Bugün 4 Nisan… Sosyal medyada bir günlüğüne yine “Başbuğum” rüzgârı esecek; Balgat eşrafı Beştepe’de arz-ı endam edecek, ibrikle su döküp, gazetecilere poz verecekler; sonra… Sonrası 2026 yılının 4 Nisan’ında… Yılda bir hatırlanan ve anılan diğer günler gibi…
Başbuğ’un ömrünü adadığı dâvâsı, yoktan var edip kurduğu teşkilatları, yetiştirdiği kadrolar kap-kaça maruz kalıp, gasba uğrayınca O’nun bihakkın anılmasına da müsaade etmiyor devletlüler.
Sağlığında defalarca zulmüne uğradığı devlet ölümünden sonra da peşini bırakmadı, bütün siyasi mirasına el koydu… Türkeş çizgisindeki milliyetçiliğin canına okudu… Binlerce Ülkücü Türk Milliyetçisinin canı, kanı, istikbâlini feda ederek yeşertip yaşattığı bir hareketi iğdiş edip boğdu.
İyi de bu devletin Alparslan Türkeş ile ne derdi vardı, Onunla alıp veremediği neydi ki?
Kadirşinas dost Yusuf Yılmaz Araç arşiv çalışmaları sırasında dikkatini çeken gazete haberlerini paylaşma nezaketini gösterip, görüntülerini bize de göndermekte. Ana sayfadaki gazete görseli de bu gönderilerden birisiydi.
9 Şubat 1969 tarihli gazete CKMP kongresini haber yapmış. Adana’da yapılan kongre partinin isminin MHP, ambleminin üç hilâl olarak değiştirildiği kongre olarak bilinmektedir. Ancak, gazetenin manşete taşıdığı Alparslan Türkeş’in “ devleti yeniden kuracağız” sözleri nedense dikkatlerden kaçmış.
Alparslan Türkeş’in kongre kürsüsünden söylediği bu sözlerin hikmetini salondakiler ne kadar anladılar bilinmez. Üzerinde konuşulup tartışılmadığına ve gazete arşivlerine hapsolup bugünlere taşınmadığına göre hitap muhataplarınca hiç anlaşılmamış olmalı.
Ancak pek iyi anlayıp, gereğini(!) yapanlar da var tabii ki. Öyle ya; devleti yeniden kurmak demek, devleti sahiplenenlere siz bu işi beceremediniz, o makamları terk edin demek değil midir? Kongre salonundakiler bunu anlamasalar da devlet makamlarına sahiplik edenlerin gözünden kaçar mı? Başımıza gelenler ayan beyan gösteriyor ki hiçbir şey gözlerinden kaçmamış.
Fenâ fid-dâvâ bir liderin, her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından şiarıyla bina ettiği fenâ fid-devle bir hareketin ebed müddet bildikleri devleti asli sahibine, Türk’e devretme gayreti Alparslan Türkeş’in ardından kontrol altına alınarak akim bırakılmıştır.
Başbuğ’un salonlardan alıp meydanlara taşıdığı, kentlerden köylere, yurdun dört bir yanına yaydığı, kitlelerle buluşturduğu Türk Milliyetçiliği lümpen, popülist, kaba saba bir milliyetçilikle iktidar bekçiliğine dönüştürülmüştür.
İnançlı, kararlı, azimli, cesur ve fedakârlıkta sınır tanımayan bir liderle uykuları kaçıran Ülkücü Türk Milliyetçileri milli güvenlik siyaset belgesinde tehlikeli ve tehdit olarak görülmekten ancak Alparslan Türkeş’in ölümünden sonra, bütün teşkilatları gasp edilerek, ellerinden alınınca çıkabilmişlerdir.
"Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilik ile, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, askere çağırdığımızda askere gelmek." düşüncesi Nevzat Tandoğan’la beraber kaybolup gitmedi ki!
“ Türkiye, yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” diyen Winston Churchillerin, Rooseveltlerin desteğiyle Türk’ü kürt-laz-çerkez-gürcü-abaza v.s. gibi bir etnik grup olarak gören, devlet kurumlarındaki T.C. rumuzundan, Kızılay Maden Suyu şişesindeki Türk ibaresine varıncaya kadar Türk’ün her şeyine düşman, Türk Milliyetçiliğini ayakları altına almayı gaye edinmiş soy özürlülerine devleti teslim ettiler.
Alparslan Türkeş devletin, yeniden asli sahibi Türklere teslimine dair bir ümidi yeşertmişti. O’nun ardından o ümitte yitip gitti.
Şairin dediği gibi:
Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devrân bî-sükun.
Derd çok, hem-derd yok, düşman kavî, tâli' zebun.
Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.