Kurban terörü!
Mustafa Ünal 01 Ocak 1970
Bir çalıntı otodan terör örgütü çıkaran iddianameyi okuyunca ‘O kadar da değil’ diye yazmıştım geçen hafta. Bırakın hukuku, gukuk bile bu kadarına cevaz vermezdi çünkü. İddianameye göz gezdiren bir yüksek yargı mensubu inanmadı. Daha doğrusu inanamadı. ‘Hayır, bu doğru olamaz. Hayatımda böyle bir şey görmedim’ dedi.
Ama yargı gemi azıya aldı. Tek örnek, bir iddianame olsa keşke... Hafta içinde TÜBİTAK Başkanlığı’ndan istifa eden Yücel Altunbaşak, operasyonun hedefiydi. Eski Cumhurbaşkanı Gül’ün yakından hemşehrisi ve yakından tanıdığı bir isim Altunbaşak. Gül, gözaltına alınmasına isyan etti, kızdı. Telefona sarıldığı yayıldı kulislere.
Savcının ismini öğrendi önce. Avukattan sürekli bilgi aldı. Altunbaşak, gözaltı süresi dolmadan adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk edildi. Ve oradan serbest bırakıldı. Yoksa ertesi güne sarksaydı, Gül’ün isyanı kamuoyuna yansıyabilirdi. Altunbaşak, “Eleman alırken MİT’e sorarız. 700 paraleli işten attım.” dedi.
Anlattıkları, bununla sınırlı değil elbette. Hasan Palaz hakkında söyledikleri, dinleyenleri bile şaşırttı. Meclis İstiklâl Mahkemeleri’nin tutanaklarını yayınladı. Gün gelecek AKP mahkemelerinin bütün safahatı kitaplara konu olacak. O zaman perde arkasında yaşanan akla ziyan gariplikler gün yüzüne çıkacak.
Gül’den, sadece yakından tanıdığı Altunbaşak’ın başına gelenlere değil, kim olursa olsun hukuksuzluklara, haksızlıklara maruz kalanlara karşı ayrım yapmaksızın isyan etmesi beklenirdi. Hukuk ne siyasetin ne de intikamın aracı olabilir. Ama bugün siyasetin elinde intikam silahı. Ve zulüm aracı.
Başbakan, önceki ‘yargı reformu’ stratejisini açıkladı. Şaka gibi. Ne yargısı, ne reformu. En küçük yolsuzluk iddiasını soruşturamayan yargının adaletinden söz edilir mi? Yolsuzluk dosyalarını Meclis’te aklayan, paklayan siyasi partiden yargı reformu beklenir mi? ‘Hesap veren yargı’ dönemiymiş. Mahkemeden dosya kaçıranların, suçüstü yakalananları bile Yüce Divan’a gönderemeyenlerin ağzına hesap kelimesi yakışmıyor.
Davutoğlu, Yüce Divan yanlısıydı, doğru. Ama Saray’a direnemedi. Yalnızca 60 civarında milletvekili olumlu oy kullandı. Sonuçta dosyalar AKP’lilerin oylarıyla aklandı. AKP, kendi yargısından şikâyet eden parti görünümünde. Kara mizah.
Hırsızlıktan terör örgütü çıkaran iddianamenin devamı varmış meğerse. Şaka gibi ama değil. Ankara’da savcılar ‘Kimse Yok mu Derneği’nin yardım faaliyetlerini ‘terör’ diye nitelemiş ve soruşturma başlatmış. Her türlü hukuksuzluğa şerbetli olmama rağmen doğrusu bunu ilk okuduğumda inanmadım. Manşetlere taşındı. Ancak yalanlanmadı. Aksine doğrulandı.
‘Kurban kesmek’ terör faaliyetiymiş. Bu ne 28 Şubatçıların aklına geldi ne de 12 Eylül darbecilerinin. Onlar çok çok kurbanın kendisine değil ‘derisine’ göz dikti. Tek bir kurum için terör estirdi. 2015 yılında bir yardım kuruluşunun kurbanları bir ‘terör faaliyeti’ olarak soruşturulmakta. Bu, AKP’nin derisine değil, bizzat kurbana savaş açtığı anlamına geliyor. İsrail’in her türlü zulmüne maruz kalan Filistinli, Gazze Barış Derneği Başkanı Doktor Naser el Sadi, inanmakta zorlandığını söylemiş. Haksız mı?
AKP ile ne alakası mı var? Burada kesinlikle bağımsız yargının inisiyatifinden söz edilemez. Majestelerinin hukuku. Sorumluluk da, vebal de bütünüyle AKP’nin omuzlarında. Proje mahkemeleri oluşturan AKP hükümeti. Kumpasın tek faili AKP. Kumpas konusundaki maharetine kamuoyu savcısı olduğu önceki davalardan aşina.
Kurban, terör faaliyetiymiş. O kadarmış meğer. Bakalım daha neler göreceğiz, neler duyacağız...