« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

SONRAKİ YAZI

BÜYÜK BİR ADAM

08 Ara 2016

M. Metin KAPLAN

20 Şub

2017

BAŞBUĞ VE BAŞKANLIK SİSTEMİ

20 Şubat 2017

Bazı arkadaşlar, hatta bazıları kendilerini ülkücü olarak da tarif edip, soruyorlar; Türkeş, Başkanlık Sistemi hakkında ne diyor?
Suale cevap vereceğiz, fakat evvela birkaç hususu açıklığa kavuşturalım:
Önce ilk husus:
1. Her ülkücü, milliyetçidir.
Fakat her milliyetçi, ülkücü değildir.
2. Milliyetçilik; milletini sevmektir.
Ülkücülük; milletini sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsü’dür. (Milletini sevmekten üç merhale ileride bir milliyetçiliktir).
3. Milliyetçilik, her insanda bulunması gereken tabii bir duygudur.
Ülkücülük, duygudan fazla olarak zihnî faaliyet ve entelektüel mesaiyle geliştirilmiş bir dünya görüşüdür.
4. Milliyetçilik, sadece milletçiliktir.
Ülkücülük; dini/felsefesi, ideolojisi ve doktrin’i olan mütekâmil milletçiliktir.
5. Milliyetçilik= milletçilik duygusudur.
Ülkücülük= İslâmiyet + Milliyetçilik+ Dokuz Işık’tır.
6. Milliyetçilik; fertlerin tercihlerine göre manası, mahiyeti ve muhtevası büyük değişiklikler gösterebilen millî hissiyatdır.
Ülkücülük; tek yürek halinde atan, aynı hedefe yürüyen fertlerin benimsediği İslâmî ve Dokuz Işık’çı, Milliyetçiliktir.
İkinci husus:
1. Her ülkücü MHP’li olabilir.
Fakat her MHP’li ülkücü olamaz.
2. MHP’li olmak için MHP’ye rey vermek yahut üye olmak yeter.
Ülkücü olmak için ‘Ülkücü Dünya Görüşü’ne inanmak lâzımdır.
3. Ülkücü olmak için ‘Ülkücü Dünya Görüşü’ne inanmak yeter.
Ülkücü kalmak için ise; Müslüman olmak+Türk Milliyetçisi olmak+Dokuz Işıkçı olmak lâzım gelir.
4. Ve (özetin özetinin özetinin özü olarak) ülkücü kalmak için hayatını İslâmiyet’e, Türk Milliyetçiliğine ve Dokuz Işık’a göre tanzim etmek ve bu yolda mücahede ve mücadele etmek lâzımdır.
5. Kendini ülkücü olarak tarif eden üç çeşit insan var, çünkü:
Bir. Ülkücüler.
İki. Ülkücü geçinenler.
Ve üç. Ülkücüden yahut ülkücülükten geçinenler.
6. Bütün bunlardan başka, (nasıl ki –amiyane tabirle- Müslümanlar; cenaze namazı Müslümanları, bayram namazı Müslümanları, cuma namazı Müslümanları, beş vakit namaz Müslümanları ve ömür boyu ahlâk Müslümanları gibi gruplardan meydana geliyor) ülkücüleri de Ülkücü Hareket’e yaptıkları hizmeti esas almak suretiyle kategorilere ayırmak mümkündür. (“Ne kadar karşılıksız hizmet, o kadar muhabbet ve hürmet”, yani. Bunu izah için çok uzun bir yazı yazmak gerekir. Bir gün yazmak kısmet olur, inşallah.)
Üçüncü husus:
1. Ülkücü Hareket’i Alparslan Türkeş oluşturmuş/kurmuştur.
2. Alparslan Türkeş, Ülkücü Hareket’in kurucu Lideridir...
Ayrıca MHP’nin Genel Başkanı ve Lideri idi…
3. Kurucu Lider olduğundan, ülkücülüğün esaslarını, Başbuğ belirlemiştir…
İşte, bu esaslara inanarak, riayet edenlere ülkücü denir.
4. Devlet Bahçeli, MHP’nin Genel Başkanıdır…
Ülkücü Hareket’in lideri değil, Ülkücü Hareket’in vazife verdiği bir kişidir. (Başbuğ’un vefatından sonra ülkücü olanların hiçbiri, 12 Eylül’den sonra ülkücü olanların da en az yarısı Alparslan Türkeş ile Devlet Bahçeli arasındaki bu temel farkı bilemediği için çekiyoruz, çoğu sıkıntıyı.)
5. Devlet Bahçeli, MHP’yi, Başbuğun belirlediği ülkücü esaslara riayet etmek suretiyle idare etmek zorundadır. MHP, Ülkücü Hareket’in siyasî organizasyonudur, çünkü.
Ülkücü Dünya Görüşü gaye, teşkilât/parti (MHP) vasıtadır.
6. Ülkücü de Devlet Bahçeli’ye, Devlet Bahçeli ülkücü esaslara riayet ettiği müddetçe… Ve de ülkücülere, ülkücülüğe aykırı talimat vermediği takdirde itaat eder…
7. Devlet Bahçeli, teşkilât/parti (MHP)’yi idare ederken ülkücü esaslara riayet etmezse… Veya ülkücülere, ülkücülüğe aykırı talimat verirse… Ülkücüler, Devlet Bahçeli’ye itaat etmek zorunda değildir. (Bu, İslâmiyet’deki “ulu’l emr’e itaat” konusuna benzer; İslâmiyet’de idarecilere itaat esastır (Nisa, 59). Ama iki şartı vardır: İdareciler Müslüman olacak ve İslâm’a aykırı emir vermeyecek… İdareci, Müslüman değilse ve/veya İslâmiyet’e aykırı emir verirse itaat etmemek lâzımdır… Esas olan İslâm’ın emir ve yasaklarıdır, çünkü).
8. Geldik, “Lider-Teşkilât-Doktrin tenkit edilmez” konusuna… (Bir şehir efsanesidir, bu… Ülkücülükte yok, böyle bir şey! Ancak galat-ı meşhur yani herkesin doğru sanıp inandığı yanlış hâline gelmiştir. O sebeple temas etmemek olmaz.)
Lider = Alparslan Türkeş’tir.
Teşkilât= MHP + Ülkü Ocakları + Kamu-Sen ve diğer, Başbuğun kurduğu /kurdurduğu teşkilâtların tamamıdır.
Doktrin= Dokuz Işık= (geliştirilip, tamamlanarak) Ülkücü Dünya Görüşü= İslâmiyet + Türk Milliyetçiliği + Dokuz Işık’tır.
9. Ancak…
Lider, Peygamber değildir. (Biz, Peygamber Efendimize ‘bu vahiy midir, şahsî görüşün müdür’ diye sormuş ve buyurdukları ‘şahsî görüşleri’ ise itiraz etmiş olan sahabenin ahfâdıyız)…
Ve Ülkücü Dünya Görüşü, “Allah kelâmı” olmadığı gibi Teşkilât da vahiy ürünü değildir. (“Allah kelâmı” da vahiy ürünü de tenkit edilemez… Eden, İslâmiyet’in dışına düşmüş olur).
Netice; Lider de Teşkilât da Ülkücü Dünya Görüşü de tenkit edilmez değildir.
10. Ülkücü Dünya Görüşü’ne her ülkücü riayet etmeye mecburdur… (Etmiyorsa, ülkücülükten çıkmış olur).
11. Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı), Ülkücü Dünya Görüşü’ne, her ülkücüden daha fazla riayet etmek zorundadır…
Aksi halde, ülkücüler kendisine itaat etmeyecektir, çünkü. Üstelik Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı olarak)’nin, ülkücülerin rey ve desteklerine ihtiyacı vardır.
12. Devlet Bahçeli, hiçbir ülkücü teşkilât idarecisini (MHP yöneticileri hâriç) tayin edemez, vazifeden alamaz…
Ülkücü teşkilâtların idarecilerini, tayin etmek de azletmek de ülkücülerin hakkıdır.
13. Ülkücü teşkilâtlar ülkücüleri toplayıp, Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı)’yi azledebilir, yerine bir ülkücüyü veya MHP’liyi, MHP Genel Başkanı olarak tayin edebilirler… (Ülkücüleri, çok ortaklı bir ‘şirketin hissedarları’ gibi MHP Genel Başkanı’nı da ‘şirketin genel müdürü’ gibi düşünmek lâzım… Malûm ‘hissedarlar’, ‘genel müdür’ü azledebilir ve yerine bir başkasını tayin edebilirler… Hele ‘şirket’in devamlı olarak ‘zarar etmesine sebep oluyorsa’ ‘genel müdürü’ bir gün bile görevde tutmazlar).
Esas olan Teşkilât da Lider de değil, Ülkücülüktür, çünkü.
Ülkücü Dünya Görüşü gaye, Teşkilât da Lider de vasıtadır.
Artık, Başbuğ Alparslan Türkeş’in “Başkanlık Sistemi” hakkındaki görüşlerini konuşabiliriz.
Başbuğ, başkanlık sistemi hakkında şöyle diyor:
“Milliyetçi Hareket, tek başkan, tek meclis sistemini savunur”. (Önce, Temel Görüşler. Sonra da Dokuz Işık).
Bunu, böylece bıraksak, başka hiçbir şey yazmasak… Ülkücü, Başbuğ’un ne demek istediğini tam olarak anlayacaktır… Anlamıştır…
Ancak ‘ülkücü geçinenler’ ile ‘ülkücüden geçinenler’: “Aha! Türkeş de ‘Başkanlık Sistemi’ni savunuyor… Biz, işte bu sebeple referandum’da ‘evet’ diyeceğiz” diyeceklerdir.
O sebeple ‘sözü’, ‘ülkücü geçinenler’ ile ‘ülkücüden geçinenler’in anlayacağı şekilde, yorumlamak (Yorumlayamazsın demeyin; Allah kelâmı ve Peygamber sünneti tefsir ediliyor da Başbuğ’un sözleri niye yorumlanamasın?) ve açıklamak lâzımdır… Başbuğ’a yarım asra yakın merbutiyetimiz bize bu icazeti vermekte, hatta bizi buna vazifeli ve mecbur kılmaktadır.
Biz de bunu yapmaya çalışacağız… Ancak önce, konuyla alâkalı iki suale cevap bulmak lâzım:
1. Başbuğ, hem Ülkücü Hareket’in Lideri ve hem de MHP’nin Genel Başkanı olduğuna göre; bu sözleri, Ülkücü Hareket’in Lideri olarak mı, yoksa MHP’nin Genel Başkanı olarak mı söylemiştir?
2. Bu, çok mühim; çünkü Başbuğ’un Ülkücü Hareket’in Lideri olarak söyledikleri bağlayıcı olduğu halde, MHP Genel Başkanı olarak söyledikleri ihtiyarîdir, bağlayıcı değildir. (Zamanın şartları ile imkânları dikkate alınarak değerlendirilir).
3. Başbuğ bu sözleri ne zaman, neden ve niçin söylemiştir?
‘Ne zaman, neden ve niçin’ suallerine bulunacak cevaplar da çok mühim… Çünkü bu cevaplara bakarak, söylenen sözün muayyen bir zaman için mi, daimî olarak mı geçerli olduğunu anlamış olacağız.
Birinci sualin cevabı: Başbuğ bu sözleri, MHP Genel Başkanı olarak söylemiştir…
Bunu, başkanlık konusunun 1965 tarihli ilk baskı Dokuz Işık’ta bulunmamasından anlıyoruz… Bu cümle ve devamı olan cümleler, Dokuz Işık’a daha sonra ilâve edilmişlerdir.
İkinci sualin cevabı:
a. Başbuğ bu sözleri ilk olarak 1976 yılında sarfetmiştir. (Temel Görüşler, 1. baskı 1976. Dokuz Işık, Temel Görüşler’den sonraki baskılar).
b ve c. 1961 Anayasası, yürütme (hükümet) ve yasama (TBMM)’yı yargı önünde âdeta aciz bıraktığı için... Yürütme ve Yasama’nın güçlendirilmesini temin amacıyla çare olarak söylemiştir.
Bunu;
- Önce ‘başkanlık’ ile ‘tek meclis’i birlikte ve aynı cümle içinde ifade etmesinden (1961 Anayasası’nda meclis+senato var),
- Sonra 1982 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra -hatta Turgut Özal’ın ‘başkanlık sistemi’ taleplerini seslendirmesi esnasında- başkanlık konusunu bir kere bile tekrarlamamasından anlıyoruz.
- Nihayet; 1996 bütçe konuşması esnasında: “Başkanlık Sistemi: Aslî devlet görevleri arasında yer alan emniyet ve eğitim hizmetlerinin, mahallî idarelere terki veya ‘adem-i merkeziyet’ anlamına gelecek usullerle değil; mevcut sistemin aksaklıklarını yine sistemin kendi yapısı içerisinde gidererek, ahenk ve uyumu temin edecek bir anlayışı hâkim kılarak sağlanmalıdır” demiş olmasından biliyoruz.
Netice: Başbuğun başkanlık sistemi ile alâkalı bu sözü, Dokuz Işık’ın (ve dolayısıyla Ülkücü Dünya Görüşü’nün) daima geçerli olan bir tez’i değildir. (Vakti zamanında biz de ‘tez’ sanmış ve bunu, Ülkücü Dünya Görüşü’nün 1 ve 2. baskılarında yazmıştık.) Bugün için bağlayıcılığı yoktur.
Başbuğ, bu sözü Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideri olarak değil, MHP Genel Başkanı olarak söylemiştir, çünkü.
Hülasa;
Başbuğ’un “Milliyetçi Hareket, tek başkan, tek meclis sistemini savunur” sözünü gerekçe göstererek, ülkücülerin referandumda “evet” reyi kullanmalarını sağlamaya çalışan kişiler:
A. Ya Başbuğun ne dediğini, neden dediğini, niçin dediğini anlayamayan ‘ülkücü geçinenler’ ile ‘ülkücüden geçinenler’dir…
B. Ya Başbuğun ne dediğini de, neden dediğini de, niçin dediğini de anladıkları halde ülkücüleri kandırmaya çalışan sahtekârlardır…
C. Ya yapılan anayasa değişikliğini okumadan “evet” demeye karar vermiş olan Devlet Bahçeli yahut Recep Tayyip Erdoğan fanatikleridir…
D. Ya yapılan anayasa değişikliğini başkanlık sistemi zanneden; anayasalar hakkında da başkanlık sistemi hakkında da asgarî bilgilerden bile yoksun cahillerdir…
Biz, “E. Hepsi” diyelim… Devam edelim.
Başkanlık Sistemi ile parlamenter sistemi birbirinden ayıran en mühim fark şudur:
Başkanlık Sistemi’nde, yasama ve yürütme organları birbirinden bağımsızdır; yasama organı, yürütme organını görevden alamaz; buna karşılık, yürütme organı da yasama organının görevine son veremez; yani onun seçimlerini yenileyemez.
Parlamenter Sistem’de (Dünya’daki orijinal uygulamalarında) ise, yasama organı güvensizlik oyuyla istediği zaman yürütme organı olan hükûmeti düşürebilir. Buna karşılık, yürütme organı da yasama organını feshedebilir; yani seçimlerini yenileyebilir.
Özetle başkanlık sistemi, yasama ve yürütme organlarının birbirlerinin görevlerine son veremedikleri, parlamenter sistem ise bu organların birbirlerinin görevlerine karşılıklı olarak son verebildikleri sistemlerdir.
Yapılan anayasa değişikliğine bu açıdan bakılınca, ‘bunun’ başkanlık sistemiyle uzaktan yakından bir alâkasının olmadığı görülür. Hatta bu, başkanlık sisteminin tam tersi bir sistemdir.
Şöyle ki:
Yapılan anayasa değişikliği, yürütme’ye (Cumhurbaşkanı) de yasama’ya (TBMM) da seçimlerin yenilenmesine karar verme yetkisi vermektedir (m.12).
O halde, kim ne derse desin, getirilen sistemin ‘Başkanlık Sistemi’ olduğu saçma bir iddiadır.
Anayasa değişikliği ile getirilen sistem, özünde ‘kuvvetlerin Cumhurbaşkanı’nda birleşmesi esasına dayalı bir kuvvetler birliği hükûmet sistemi’nden başka bir şey değildir.
Öyle ise…
Başbuğ’un; “Milliyetçi Hareket, tek başkan, tek meclis sistemini savunur” sözü, ülkücülerin ‘referandum’da “evet” reyi kullanmalarına gerekçe olamayacağı gibi, “hayır” reyi kullanmalarına da engel teşkil etmez!
Ancak; hayatıyla, fikirleriyle, icraatlarıyla, sözleriyle Başbuğ Alparslan Türkeş, Milliyetçi Türkiye’yi hedef gösterdiği Ülkücülere, muhakkak ki her türlü Türk düşmanlığına “hayır” demeyi tavsiye ve emreder.
M. Metin KAPLAN

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

02 Eki 2017

28 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında Ankara Atatürk Kültür Merkezinde Kahramanmaraş tanıtım günleri olacağına dair hem Kahramanmaraş vakfı hem de Kahramanmaraş ilçeleri kültür derneklerinin ısrarlı çağrıları üzerine Perşembe günü saat 11.

Nurullah KAPLAN

25 Ağu 2017

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Ağu 2017

M. Metin KAPLAN

20 Şub 2017

Ziyaretçi -> Toplam : 27,70 M - Bugün : 30210