Liberal sol cehalet ve Türk karşıtlığı
Barış Doster 01 Ocak 1970
Emperyalizm; gözüne kestirdiği, bölmek, parçalamak, ayrıştırmak istediği ülkelerde etnik hassasiyetleri, mezhepsel kimlikleri kaşır. Kimlik siyasetini destekler. Bunu yurttaşlık bilincinin de sınıf bilincinin de parçalanması amacıyla kullanır. Bu kapsamda etnik ayrılıkçı hareketlere ve terör örgütlerine her türlü desteği veren emperyalizm; kimlik siyasetini sağ – sol ayırmaksızın partilerin içine sinsice, büyük bir kurnazlıkla yerleştirir. Bu ülkemizde yaygın biçimde Kürtçülük olarak öne çıkar. Fakat kimlik siyaseti bu alandaki en örgütlü yapı olan Kürtçülükten ibaren değildir. Hemşeri derneklerini, siyasette etkisi bilinen Gürcü ve Çerkez lobilerini, hem ekonomi hem siyasette her daim etkili olan Karadeniz lobisini unutmamak gerekir. Bu liste uzundur.
Liberal sol (ne demekse) kimlik siyasetinin gönüllüsüdür. Etnikçiliği sosyalizm, mezhepçiliği Marksizm, hemşericiliği komünizm sanan bir cehalet, solda geçinen ve soldan geçinen siyasetçilerle buluşunca, ortaya kavramsal bilinçten, ideolojik berraklıktan, politik tutarlılıktan yoksun bir kabalalık güruh çıkmıştır maalesef. Üstelik çokturlar ve örgütlüdürler. Siyasetten bürokrasiye, akademiden medyaya, sendikalardan barolara, meslek odalarından demokratik kitle örgütlerine dek hem de.
Dahası bu yaygın cehalet, bulaşıcıdır. Sağ veya sol fark etmez, bağnazdır. Cehalet ve bağnazlık birleşince, kaçınılmaz olarak düşmanlık da üretirler. Akıl ve bilim düşmanlığı, emek düşmanlığı, aydın düşmanlığı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı, Türk düşmanlığı en çok bunlar arasında yaygındır.
Son yıllarda bunlar arasında Türkçe düşmanlığı da yükselmektedir. Liberal solun (ne demekse) merkez üssü olan Birikim dergisi (AKP’den CHP’ye, son yıllarda adları değişen HDP’den ÖDP’ye siyasette çok geniş bir etki alanı vardır), Türk dememek için Türkiyeli demekle işe başlamıştır yıllar önce. Bu görevi Birikim’den devralıp, Radikal, Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl gazetelerinde yaygınlaştırıp, son olarak emperyalizm destekli terör, cinayet, ihanet ve casusluk örgütü Taraf gazetesiyle zirveye taşıyan etkili bir kadro vardır. Öyle ki işi artık, Türk edebiyatı yerine “Türkçe edebiyat” demeye kadar vardırmışlardır.
DEM Parti’nin söylemi bellidir. Kürt diyen ama Türk diyemeyen, “Türkiyeli” diyen bir söylemdir. Sinematek de bu kafadadır. Afişlerinde Kürt Sineması demektedir. Fakat Türk sineması yoktur, “Türkiye Sineması” vardır. Bu saçmalık ve liberal sol cehalet, son olarak hukuka da sirayet etmiştir. Birgün gazetesinden Hüseyin İrfan Fırat, Av. Süleyman Oğuz’la yaptığı röportajda, Oğuz; Türk işçi, Türk işveren, Türk yargısı, Türk iş mahkemeleri dediği halde, “Türkiyeli işçi”, “Türkiyeli işveren”, “Türkiye yargısı”, “Türkiye iş kanunu” ifadelerini kullanmıştır. Bunu gören Av. Süleyman Oğuz da, hem kendisinin söylemediği hem derin anlam farkları içeren hem de uyduruk olan bu kavramları kullandığı için gazeteye tekzip metni yollamıştır. (Birgün’den Türk sansürü, odatv, Arda Ormancı’nın haberi, erişim tarihi: 15.06.2024)
Şimdi gelelim, bu kavramların çürüklüğüne. Liberal sol cahiller için madde madde sıralayalım…
Birincisi, yurttaş kimliğini yok saymak, etnikçiliği öne çıkarmak, kimlik siyaseti yapmak, diğer sakıncaları yanında, sınıf siyasetine, emekçilere de düşmanlıktır. Çünkü kimlik siyaseti, sınıf siyasetinin düşmanıdır. Yurttaşlık ve emekçilik birleştirir, etnik ve mezhepsel temelli siyaset böler.
İkincisi, insanları, etnik, dinsel, mezhepsel kimlikleri ile tanımlamak, sınırlamak ve sınıflandırmak, ırkçı, faşist, gerici bir tutumdur. İnsanlar doğdukları yerle değil, savundukları değerlerle insanlaşırlar. Siyasal bilinçleri de böyle oluşur. O nedenle; Laz bakkal, Kürt kebapçı, Çerkez hemşire, Alevi doktor gibi kavramlar, etnik, mezhepsel kota, kontenjan ve kompartımanlar, emperyalizmin amaçlarına hizmet eder. Sadece siyasal, toplumsal, kültürel olarak değil, hukuksal olarak da sakıncalıdırlar.
Üçüncüsü, “Türkiye demokrasisi” kavramı yanlıştır. Çünkü Türkiye, devletin, ülkenin, coğrafyanın adıdır. Doğrusu, Türk demokrasisidir, aynen Türk dili, Türk kahvesi, Türk edebiyatı, Türk kültürü, Türk ordusu gibi. Çünkü İngiltere edebiyatı değil, İngiliz edebiyatı denir. Çünkü dili İngilizce olduğu halde, ABD edebiyatı değil, Amerikan dili ve kültürü denir. Çünkü Almanya demokrasisi değil, Alman demokrasisi denir. Çünkü Fransa Devrimi değil, Fransız Devrimi denir.
Dördüncüsü, “Türkçe şiir” kavramı yanlıştır. Doğrusu Türk şiiridir. Aynen Türk Hukuku gibi, Türk Ceza Kanunu gibi, Türk Medeni Kanunu gibi. Türkçe yazılan şiir, Türk şiirinin, geniş ölçekte Türk edebiyatının, Türk kültürünün bir eseridir, bir parçasıdır.
Beşincisi, Türkiye coğrafyası denince, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal coğrafyası, sınırları, ülkesi anlaşılır. Türk coğrafyası denince Türklerin yaşadığı, Orta Asya, Kafkasya, İran Azerbaycanı, KKTC dahil, çok geniş bir coğrafya anlaşılır. Hatta buna Macaristan, Bulgaristan, Yunanistan’dakiler de dahil edilir.
Altıncısı, millet olmanın hem bilimsel karşılığı hem de tarihsel, siyasal, kültürel, toplumsal, coğrafi, iktisadi boyutları vardır. Antropolojiden etnografyaya, genetikten tarihe, sosyolojiden arkeolojiye, coğrafyadan dilbilime dek pek çok bilimsel disiplin, bu konularla, bu konuların farklı yönleriyle ilgilenirler.
Yedincisi, devlet kurabilme kabiliyeti ve kapasitesi olan, kendi dili olan ve bu dili konuşan, yaşadığı, bulunduğu, göçtüğü coğrafyaya adını verebilen toplumlar, millet olma yönünde gelişmişlerdir. Buna karşılık, kendi dili olmayan, yaşadığı coğrafyanın adını alan, pek çok toplum ise (bir devlete sahip olsalar bile) millet olma açısından daha zayıf, daha geride kalmışlardır.
Sekizincisi, liberal solun kullandığı, sağıyla soluyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, bilim insanıyla, gazetecisiyle geniş bir çevrede yaygınlık kazanan “Türkiyeli” kavramı yersizdir. Çünkü Türkiye; ülkenin adıdır, devletin adıdır, cumhuriyetin adıdır. Yani hem sınırları, coğrafyayı tanımlar hem de siyasal, hukuksal, diplomatik bir kavramdır Türkiye Cumhuriyeti.
Dokuzuncusu, Türk, milletin, kültürün, dilin adıdır. Nasıl ki Alman’a Almanyalı; Fransız’a Fransalı, Japon’a Japonyalı, İngiliz’e İngiltereli, İspanyol’a İspanyalı, Bulgar’a Bulgaristanlı, Rus’a Rusyalı denmiyorsa, Türk’e de Türkiyeli denmez. Türk denir. Çünkü millettir. Bu tanımın dilde karşılık eksikliği nedeniyle bazı istisnaları bulunur: Çin ve Çinli gibi; İran ve İranlı gibi… Bunların ikisi de devlet ve millet olarak, köklü tarihsel geçmişe, birikime, deneyime sahiptirler. Buna karşılık, henüz tam anlamıyla millet olamamış, milletleşme aşamasında olan, kendi devleti olsa da kendi dili olmayan, yaşadığı ülkeye adını vermeyen, yaşadığı coğrafyanın adını alanlar vardır. ABD ve Avustralya buna örnektir. ABD yurttaşlarına Amerikalı, Avustralya yurttaşlarına Avustralyalı denir. Oysa Amerika da Avustralya da birer kıta adıdır. Avustralya kıtasında, kıtayı kaplayan tek devlet Avustralya olduğu halde, Amerika kıtasında Kanada’dan Meksika’ya, Küba’dan Brezilya’ya, Arjantin’den Peru’ya onlarca devlet vardır. Fakat bunların vatandaşlarına Amerikalı denmez, ülkeleri Amerika kıtasında olduğu halde.
Onuncusu, üst ve alt kimlik kavramları, siyasal, etnolojik, hukuksal olarak farklı kavramlardır. Örneğin Türklük; Azerbaycanlılar, Türkmenler, Özbekler, Yakutlar, Kazaklar, Gagavuzlar için etnolojik anlamda üst kimliktir. Bunların hepsi Türklük çatısı altındadır. Bu tartışma ırk, etnik köken, milliyet, millet, soy, boy, klan bağlamında yapılabilir. Öte yandan Türklük, siyasi anlamda farklıdır. Ülkemizde ortak kimliğin, üst kimliğin, ulus kimliğin, yurttaşlık bilincinin adıdır. Bunun tarihsel, toplumsal, kültürel, psikolojik, duygusal boyutları vardır. Dil ve coğrafyayla da yakından ilgilidir. Yine aynı şekilde Türklük, hukuksal bir tanıma sahiptir. Medeni hukuk, devletler özel hukuku, vatandaşlık hukuku başta olmak üzere, hukukun pek çok disipliniyle ilgili boyutu bulunur.
Özetle dilin, kelimelerin, kavramların düşünceyle, bilimle, bilinçle, kültürle, toplumla, siyasetle yakın ilişkisi yok sayılarak, aydın olunmaz. Solcu da olunmaz. Fakat emperyalizmin aparatı çok kolay olunur.