« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

15 Kas

2021

Çigan Orkestrası eşliğinde çırpınırdı Karadeniz

Bahadır Kaynak 01 Ocak 1970

Karadeniz, son yıllarda gündemimize ardı ardına yapılan doğalgaz keşifleri ile girdi. Özellikle kur yükselirken gelen bu muştulu haberler henüz evlere giren faturalara yansımış değil; doların son günlerde gemi azıya almasına da bir faydası olmadı. Enerjide dışa bağımlılığımızın sona erdirilmesinde önemli katkı sağlayacağını umduğumuz bölge diğer yanıyla da giderek artan jeopolitik gerilimin orta yerine oturuyor. Henüz Türkiye kamuoyu, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Libya gibi sıcak gerilim noktalarına odaklanmaktan tam olarak farkına varamadı ama kuzeyimiz biriken bir tansiyon var. Biz istemesek de günün sonunda sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalabileceğimiz bir sorun giderek büyüyor.

Montrö Anlaşması’nın varlığı, Soğuk Savaş yıllarında bile Karadeniz’deki gerilimin kontrol dışına çıkmasını engellemişti. Karadeniz’e kıyıdaş Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan gibi Varşova Paktı üyelerine karşı NATO üyesi Türkiye’nin Boğazların kontrolüne sahip olması her iki tarafın da oluşan dengeye razı olmasına imkân veriyordu. 93 Harbinden zaferle ayrılmalarına rağmen uluslararası müdahaleyle Berlin Konferansı’nın sonuçlarına razı gelen Ruslar, Batılı devletlerin Boğazların kontrolünü kendilerine bırakmayacağını daha on dokuzuncu yüzyılda anlamışlardı. Rusya için öncelikli olan, Boğazları ve dolayısıyla Karadeniz’i yabancı devletlere kapalı tutmak ve böylelikle Kırım Savaşı’nda olduğu gibi yumuşak karnına yönelik bir saldırıyı engellemekti. Böylelikle doğrudan kontrol edemedikleri bu kritik su yolunu Türkiye’nin kontrolüne -koşullu olarak- bırakmayı kabullendiler.



Montrö Anlaşması, Moskova’nın Karadeniz’e ilişkin kaygılarını büyük ölçüde karşıladığından bölgenin barışı için çok önemli olmayı sürdürüyor. Rusların, ilki Kırım Savaşı’nda Fransız ve İngiliz donanmalarının Karadeniz’e çıkmasına izin verilerek, ikincisi de Birinci Dünya Savaşı’nda Boğazları kapatarak iki ölümcül darbe almasına yol açan bu meseledeki hassasiyetlerini anlamak herhalde çok zor değil.

İşte bu sebeptendir ki son zamanlarda Kanal İstanbul vesilesiyle Montrö Anlaşması’nın tekrar tartışmaya açılmasının Rusya’da tepkiye yol açması kaçınılmaz. Kırım’ı ilhak ederek tekrar Karadeniz’deki dengeyi lehine çeviren Moskova’nın, Boğazlardan yabancı devletlerin savaş gemilerinin geçişinin sınırlandırmasına dair statüyü sürdürerek kendini güvenceye almak istediğini görüyoruz. ABD’nin ise Rusya’nın kendi imtiyazlı bölgeleri olarak gördüğü alanları kabullenmediğini biliyoruz. Soğuk Savaş yıllarında uyguladığı kararlı çevreleme politikasıyla Sovyetler’e Doğu Avrupa’da geri adım attıran Amerika’nın bugün Ukrayna’da da Karadeniz’de de Rusların tek başlarına at oynatma heveslerine sıcak bakmadığı biliniyor. Amerikalıların, bölgeyi kıyıdaş ülkelerin ayrıcalıklı oyun alanı haline getiren Montrö’den de hiç hazzetmedikleri sır değil. Amerikalı yetkililer, gerekli koşullar sağlandığında donanmasını bölgeye istediği gibi getirebilmek istediklerini defalarca ifade ettiler. Öte yandan Montrö kısıtlamaları dahilinde de olsa Karadeniz’e giren ABD gemileri Putin’in canını sıkıyor olmalı ki, bunlara ancak silahların namlusundan bakabileceğini kamuoyu önünde deklare etti. Savunma Bakanı Şoygu ise iki Amerikan savaş gemisinin Gürcistan’ın Batum limanını ziyaret etmesini provokasyon olarak nitelendirdi. Bilhassa Ukrayna ve Gürcistan ile ortak tatbikat yapılacağına dair duyumlar ve Biden’ın bu iki ülkeye yönelik ‘açık kapı‘ politikası uygulayacağı ifadeleri Moskova’da sinirleri iyiden iyiye zıplatıyor.

Bizi de Boğazların statüsü üzerinde artan bir baskıyla karşılaşabileceğimiz, ABD-Rusya rekabetinin etkisini daha fazla hissedebileceğimiz ihtimalinden dolayı bu mesele ilgilendiriyor. Ancak bu hesaplaşma sadece Boğazlar üzerinden yürümüyor, NATO son yıllarda bölgede başka imkanlar da geliştirme fırsatı buldu. Soğuk Savaş yıllarında Bulgaristan ve Romanya Sovyet bloğunda yer alırken, bu iki ülke artık hem AB’ye hem de NATO’ya üye ülkeler oldular. Ukrayna’nın da bağımsızlığını kazanması ve 2014’ten itibaren iyice Moskova’nın etki alanından çıkması dengeleri çok değiştirdi.


Romanya, Karadeniz’de ağırlaşan siyasi gündemde ABD’nin mızrak ucu rolüne soyunan ülke olarak öne çıkıyor. Ülkedeki Soğuk Savaş döneminden kalma askeri üslerinin yenilenmesi ve kapasitelerinin artırılması uzun zamandır gündemde. Böylelikle ABD burada dikkate değer bir hava gücü oluşturarak etkinliğini Karadeniz’e kadar genişletmek istiyor. Kırım’ın Rusya tarafından işgali de üslerin modernize edilmesi için gerekçe olarak gösteriliyor.

Son olarak Washington’a giden Romen Dışişleri Bakanı’nın NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi için ülkesinde daha fazla Amerikan askeri istediğini Blinken’a ilettiği haberleri gündeme düştü. Her iki bakanın açıklamalarında Karadeniz’deki ve Ukrayna’daki Rus saldırganlığından dem vuruyor olması Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir bölgede tansiyonun yükseleceğinin işareti olarak değerlendirilmeli. Halihazırda 1.000 civarında ABD askerinin ve Aegis füze savunma sisteminin konuşlandığı Romanya zaten Moskova için baş ağrısı olmayı sürdürüyor. 2024’de aktif olması beklenen karadan denize füze sistemi de satın alarak ABD’nin bölgedeki koçbaşı haline gelmesi beklenen ülke Karadeniz’deki dengeler açısından önemli. Ayrıca NATO’nun ağırlığını Karadeniz’e kaydırması çağrısında bulunmaları hala Karadeniz’de gerilimin tırmanmasına ikna olmayan Ankara’yı zorlayacak bir tutum. Bükreş yönetimi, büyük ihtimalle Washington’un yönlendirmesiyle, NATO’nun bir Karadeniz stratejisi geliştirmesini ve bölgede daha büyük çaplı ortak tatbikatlar yapıp, askeri varlık bulundurmasını talep ediyor. Ekonomik olarak zaten güçlükleri olan bir ülkenin sadece kendi imkanlarıyla Sovyetler’den kalma tesislere yatırım yaparak NATO standartlarına çekmesi söz konusu olamayacağından, ABD’nin elini taşın altına koyması bekleniyor. Böylece Romanya’daki üsler ABD’nin Karadeniz veya Ukrayna’daki herhangi bir operasyonu için merkez haline getirilmiş olacak.

Bölgedeki gerilimi tırmandırmak ABD ve küçük ortağı Romanya açısında mantıklı bir politika olabilir ancak Türkiye’nin Moskova’yla çok boyutlu ilişkileri sebebiyle bu tercihe ayak uydurmak zorunda olmadığımız çok açık. NATO’nun sıklet merkezini Karadeniz’e doğru kaydırıyor olması ittifak içinde değersizleştiğini, kaygılarının dikkate alınmadığı endişelerini taşıyan Ankara için olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Öte yandan sırtını ABD’ye dayayan, AB üyeliği sayesinde de Batı’dan dışlanma endişesi bulunmayan Romanya gibi açıktan Rusya’ya karşı tavır almak bizim için optimal strateji değil. Böylelikle Karadeniz’e kıyıdaş iki ülke olarak birbirinden farklılaşan politika önceliklerimiz ortaya çıkıyor. Neyse ki bizim Rusya’yla ilişkiler konusundaki hassasiyetlerimizi paylaşan büyük oyuncular da mevcut.


Almanya’nın ABD’nin bütün zorlamalarına rağmen Rusya’yla gerilimi tırmandırmaya karşı direndiğini biliyoruz. Bunu yaparken da Ukrayna’nın toprak bütünlüğü gibi konulardan taviz vermeden çizgisini sürdürüyor. Bu tutum, Karadeniz meselesinde Türkiye’nin kıta Avrupası ile daha yakın bir politika çizgisi tutturabileceğini düşündürüyor. Putin’in Karadeniz’de tırmanan gerilimle ilgili Merkel’le görüşmesinde ABD’nin provokasyonlarından şikâyet ettiğini biliyoruz. Yani aslında Moskova’nın da NATO içerisindeki ılımlı kanatla temas ederek sorunu kontrol altında tutma niyeti anlaşılıyor. Bu durumda Türkiye hem Karadeniz’e kayan dinamikten istifade ederek ittifak içerisinde öneminin altını çizmek ama bunu yaparken Rusya’yı kışkırtmamak gibi bıçak sırtı bir politika izlemek durumunda. Bunu da ancak kendi tempomuzla, Karadeniz’deki gelişmelerdeki inisiyatifi elden bırakmadan yapabiliriz. Zira çigan orkestrasının ritmine ayak uydurmaya kalkarsak başımızdaki belalara bir yenisini Karadeniz’de ekleyebiliriz.

Nurullah KAPLAN

04 Nis 2025

Bugün 4 Nisan… Sosyal medyada bir günlüğüne yine “Başbuğum” rüzgârı esecek; Balgat eşrafı Beştepe’de arz-ı endam edecek, ibri

M. Metin KAPLAN

04 Nis 2025

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

04 Nis 2025

Yusuf Yılmaz ARAÇ

04 Nis 2025

Halim Kaya

11 Şub 2025

Hüdai KUŞ

22 Tem 2024

Orkun Özeller

03 Haz 2024

Efendi BARUTCU

01 Nis 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Ziyaret -> Toplam : 143,76 M - Bugn : 45129

ulkucudunya@ulkucudunya.com