Bölücübaşı kimden ve ne istiyor?
Hakan Paksoy 01 Ocak 1970
Türkiye öcalan’ın açıklamasını konuşuyor. Öncelikle tarihi yapan ve yöneten Türk milletinin terörist bir mahkûmla böyle bir ilişkiye girmesi yasalara aykırı. Ondan medet umması da ayrıca onur kırıcı. Terör karşısında beyaz bayrak çekmiş bir görüntü var. Aslında daha başlangıçta, tartışma dahi yapmadan, reddedilecek bir husus.
Tartışmalar, kısmen, çağrının muhataplarının kim olduğunda yoğunlaştı. Özellikle medya viledaşörlerinin de yönlendirmesiyle bu husus öne çıktı. Mesela, Suriye’deki PYD bu çağrının muhatabı mı değil mi?
Peki, bu tartışma doğru bir zeminde yürüyor mu? Hayır, doğru zeminde değil. Esas görülmesi gereken Türk milletinin gözünden kaçıyor. Perdenin arkasında da millet için çok tehlikeli işler oluyor.
Hani, fiilî durumu hukukileştirmek için anayasa ve sistem değiştirdik ya, bu da öyle bir şey. Gelecek bu hususta büyük hesaplaşmalara gebe görünüyor. Şimdilik biz bölücübaşının açıklamasına bakalım.
Öncelikle bu süreci yönetenlerin bu açıklamayı görmediğini ve onayları olmadığını düşünmek safdillik olur. Onay makamının da cumhurbaşkanı olduğu kesindir. Çünkü bu büyük sorumluluğu alabilecek başka makam da yoktur.
Sözde demokratik toplum
Bebek katili, “sağlanan gelişmeler (PKK’nın) ömrünü tamamladı ve feshini gerekli kıldı” diyor. Neymiş bu gelişmeler diye bakıldığında, “ülkede kimlik inkârının çözülüşü” diğerleri arasında öne çıkıyor. Hani, AKP Genel Başkanı tarafından hep tekrar edilen, “Cumhuriyet sadece Türk etnisitesi (!) üzerine kuruldu. Ret, inkâr ve asimilasyon politikaları izledi.” minvalinde söylemler duyduk ya, işte o. Yani, artık bu inkâr ortadan kalktı diyor.
Burada küçük bir parantez açmak gerek. Bebek katili PKK’nın feshi için sebepleri sayarken “Teori, program, strateji ve taktik olarak reel-sosyalist sistemin ağır etkisinde” kaldığını ama reel-sosyalizmin çöktüğünü de söylüyor. Aslında sosyalizmin çöküşünden daha etkili olanı, Türkiye’yi yöneten siyasal İslamcı ideolojik kadroyla menzil birliği. Fakat bundan hiç bahsetmiyor tabi. Hedef birliği yeni ortaklarla birlikte -hâlen- devam ediyor.
Bölücübaşının açıklamasında üstü örtülü bir tehdit de var. “Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.” Aksi takdirde… diye düşünmeye devam etmek gerek.
Açıklamada ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler cevap olmaz diyor. Yerine “kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edebilme, demokratik örgütlenme, sosyo-ekonomik ve siyasi yapılanma” talepleri var.
Kimliklere saygı ve özgürce ifade doğrudan kimliğe statü verilmesi anlamına gelir. Demokratik örgütlenme ve sosyo-ekonomik yapılanma da Kürt partisi, Kürt (ya da Kürdistan) barolar birliği doktorlar odası, ticaret odası, bakkallar derneği vs. vs. demektir.
Açıklamada bir tehdit cümlesi daha var. Taleplerine demokratikleşme diyor ve “Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir.” Yine, yoksa… diye devam edebilirsiniz… ve daha sonra dilinize dikkat edin talebi de geliyor. En sonunda da “tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” diyor.
Şimdi tüm gruplar kimler diye bakabiliriz.
Silahı bırakacaklar kim?
Bunu anlamak için Sırrı Süreyya Önder’in Habertürk TV’de Mehmet Akif Ersoy’la yaptığı söyleşinin dikkatle dinlenmesi gerekiyor.
Önder: “İlkesel olarak herkesi kapsıyor. Ama özgünlüğü olan kurumlar için bir şart, şerh söz konusu değil…” diyor. Ersoy’un “PYD’yi kapsıyor mu sorusuna” da “ağırlıklı olarak tabii ki PKK’ye. Ana gövde o. Kurduğu yapı o. Silahlı yapı o. Ana muhatap o.” cevabını veriyor. “PKK ile KCK ile olduğu kadar örtüşmemiş olabilir. Birlikte ele alacağız … Kimse kimseye bir şey dayatmayacak.” da diyor.
Terörden vazgeçilmesi ve silahların bırakılması elbette önemli bir şey. Ama… Özgünlüğü olan kurumlar kimler? Onlara şart değil(miş) çünkü. 2003’te Önder’in, “öcalan’dan ilham alınarak*” kuruldu dediği PYD olsa gerek. Fakat PYD artık SDG bile değil. Şimdilerde AANES (Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi). Buna bazıları “Demokratik” de ekliyor.
Yani anlayacağınız artık özgün (!) bir yapı. Elbette terörist bir yapılanma ama bahsettikleri bu özgünlük nereden geliyor derseniz, Ekim 2019’daki Barış Pınarı Harekatımız sonrasındaki ABD ve Rusya’yla imzaladığımız mutabakatlar ve PYD’nin BM ile ilişkilerine bakılmasını öneririm. Türkiye, o mutabakatlarda terörist ve muharip unsurlar ayrımına imza atmıştı. Malumunuz muharip unsurlar meşru silahlı güçler için kullanılan bir isimlendirmedir.
29 Haziran 2019’da da, Cenevre’de, BM Genel Sekreteri’nin Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar Özel Temsilcisi ile eylem planını imza ettiler. Yani uluslararası tanınırlığa yelken açmışlardı. Türkiye’den buna hiç ses çıkmadı.
Ve PYD, bugün, Suriye’de ABD ve İsrail’in stratejik partneri.
* İlham almayı öcalan’ın kurdurduğu diye anlamak gerekir. O zamanlar kurucu Salih Müslim Türkiye’ye serbestçe gelip yetkililerle görüşüyordu. Türkiye’yi yönetenlerin bu konudaki katkısı göz ardı edilemez.
Uyanma zamanı geçmeden
Bütün bunları ve çok daha fazlasını Öcalan’la pazarlık yapanlar da biliyor. Artık, Türk milleti dikkatini bölücübaşının istediklerinin ayrıntılarına çevirmek zorunda. Arka planında neler olduğuna odaklanmalı. Çünkü istenenlerin olabilmesi için yeni bir kimlik şart.
Özellikle de CHP, cumhuriyetin kurucu partisi iddialarını hâlâ taşıyorsa, devletin kurucu ayarlarını değiştirecek bu sürece verdiği destekten vazgeçmek zorundadır.
* İlham almayı öcalan’ın kurdurduğu diye anlamak gerekir. O zamanlar kurucu Salih Müslim Türkiye’ye serbestçe gelip yetkililerle görüşüyordu. Türkiye’yi yönetenlerin bu konudaki katkısı göz ardı edilemez.