« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

SONRAKİ YAZI

BAŞBUĞ TÜRKEŞ BELGESELİ

14 Nis 2018

Yusuf Yılmaz ARAÇ

28 Haz

2018

ONURLU DURUŞ

28 Haziran 2018

Başkanlık seçiminde milliyetçi adını taşıyan parti aday göstermedi. Yolsuzluk, hukuksuzluk ve gayrımilli icraatlarından dolayı ciddi ithamlarda bulunduğu partiyle ittifak kurdu. Genel başkanlar düzeyinde karşılıklı ağır hakaretlerle geçen on beş yılın sonunda rakibinin seçilmesini sağladı. Mübarek olsun. Bir iki yıl öncesine kadar da iktidar partisinin siyasetine sıcak bakan, çağrılarına kulak kabartan yöneticilerini an ağır şekilde ihanetle suçlamıştı.

Meselenin dünya görüşü, siyaset bilimi, strateji, sosyoloji, ahlak gibi zahmet gerektiren boyutları yok, oyun sadece basit aritmetik üzerine kurulu. Yüzde ellinin altına düşmüş olan oranı elli bire çıkarmak için ne kadar yamaya ihtiyaç var ve bu yama en kolay nereden tedarik edilir. Sağlam payanda bulundu, hesap kitap tutturuldu, hodri meydan denildi. Mekanizmanın önüne geçmek ferden mümkün değil. O yüzden üzerinde büyük laflar etmeye, derin analizler yapmaya değmez. Yapılan şey; siyaseten küçükten büyüğe, ‘Aga görüyorsun dip dalga geliyor, kadın çetin ceviz, şakası yok, kongreyle koltuk gitmek üzere. Bu benim gibi sünepe değil, adamın dişini söker, başına bela olur, maazallah saltanatın biter. Sen bu işlerin pirisin, senin yanında hukukun lafı mı olur, yap bir güzellik şu vartayı atlatalım. Geçmişe sünger çekelim. Aslana kafa tutan kafası kıyak tilki misali boş boş konuşup yüce divan lafları filan etmiştim. O boyumdan büyük ve haddimi aşan sözleri ben söylememiş olayım, sen de duymamış ol. Zaten yirmi senedir neleri yalayıp yutmadık ki. Senin bileğin bükülmez, sırtın yere gelmez. Bükemediğin eli öpeceksin demişler. Uzat mübarek elini canı gönülden öpeyim. İyiliğin altında kalmam, rotayı tersine çevirir senin ikbalini yeni kızılelmamız ilan ederim. Şimdi koltuğumu koru, sonra korurum koltuğunu.’ ya da büyükten küçüğe, ‘Yavru gözünü aç, himmet etmezsem kaptıracaksın koltuğu, benim de dümenimi bozacaksın. Şimdi koruyayım koltuğunu, zamanı gelince sen de korursun koltuğumu.’ anlaşmasından öte değildir.

Genelde atlar tepişir, küçükler ezilir. Bu defa atlar öpüşüp koklaşırken yine küçükler ezildi. Beyhude yere kırgınlıklar, dargınlıklar oluştu. Bilhassa eski parti mensupları münferiden alıngan, müştereken saldırgan tutum sergilediler. Alıngandılar; çünkü yapılan işin izah edilebilir tarafı yoktu. Son dakikaya kadar milliyetçiliğe karşı olduğunu apaçık beyan eden zatı desteklemekten hicap duymadılar. Tercihlerinin ömür boyu yüzlerini kızartacak ve bugüne kadarki doğrularını alıp götürecek fahiş bir yanlış olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Beka, vatan, millet, ülkücülük, milliyetçilik, sadakat, vefa, fedakârlık gibi değerlerle ilişkilendirmeye çalışsalar da vicdanları asla rahat değildi. Saldırgandılar; elli yıllık tabelayı sahiplenmişler, arka sağlam, atış serbest. Dostların sayısı azalmasın diye fazla konuşmadık ancak, Türklüğün en sinsi düşmanını tanımakta aciz kalan akılsız dost da eksik oluversin. Ziyanı yok.

Muhakkak ki herkes hürdür, kendi iradesiyle kararını vermektedir. Buna kimsenin diyeceği bir şey yok. Lakin iş ülkücülük ispatına ve yarışına geldiği zaman iş değişir. Konunun tarafı herkes ülkücüdür. ‘Arkadaş partimiz böyle bir karar almış. Karar benim vicdanıma aykırı ama ben kendimi yorum yapacak yeterlilikte görmüyorum, büyüklerimiz daha iyi bilirler, bana uymak düşer’ diyene itibar edilmese de az çok saygı duyulur. İçlerinde temiz kalplileri, beklentisiz olanları vardır. Ama niçin alındığı besbelli olan bu yanlış kararı savunmak uğruna kendini paralayıp arkadaşlarını ihanetle, davasını satmakla itham edenlere de gem vurmak lazımdır. Düşünen, izan sahibi, sıradanlığı aşmış, bilhassa geçmişteki mücadeleleri, hizmetleri, tavır ve tutumlarıyla istikbalde hareketi ayağa kaldırabilecek nitelikleri taşıyan lider karakterli ülkücüler bu kararı benimsememiştir.

Alparslan Türkeş’in önce ülkem sonra partim anlayışını, hâlihazırdaki önce koltuğum ve avanem anlayışına tebdil etmek isteyen uyanık partizan taifesi zaten bihaberdir. Samanlıkta iğne ararcasına Dokuz Işık’ta başkanlık sistemine dair satırlar bulmaya çalışan biraz irfan sahibi taraftarlar da parti taassubuyla 1969 yılından geriye gitmek istemedikleri için altı çizilmesi gereken bir hususu hiç hatırlamak istemediler. Ülkücü tarih bu konuda açık ipucu veriyor aslında.

Makamında henüz bir yılını doldurmamış Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş; 28 Mart 1966 tarihli cumhurbaşkanlığı seçiminde, TSK, AP ve CHP tarafından ittifakla ortak aday gösterilen Cevdet Sunay karşısında aday olur ve CKMP’nin sandalye sayısı kadar oy alır; on bir oy.

Dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in rahatsızlığı sırasında yeni cumhurbaşkanının kim olacağı tartışmaları başlamıştır. TSK, hem hükümete hem de muhalefet partilerine kendi adaylarının Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay olduğunu bildirir. Adalet Partisi ve CHP ‘demokrat ve sivil’ kişiliğini göz önünde bulundurarak itiraz etmezler. Cevdet Sunay, genelkurmay başkanlığından istifa etmesinin ardından 14 Mart 1966’da kontenjan senatörlüğüne atanır. Gürsel 26 Mart 1966 tarihinde tedavi için gönderildiği ABD’den yurda getirilir. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı’nda uzman hekimlerin hazırladığı raporla görev ve yetkilerini yerine getirebilecek durumda olmadığı belirtilir. Bu rapor, TBMM’de okunarak, anayasa uyarınca yeni cumhurbaşkanını seçmek üzere oylamaya geçilir. 28 Mart 1966 tarihinde yapılan seçimde, Sunay 650 üyeli mecliste 477 üyenin oyu ile cumhurbaşkanı seçilir. CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş de on bir oy alır.

Türkeş, Sunay karşısında aday olurken alacağı rey sayısını tahmin ediyor ve kazanamayacağını muhakkak ki biliyordu. O halde niye aday oldu? Çünkü o, cevval, yüksek şahsiyetli ve büyük bir liderdi. Büyük bir Türk milliyetçisi idi. Genelkurmay başkanında demokrat ve sivil bir kişilik görmediği gibi cumhurbaşkanının Türk milliyetçiliği düşüncesine sahip bir şahsiyet olması gerektiğine inanıyordu. Bir siyasi parti kurulmuş ise ve onun bir de genel başkanı mevcut ise siyasi haysiyet ve namus gereği kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarması gerektiğini düşünüyordu. Mert, dürüst, ilkeli siyaset budur.

İstikrarsa istikrar; iktidar ve muhalefet anlaşmış. Temsilse temsil; çoğunluk sağlanmış. Devletin bekasıysa; genelkurmay başkanından daha sağlamı bulunmaz. Vatan, millet, bayrak ise adam Türk ordusunda orgeneral olmuş. Çoğunluksa çoğunluk, dört yüz küsur oy almış. Rakibinden kırk kat fazla. Ama Alparslan Türkeş aslan gibi çıkmış, bunun karşısına aday olmuş. İşte örnek alınacak onurlu ülkücü duruş budur.

Elli iki sene sonra ülkücü hareketin siyasi kurumu kendi ülkücü adayını çıkaramamıştır. Siyasi temsilciler yürekli, haysiyetli ve namuslu davranmamıştır. Yiğitçe mücadele yerine milliyetçilik düşmanlarına payanda olmayı tercih etmiştir. Elli yıllık parti, cezaevindeki adam kadar milletvekili çıkarmamıştır. Yeni kurulan yedi aylık bir parti her türlü baskı ve engellemelere rağmen barajın eşiğine gelmiştir. Bu sonuç karşısında zaferden narası atmak yerine utanmak gerekir. Biri küçük, biri büyük iki sözde milliyetçi partiye yakışan baygın oldukları ve gücünden medet umdukları partiye ilhak etmeleridir. Onurlu ülkücüler de elbet başka bir çıkış yolu bulur.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

16 Tem 2018

“Vakıf; insanlık ve hizmet merkezli, hayatla iç içe hiç kimseyi ayırmaksızın sunabilmek, ben demeden önce biz diyebilmek, hayatı ‘halka hizmet hakka hizmet’ düsturuyla anlayıp idrak edebilmektir.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

28 Haz 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 36,14 M - Bugün : 15452