücüler teşkilatı genel başkanı olan Salih DİLEK ve arkadaşlarına oda tahsis edilmiş ve Erbakan Hocanın kapısında günlerce nöbet tutmuşlardır. Erbakan Hoca ancak polis marifetiyle makamından adeta zorla alınmış yerine Süleyman DEMİREL’in desteklediği Sırrı ENVER BATUR getirilmişti.
1969 genel milletvekili seçimlerinde Erbakan Hocanın Milliyetçi Hareket Partisin’den Ankara Milletvekili adayı olması beklenirken milletvekilliği için önce Adalet Partisine müracaat etmiş, Süleyman Demirel’in kendisini veto etmesi üzerine Konya’dan bağımsız milletvekili adayı olmuş ve seçilmiştir. Kendisi gibi muhtelif illerden bağımsız aday olup seçilen birkaç arkadaşıyla beraber Milli Nizam Partisini kurmuştur. Ondan sonrası herkesin malumudur.
Atila Ağabey 1970 yılında milliyetçi-hayırsever iş adamlarından aldığı destekle Ankara-Polatlı yakınlarında sınıflarını haziranda geçen başarılı elliye yakın üniversite öğrencisi için bir yaz eğitim kampı düzenler. Buraya başta rahmetli Dündar Taşer olmak üzere birçok fikir adamı ve üniversite hocası gelerek muhtelif konularda gençlerin fikren eğitilmeleri ve milli tarih şuuruna sahip olup geleceğin milliyetçi büyük Türkiyesi’ni kurma mücadelesinde yer almalarını temin için çalışmalar yaparlar. Bu arada söz konusu gençlere kendilerini üniversite ve yüksekokullardaki aşırı solcu-bölücü devrimci militanların saldırılarından korunmak için yakın dövüş sporları da öğretilmektedir.
Bunu duyan aşırı sol basında “komando kampları” yaygarası başlatılır. Halbuki aşırı sol guruplar bir yandan Filistindeki kamplarda -silahlı eğitim dahil- eğitilmekte ayrıca özerk üniversite anlayışının arkasına sığınarak polisin ve jandarmanın bile giremediği Odtü ve benzeri üniversite ve fakültelerde her türlü anarşi eylemi için eğitimler yapmaktadırlar.
Atila Ağabey daha sonra Fikret Eren hocanın da desteğiyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine Anayasa Hukuku asistanı olarak başlar. Akademik hayatın her kademesinde yıllarca görev yaptıktan sonra Gazi Üniversitesi anayasa hukuku kürsüsünden profesör olarak emekli olur. Fikret EREN hocam gibi oda Türk Milletine binlerce hukukçu yetiştirerek hizmet eder. Halen ilerlemiş yaşına rağmen Türk milliyetçiliği heyecanından hiçbir şey kaybetmeksizin tecrübe ve birikimlerini özel üniversitelerde dersler vererek genç nesillerle paylaşmaktadır.
Gelelim Ali Karcı Ağabey’e. Şu anda cumhuriyet savcılığından emeklidir. Bendeniz Ali Ağabeyi Kahramanmaraş Lisesi öğrencisiyken tanımıştım. O zaman İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olmuş Kahramanmaraş’ta Avukatlık stajı yapmakta idi. Ve Maraş lisesinde de bazı derslere girerdi. Yanlış hatırlamıyorsam 1969 yılı nisan ayında bir Cuma günü öğleden sonra birkaç arkadaşımla Kahramanmaraş Belediye Meydanından Kanlı dereye doğru çıkarken biraz yüksekçe bir binadan mehter sesleri geliyordu. Başımızı kaldırıp baktığımızda duvarında CKMP yazılı tabelayı gördük. Mehteran bölüğünün her Türk gencinin damarlarındaki kanı harekete geçiren nağmeleri bizi de cezbetmişti. Bahis konusu binaya çıktık. Orada oturanlar arasında Ali Karcı Ağabey’de vardı. Bize CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş Beyin Antalya Milletvekili Osman Yüksel Serdengeçti ile beraber Kahramanmaraş’a geleceğini belirterek karşılamada bizimde bulunmamızı tavsiye etti. Ve üzerinde Dokuz Işık yazan incecik birer kitap hediye etti. Ertesi gün biz bir gurup arkadaşımızla karşılamacılar arasında bulunduk. Kollarımıza birer kırmızı kurdele bağladılar. Boğazkesen Caddesine yukarı doğru “Başbuğ Türkeş” diye bağırarak çıktığımızı hatırlıyorum. Rahmetli Türkeş Beyi ve Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti Ağabey’i ilk defa o gün akşam Kayabaşı Mahallesinde “çocuk bahçesi” diye tabir edilen parkın karşısında bir kahvehanede yapılan kapalı salon toplantısında dinlemiştim.
Ali Karcı Ağabey İstanbul Hukuk Fakültesine 1958 yılında kaydolur. Birinci ve ikinci sınıfı direk geçer. Üçüncü sınıfta beş sene okumak zorunda kalır. Bunun sebebini şöyle anlatır: “Ben çok zeki bir öğrenci değildim ama çalıştığım zaman yapıyordum. Üçüncü sınıfa geldiğimde 1960 askeri darbesinden sonra üniversitelerde sol guruplar her türlü faaliyetin içine girmişler milletimizin tarihine ve mukaddeslerine karşı her türlü karalama kampanyası başlatmışlardı. Bizlerde Türk milletinin milli ruh köküne bağlı gençler olarak kendi fikir ve inançlarımız doğrultusunda faaliyetlerde bulunuyorduk. Bu cemiyetçilik-teşkilatçılık faaliyetlerine kendimi biraz fazla kaptırdım. Daha doğrusu bu bir zaruretti. O sebeple tahsil hayatım uzadı. Hatta 1967’ye geldiğimde rahmetli babam Maraşta küçük bir esnaftı- artık okulu bırak gel dedi. Bu benim için haysiyet meselesi olmuştur diyerek fakülteyi bırakmadım. Ve çok şükür 1968 eylülünde İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum.”
Ali Ağabey 1970’de bir sene Kahramanmaraş Belediyesi zabıta müdürlüğü yapar. Daha sonra askere gidip yedek subaylığını tamamladıktan sonra 1972’de Cumhuriyet savcısı olarak göreve başlar. 26 sene 6 ay fiilen Cumhuriyet Savcılığı yapar. Bütün meslek hayatı sürgünlerle geçer. Çünkü o samimi bir Müslüman ve şuurlu bir Türk milliyetçisidir. Özel hayatında son derecede munis ve mütevazı bir şahsiyettir. Ama fikir ve inançlarına bir tecavüz söz konusu olduğunda tavizsiz bir mücadele adamıdır. Dilinden hiç düşürmediği merhum Mehmet Akif’in:
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”
mısraları vardır.
İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisiyken o yıllarda merhum şehit gazeteci İlhan Darendelioğlu’nun genel başkanlığını yaptığı Komünizmle Mücadele Derneği’nin İstanbul Üniversitesi Başkanlığını yapar.
1965’te o seneye kadar solun kontrolünde olan Milli Talebe Birliğinin Kurultayında merhum Nevzat Kösoğlu, Mehmet Niyazi Özdemir, Rasim Cinisli ve arkadaşlarıyla beraber çok yoğun bir çalışma ve mücadele neticesinde MTTP’yi solun elinden kurtarırlar. O dönemin meşhur solcularından Yaşar Çengel’in başını çektiği sol guruba karşı Kurultayda seçimleri kazanırlar. Ve MTTP genel başkanlığına Rasim CİNİSLİ ağabey seçilir.
Ali KARCI ağabeyin Cumhuriyet Savcılığı meslek hayatı hep muzır cereyanlarla mücadele ve sürgünlerle geçmiştir. Eh ne de olsa rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ ile fikir ve inanç akrabalığı ve mücadele azmi benzerlikleri vardır; Mesela, Antalya Gazipaşa’da Cumhuriyet Savcısıyken aşırı solcular tarafından evine üç kere dinamit atılır, her seferinde ailecek ölümden kılpayı kurtulurlar. Üçüncü dinamit lokumu yanlışlıkla bir alt dairede oturan solcu bir şahsın evinin penceresinde patlar. Yine Gazipaşa’da tanımadığı bir şahıs üzerine motosiklet sürer ve vücudu yara bere içerisinde kalır. Balıkesir Kepsut’da Cumhuriyet Savcısıyken yine bir fikir ve inanç meselesinden dolayı Jandarma komutanı üsteğmenle tartışır, üsteğmen silah çeker Ali KARCI ağabey üsteğmenin elinden silahı alır Ali ağabey Hakkariye üsteğmen Tunceli Hozat’a sürgün edilir.
Bülent ECEVİT’in Başbakanlığı dönemidir o yıllarda CHP aşırı solun her rengini ve bölücüleri ortanın solu şemsiyesi altında barındırmakta ve himaye etmektedir. 1980 öncesinin Ecevitli yılları özellikle Ülkücü Milliyetçiler için ölüme sürgün yıllarıdır.
Ali KARCI Kepsut’dan ayrılırken adına bir veda yemeği verilir, yemek sonrası evine dönerken Balıkesir’den iki minübisle taşınan onbeş yirmi kişilik aşırı sol gurup ellerinden ağaç ve demir sopalarla saldırırlar Ali ağabey ruhsatlı silahını çekip havaya ateş ederek linç edilmekten kurtulur.
1995 de Hatay’da Cumhuriyet Savcısıyken Gülhane Askeri Tıp Akademisinde bir tören esnasında diş hekimliği ana bilim dalı başkanı olan Tuğgeneral Yalçın IŞIMER merhum Mehmet Akif ERSOY’un Çanakkale Şehitlerine şiirindeki sözlerine ağır hakaretlerle saldırır. Ali ağabey duramaz Tuğgeneral ile ilgili Devlet Güvenlik Mahkemesine suç duyurusunda bulunur. Tabii yine sürgün edilir bu defa Hatay’dan Erzincan Cumhuriyet Savcılığına sürgün gider ve 2000 yılında Erzincan Cumhuriyet Savcılığından emekli olur. ‘’Ben meslek hayatım boyunca haksızlıklarla ve Türk Milletinin inançlarına musallat olan zalimlerle mücadele ettiğim için hep sürgün hayatı yaşadım benim dönem arkadaşlarım 1.sınıf savcılıktan emekli oldular ben terfi ettirilmedim ve 2.sınıf savcılıktan emekli oldum. Emekli ikramiyesindeki büyük kaybımın yanı sıra emekli maaşımda 1. Sınıftan emekli olanın maaşının yarısı kadardır. Allah Devlete Millete zeval vermesin eşiminde emekli maaşı var geçinip gidiyoruz. Bu maddi kayıpları hiç önemsemiyorum ama yarın mahşer gününde Cenab-ı Hakk’ın huzurunda bana fikir ve inançlarımdan dolayı haksızlıklar yapan, zulüm eden, sürgünlere gönderenlerden davacı olacağım’’
Fotoğrafta Ali KARCI ağabeyin elindeki bastona bakmayın siz o yine 21 yaşında bir delikanlı heyecanıyla kınından çekilmiş bir kılıç gibi Türk-İslam davasının yenilmez bir komutanıdır. Şimdi diyor ‘’yeniden gençlik günlerime dönecek olsam yine ömrümü hiç tereddüt etmeden Türk-İslam davasına adarım’’
Aziz dostlar bu muhterem ağabeylerimize Cenab-ı Hakk sağlıklı ve hayırlı ömürler versin. İnanıyorum ki onların büyük mücadeleleri ile açılan yolda yetiştirdikleri binlerce vatan evladı ile birlikte hayır defterlerine dünya durdukça yeni sahifeler eklenecektir.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

09 Haz 2017

Bu sözler 28 Mayıs 2017 Pazar günü saat 13.00’de Sancak Dostları Vakfı’nda “Yeni Ufuk Dergisinin” Ankara da ki temsilcileri üniversiteli genç kardeşlerimizle birlikte dinlediğimiz değerli ilahiyatçı Prof.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 May 2017

Nurullah KAPLAN

20 Mar 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 23,98 M - Bugün : 53310