ŞEYH GALİB
Abdulkadir KAPLAN- Özkan ELVERİR 01 Ocak 1970
Şeyh Galib, Divan Edebiyatı'nın en büyük sanatçılarındandır. Onun hayatını, eserlerini, bilinmeyen yönlerini bu raporla vermeye çalıştık. Edebi kişiliğini gösteren, sanatını belirten en güzel şiirlerini seçmeye uğraştık. Eserlerinin anlaşılmasını kolaylaştırmak için de eser ve nesre çevirisini birlikte verdik.
Bu ödev Şeyh Galib'in sanatını ve eserlerini anlamak için yeterli olacağını düşünmüyoruz. Biz sadece Şeyh Galib'in hayatı ve eserleri hakkında küçük bir rapor hazırladık. Bu raporu hazırlarken Abdulbaki GÖLPINARLI'nın ``Şeyh Galib Divanından Seçmeler'' adlı eserinden faydalandık.
1. HAYATI
Şeyh Galib,Mustafa Reşid'in oğludur.Galib 1171'de İstanbul'da Mevlevihane kapısı civarındaki bir evde doğmuştur.Galib,ilk tahsilini babasından görmüştür.24 yaşında Divan-ı Hümayun kaleminde bir müddet hizmet etmiş,aynı yaşta 1195 yılında divanını tertib etmiştir.
Ebubekir Çelebi'nin son zamanlarında Konya'ya gidip çileye soyunmuş,1201 ramazan ayının 25. günü çilesini İstanbul'da Yenikapı Mevlevihanesinde bitirip hücreye çıkmıştır.Çilesini doldurduktan üç yıl sonra mevlevi büyüklerinden Yusuf'un kabrine bakan evine çıkmış,1205 yılına kadar hayatını burda geçirmiş, kendisini ilme vermiş,eserlerini yazmıştır.Kulekapısı Mevlevihanesine şeyh tayin edilmiş,8 yıl kadar bu dergahın şeyhliğinde bulunup 1213 recebinin 27.Cuma gecesi 42 yaşında vefat etmiştir.
2. ESERLERİ
Divan,Şerh-i Cezire-i Mesnevi,Er-Risalet'ül-Behiyye fi Tarikat'il-Mevleviyye,Mevlevi şairlerine dair tezkire,Hüsn-ü Aşk adında eserleri mevcuttur.
2.1 Divan
Galib'in divanı 1252 de Bulak'ta taş basması olarak basılmıştır ve bu basımdan başka basımı olmadığı gibi Türk harflerine de tam olarak çevrilip basılmamıştır.yazma ve sağlam nüshaları,kütüphanelerimizde,bilhassa İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde vardır.
2.2 Şerh-i Cezire-i Mesnevi
İlmiyedeyken Tasavvuf yoluna girip Gülşeni,sonra da Mevlevi olan ve şair Hayreti'nin kardeşi bulunan,Edirne Mevlevihanesinde şeyh iken bir vakıf meselesi yüzünden şeyhliği bırakıp İstanbula gelen Sütlücede sade bir hayat yaşayıp 1546'da vefat eden Yusuf Sine-Çak'ın Mesnevisini 6 cildinden mevzu ve mana bakımından uygun yüzer beyit seçilerek 6 bölüm olmak üzere tertip ettiği,baş tarafa doksan dokuz beyitlik mesnevi tarzında ve vezninde bir başlangıç,sonra beş beyitlik bir bitim bölümü eklediği Cezire-i Mesnevi'nin şerhidir.
2.3 Er-Risalet'ül-Behiyye fi Tarikat'il-Mevleviyye
Bu Arapça eser,Köseç Ahmed Dede'nin Arapça Es-Suhbet'us-Safiyye adlı risalesine yapılan talikkattan meydana gelmiştir.Bu risalenin müellifi, Konya'da Hadikat'ül-Ervah'ın arka duvararına bitişik kısımda yatan ve mezartaşındaki kitabeden, 1191'de vefat ettiği anlaşılan Trabzonlu Şeyh Ahmed sanılmışsa da Köseç Ahmed Dede'nin Mevlana Müzesinde 2912 No. da kayıtlı mecmuayı 1088'de vakfettiğine, mecmuadaki mühründe de 1056 tarihi bulunduğuna göre Trabzonlu Şeyh Ahmed'in, Köseç Ahmed Dede olmadığı meydandadır.Aynı kütüphanede 4108 No. da kayıtlı Arapça sarf ve nahve ait kitabı da köseç Ahmed Dede 1059'da vakfetmiştir.Galib bu Arapça olarak, şeyhliğinden önce şerhetmiş, şerhinde Mevleviliğe ait pek mühim bilgiler vermiştir.
2.4 Mevlevi şairlerine dair tezkire
Mevlevi şairlerinin hal tercemelerini kısaca yazmış, bazılarının şiirlerinden seçmeler yapmış, müsvedde olan bu eseri Esrar Dede'ye vererek tertip ve tasnifini yapmasını istemiştir. Esrar, bu müsvedde üzerinde çalışarak, Tezkire-i Şuarra-yı Mevleviyye ve Esrar Tezkiresi denen eseri meydana getirmiştir.Eserde, bu kitabı şeyhinin yazmaya başladığını, kendisinin, onun emriyle tasnif ve itmam ettiğini bildirir. Ancak bu eserde, bazı şairlerin Mevlana'ya ve Mevleviliğe ait şiirlerinin başka şairlere atfedilmesi, Mevlevi olmayanların da Mevlevi gösterilmesi gibi zuhuller vardır.
2.5 Hüsn-ü Aşk
Galib'in asıl şöhretini temin eden, mesnevi tarzında yazdığı Hüsn-ü Aşk'tır. Galib'in, bir mecliste,Nabi'nin Hayr-abad'ının fazla övüldüğü, buna nazire yazmanın mümkün olmadığı söylendiğini,bunun üzerine Nabi'nin bu eserinin Attar'dan alındığını söylediğini, onu aşmak gayretiyle Hüsn-ü Aşk'ı yazdığını, eserinin başında bildirir. Gerçekten de Nabi'nin Hayr-abad'ının mevzusu İlahi-Name'de bir hikayede hülasa edilmiştir ki bu hikaye, Fahreddin-i Gürgani'nin Vise vu Ramin'inde geçer. Hüsn-ü Aşk'da Fuzuli'nin Ruh-Name ve Hüsn-ü Aşk da denen Sihhat-u Maraz'ının, Leyli vü Mecnun'unun, İbni Sina'nın Risalet'üt-Tayr'ının, bunlardan fazla da Şihabeddin Sühreverdi-ı Maktül'ün Münis-ül-Uşşak'ının tesiri vardır;fakat hiçbir vakit Hüsn-ü Aşk, bunların bir kopyası değildir.Galib teşhis sanatına dayanarak yazdığı eserde, en fazla tasavvuftan faydalanmış, o vakte dek mesnevi tarzında yazılan eserleri geçmeyi hedef edinmiştir.Mevlana'nın Mesnevi'sinden yararlanmıştır.
3. ESERLERINDEN SEÇMELER
3.1 TERCÎ-İ BEND
1.Ey ruh-ı pâkinde iyan nûr-i zât
Sînesi âyîney-i vech-i sıfât
2.Pertevi hüsnünde nümâyan temâm
Sırr-ı Hudâ mâ hasal-ı kâinat
3.Sen urıcak vakt-i semâ' içre çerh
Şem'ine pervâne olur şeş cihât
4.Şevk ile can tazelenir ben desem
Nutk-ı safâ-bahşına rûh'ul-hayât
5.Pertev-i envârı cemâlin senin
Aşk ile verdi dü cihâna sebat
6.Doldu tecellî-i Hüdâ'dan sivâ
Şems-i muhabbet edicek iltifât
7.Yandı o âteşle dil ü canımız
İtti cemâlin velî keşf-i simât
8.Âh mine'l ışkı ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bir harârâtihî
9.Görmeği istersen eğer mahşeri
Çerhte seyreyle o meh-peykeri
10.Aşk ile galtîde olup mihr-veş
Salmada âlemlere nûr u feri3.1
Açıklama:
1. Ey tertemiz yüzünde zât nûru apaçık görünen;ey göğsü, sıfatların yüzünü gösterir bir ayna hâline gelmiş olan.3.2
2. Tanrı'nın sırrı ve kainatta ne varsa hepsi, senin güzellik ışığında tamamıyla ve apaçık görünmekte.
3. Sen semâ' vaktinde çark vurunca, altı yön de senin mumuna pervane kesilir.3.3
4. Ben temizlikler, safâlar bağışlayan sözüne, hayatın rûhu desem can, şevkle, neş'eyle tazelenir.
5. Senin yüzünün, senin güzelliğinin ışığı, aşkla iki dünyaya sebat vermiştir;iki alem de o ışığın aşkıyla var olmuştur.3.4
6. Sevgi güneşi aksedince, Tanrı zâtından başka ne varsa hepsi , Tanrı tecellisiyle doldu.3.5
7. Gonlümüz de o ateşle yandı, canımız da; fakat guzelliğin de sıfat perdelerini açtı; cemalini gösterdi.
8. Âh aşktan, aşkın hallerinden; gönlümü hâraretleriyle yaktı yandırdı.3.6
9.Mahşeri görmek istersen o Ay yüzlü güzeli sema' ederken, çark atarken seyret.
10. Güneş gibi aşkla yuvarlanarak âlemlere ışıklar saçmada.
3.2 MÜSEDDE-İ MÜTEKERRİR
1. Bu şep pertev nâgâh âh-ı subh-gâhîler
Açıldı nûr-ı çeşmim rûşen oldu hep siyahîler
Hilâl ü bedr olup deryâ-yı istiğrâka mâhiler
Tecellî kıldı birden intizâr-ı gâh gâhîler
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külahiler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlâhîler
2. İşârât-ı dakîkı âlem-î akvâlden bîrun
Makâmat-ı garîbi fikr-i ehl-î hâlden bîrun
İmâmân ile gavs aktâb ile abdâlden bîrun
Hulasâ âlem-î dîgerde hâl ü kâlden bîrun
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külahîler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlahîler
3. Kimî mest-i muhabbet hâne-î hammârdan gelmiş
Kimî medhûş-ı hayret şu'le-i dîdârdan gelmiş
Kimî hurşîde benzer âlem-î envârdan gelmiş
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külahîler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlahîler
4. Kelâm-ı samtı deryâlar gibî pür cûş söylerler
Mahabbet râzını birbîrine hâmûş söylerler
Be-her-dem hûş der dem sırrını bî-hûş söylerler
Rumûz-ı aşkı cümle bî-zebân u gûş söylerler
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külahîler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlahîler
5. Melikler reşkeder bir tavr u âdâb u rüsûmı var
Melekler mâlik olmaz deff ü ney tabl u kudûmı var
Sema' meydanının hem mihr ü meh şerh u nücûmı var
Husûsa içlerinde zât-ı Mevlânâ-yı Rûmî var
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külâhîler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlâhîler
6. Şeh-î mulk-î kanaat her biri ankâ hümayız der
Vûcudu pûte-i iksire koyduk kîmyâyız der
Zer-i mahbûb-ı aşkız sikkemiz var bi-recâyîz der
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külâhîler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlahîler
7. Çü oldum cân u dilden mashar-ı aşk olmağa talib
Düşüb bir ateşe seyreledim her sû vü her cânib
Harîm-î hâs-ı bezm-i fasla oldu hatırım câlib
Bu beyiti okudu ol meclisin bir mahremi Gâlib
Gözüm dûşoldu gördüm bir gürûhu hep külâhiler
Aceb heybet aceb şevket aceb tarz-ı İlâhiler
AÇIKLAMASI
1. Bu gece, ansızın, seher vaktindeki ahlar ışık saldı da gözümün nuru açıldı;karanlıklar aydınlandı. Kendinden geçiş dalıp gidiş denizine yeni ay da balık oldum, dolunay da. Ha şimdi, ha birazdan diye bekleyişler birazdan geçti; bir tecelli zahir oldu.
Gözüm ilişti hep külahlar giyinmiş bir bölük halk gördüm; ne şaşılacak heybete ne şaşılacak kudrete ne şaşılacak ilahi tarza sahib olanlar.
2. İnceden ince işaretleri söz aleminden eşsiz makamları, hal ehlinin düşüncelerinden dışarı.Onların dereceleri iki imamla gavsin ve kutupların abdalin derecelerinden de ötede.Sözün özü şu: Onlar başka bir âlemdeler;âlemleri halden de dişarı sözden de.3.7
3.Kimisi sevgiyle sarhoş; (feyiz) şarabını satan kişinin evinden gelmiş.Kimisi, hayretle kendinden geçmiş; görüşme, buluşma, kavuşma yalımından gelmiş.Kimisi güneşe benzer; nurlar aleminden gelmiş.Kimisi de birlik ülkesine varmış da tekrar (bu aleme) gelmiş.
4. Susarak söylenen sözü, denizler gibi coşup köpürerek söylerler.Sevgi sırrını birbirlerine susarak anlatırlar.Aklı fikri, Tanrı'ya veriş sırrını, her alınıp verilen solukta, akıldan geçerek söylerler;aşk remizlerini dilsiz, kulaksız anlatırlar.3.8
5. Padişahların bile haset ettiği tavırları edebleri, töreleri var.Meleklerin bile elde edemedikleri tefleri, neyleri, davulları var.Sema meydanının da güneşi var, Ayı var, göğü var, yıldızları var; bilhassa içlerinde Mevlânâ-yı Rûmî'nin kendisi de var.3.9
6. Herbiri, kanaat mülkünün padişahı;herbiri ankaayız, hümayız der.Varlığımızı iksir potasına koyduk, kimyayız; aşkın sevilen altınıyız; sikkemiz var, yalvarışımız yok; hepimiz de Munlâ'nın (eşiğine serilmişiz), ayaklarının altına toprak olmuşuz.
7. Candan, gönülden, aşka mazhar olmaya dilyince bir ateşe düştüm, her yana, her yöne koyuldum.Hatırım, buluşmak, kavuşmak meclisinin en mahrem yerine çekildi; ey Galib o meclisin bir mahremi bu beyiti okudu.
3.3 TARD U REKB
1. Yek nazarda kıldın ey yüzü gül
Âyînemi âftâbe-î mül
Geçti bana neş'e-i tegâfül
Hem eyle hem eyleme tenezzül
Dil hanesi cây-i işaretimdir
2. Bir şu'lesi var ki şimdi canım
Fanusuna sığmaz asmanın
Bu sine-i berk-aşiyanım
Seyna dahi görmemiş nişanım
Efruhte-i inayetindir
3. Şehbâz-ı diloldu evc-pervaz
Kim sayd-ı hümâya eyleyüp nâz
Zülfünde de olmaz âşiyan-saz
Afveyle ki ey şeh-ifelek-tâz
Perverde-i dest-i himmetindir
4. Bir âleme olmuşum ki vâsıl
Şebnemleri mihr ile mukaabil
Yok pertevi mihre anda hâil
Nezdik ü baidi özge menzil
Kim firkatin ayn-ı vuslatımdır
5. Açıldı der-i harim-i ma'na
Bir sûret olur hezâr da'va
Esrar-ı hâfi hep oldu peyda
Bildim ki bu cümle şuru gavgâ
Gavgayı seven bir âfetindir
6. Ey arş-kemâl ü meh-sitâre
Olmak n'ola düşmenî nezare
Galib sana oldu pâre pâre
Bir hâne-hârâb imiş ne çare
Dam-ı reh-i mihr-i tal'atindir
AÇIKLAMASI
1. Ey yüzü gül, bir bakışta ayna(gibi tertemiz) gönlümü şarap kâsesine döndürdün. Sendeki o bilip de bilmemezlikten geliş neşesi bana da geçti.İstersen tenezzül et, istersen etme; gönül evi senin işret yerindir, (senin zevk ve sefa konağındır.)
2. Şimdi canın öyle bir yalımı var kigökyüzü fanusuna bile sığmaz.Bu şimşekler yuvası olan göğsün izini Turdağı bile görmemiştir.Senin inayetin senin lutfun yaktı parlattı onu.3.10
3. Gönül dedikleri iri, alıcı doğan, ta yücelere uçtu, devlet kuşunu bile avlamaya nazlanmakta; hatta senin saçlarında bile yuva kurmamakta; affet ey gökyüzünü at edinmiş padişah; senin elinde beslenip yetişmiştir.
4. Bir aleme ulaşmışım ki çiğ taneleri bile güneşle eşit; güneşin ışığına orada engel yok. Uzağı, yakını başka konak yeri; ayrılğın, seninle buluşmanın, sana kavuşmanın ta kendisidir.
3.4 MERSIYE
1.Kan ağlasın bu dide-i dür-barım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâdarım ağlasın
Çeşm ü dehan u ârız u ruhsârım ağlasın
Baştan başa bu cism-i siyeh-karım ağlasın
Agyarım ağlasın bana hem yârım ağlasın
Gûşeyleyen hikâtet-i Esrarım ağlasın
Na-dîde bir güher telef ettim dirîg u ah
Hâk içre defnedüp gerü gittim dirîg u ah
2. Zât-ı şerîfi âleme bir yâdgâr idi
Fakr u fenâ vu aşk u huner ber-karar idi
Her şeb misâl-i şem' benimle yanar idi
Sâye gibi yanımda enîs-i nehâr idi
Hakka tamam âşık idi yâr-ı gâr idi
Birkaç zaman muammer olaydı ne var idi
Allah verdi aldı yine kurb-i hazrete
Biz kaldık intîzar rûz-i kıyamete
3. Âhır nefeste sohbeti oldu mahabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma ah derd-i firkat âh
Gelmezdi hiç kalb-i fakıyre bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
Yakmazdı belki cânımı bû nâr-ı hasret âh
Telhettikâmımı o zehirnak şerbet âh
Eyvah elden o gul-i handanım aldı mevt
Esrar'ım aldı cümle dil ü canım aldı mevt
4. Olsun mübârek ol mehe kabr-i saadeti
Mevlâ müesser ede makam-ı şefaati
Bitmiş ne çâre dâne vü gelmişti saati
Dehrin budur hemişe muhibbana adeti
Tefrıyk içündür etse de izhar vuslatı
Zehri yutulmaz ağza alınmaz harâreti
Ben gördüm bu dar-ı fenaın fenasıdır
Bâkıy Hudâ rızası bakaa hak bakaasıdır
5. Meydan-ı Mevlevide nişan aşikar edip
Pervâz ederdi şevk ile ankaa şikar edip
Eylerdi nay u defle semâ ah u zar edip
Bulmuştu kan-ı matlabı Hak'ta karar edip
Almıştı müjde kûyuna yarın güzâr edip
Gitti ne çâre Gâlib'i hasretle yâr edip
Olsun visal-i hazret-i piranla kam-yab
Kıldı karin-i kabr-i Fasih-i felek-cenab
AÇIKLAMASI
1. Bu inciler yağdıran gözün kan ağlasın; benim o vefalı dostumu ansın,ağlasın.Gözüm, ağzım, yüzüm, yanağım, baştan başa şu karalara batmış, (yaslara girmiş) bedenim ağlasın; bana hem yabancılarım ağlasın; hem de dostlarım ağlasın, Esrar'ımın hikayesini duyan ağlasın.Yazık görülmemiş bir inciyi kaybettim; yazık, toprağa gömüp geri gittim.
2. Yüce zâtı aleme bir yadigardı.Varlıktan geçiş, yokluğa eriş, aşk, hüner hepsi de onda vardı. Her gece benimle mum gibi yanardı;gündüz de gölge gibi bana eş dost olurdu.Gerçekten tam bir âşıktı, en sıkıntılı demde, mağarda bile eşti, dosttu.3.11Birkaç zaman yaşasaydı ne vardı? Allah verdi, gene manevi yakınlık makamını aldı.Kıyamet gününü bekleyerek biz kalakaldık.
3. Son nefeste konuştuğu, söylediği söz, sevgiydi ah. Ayrılık derdi, bağrıma bir yara açtı ki, ah.Yoksulun gönlüne böyle birşeye uğrayacağı hiç gelmezdi; ah.Ah, keşke o aşıkla tanışmamış, görüşmemiş olsaydım; belki canımı bu hasret ateşi yakmazdı, ah. O zehirli şerbet, dilimi, damağımı, acıttı, ah.Eyvah, o gülen gülümü ölüm, elden aldı; Esrar'ımı aldı ölüm, gönlümü, canımı aldı.
4. Kutlu kabri o Ay'a mübârek olsun; Tanrı, şefaat makamına erişmeyi ona kolaylaştırsın.Ne çare yiyeceği tanesi bitmişti, ecel saati gelmişti.Zamanın aşıklara âdeti, daima budur. Buluşup kavuşmayı meydana getirmesi bile ayırmak içindir; zehri yutulmaz; sıcaklığı yüzünden ağza alınmaz.Benim gördüğüm yokluk yurdunun yokluğudur; kalan ancak Allah rızâsıdır; ebedilik, ancak Allah'ındır.
5. Mevlevi meydanında apaçık bir aşk nişanı dikmişti; şevkle uçar, zümrüdü ankayı bile avlardı.Ah edip ağlar, inler, neyle,defle sema ederdi.Tanrı varlığında karar ederek madenini bulmuştu.Sevgilinin civarına uğrayıp müjde almıştı. Ne çare, Galib'i hasrete eş dost edip gitti. Pîrlerle buluşarak muradına ersin; Eşiği gökyüzü olan Fasih'in kalbine komşu oldu.3.12
3.5 ŞARKILAR
ŞARKI
1
1.Emrine dil-bestedir her dilber-i fettan senin
Şehr-i hüsnün şehriyarısın bugün ferman senin
Devreder vefk-ı muradınca bütün devran senin
Şehr-i hüsnün şehriyarısın bugün ferman senin
2. Gel kerem-kârını dil-i uşşâkı mahsûn eyleme
Gonceveş perverdegân-ı vaslı dil-hûn eyleme
Firkat âdet olmasun kan eyle kânûn eyleme
Şehr-i hüsnün şehriyarısın bugün ferman senin
3. Bağ-ı hicran vermesün gül-berg-i handanın dirig
Zâr u giryân olmasun uşşak-ı nâlanın dirig
Dest-bûs olmassa bârî etme dâmânın dirig
Şehr-i hüsnün şehriyarısın bugün ferman senin
4. Hûblar saf saf dizilmişler senin dîvânına
Tâifân-ı arş-ı a'lâ reşkeder ünvanına
Bir nazar kıl arz-ı hal-i Galib-i nalanına
Şehr-i hüsnün şehriyarısın bugün senin
AÇIKLAMASI
1. Her fitneci dilber gönlünü, senin emrine bağlamıştı, güzellik şehrinin padişahısın ferman senindir.Alem, sen nasıl dilersen öyle döner; güzellik şehrinin padişahısın, ferman senindir.
2. Ey iş gücü lûtfetmek, ihsan etmek olan güzelim, âşıkları mahsun etme; buluşup kavuşmayla yetişip gelişenlerin gönüllerini gonca gibi kan haline getirme, gönüllerini yaralayıp kanlara bulama. Ayrılık âdet olmasın; kan olmasın, fakat böyle bir kanun yapmaya, böyle bir töre icad etmeye çalışma. Güzellik şehrinin padişahısın, ferman senindir.
3. Yazıktır, gülüp duran gül yaprağı ayrılık kokusu vermesin; yazıktır ağlayan aşıkların feryad etmesinler. Elini öpmeye imkan yoksa, bârî eteğini esirgeme. Güzellik şehrinin padişahısın; ferman senindir.
4. Güzeller senin divanında; saf saf dizilmişler. Yüce arşı tâvaf eden melekler bile adına haset ederler. Ağlayıp duran Galib'inin haline bir bak; güzellik şehrinin padişahısın; ferman senindir.
ŞARKI
2
1. Ârzû-yı vuslatın herdem dil-i pâkimdedir
Gevher-i aşkın sadefveş sine-i çâkimdedir
Dâimâ bû şüphe ammâ tab-ı gamnâ kimdedir
Kangı aşıktır senin gönlünde gönlün kimdedir
2. Pîş-i râhında senin ey şah-ı hûban bende çok
Dâd-hâhın hadden efzun sail-i hâhende çok
Yâlnız bir ben değil efkende çok nâlende çok
Kangı aşıktır senin gönlünde gönlün kimdedir
3. Perçemin sevdâsı her şeb kıyl ü kaadimdir benim
Bahs-i zülfün çok zamanlardır hayalimdir benim
Sormak ayıpolmassa sultânım suâlimdir benim
Kangı aşıktır senin gönlünde gönlün kimdedir
4. İmtiyaza kaailim ben terk-i ağyar istemem
Bildiğimdir hüsn-ü alem-girin inkar istemem
Doğrusun söyle banâ aldanma bâzâr istemem
Kangı aşıktır senin gönlünde gönlün kimdedir
5. Perçemindir Galib'i bîsabbr u saman eyleyen
Talatın miratıdır uşşakı hayran eyleyen
Gerçi sensin herkesin gönlünde cevlân eyleyen
Kangı aşıktır senin gönlünde gönlün kimdedir
AÇIKLAMASI
1. Sana kavuşmak, seninle buluşmak isteği her zaman tertemiz gönlümde; aşk incin, sedef gibi yarılmış gönlünde; bu şüphe de daima gamlı gönlümde: Senin gönlünde hangi aşık var; senin gönlün kimdedir?
2. Ey güzeller padişahı, yoluna dizilmiş imdat isteyen, adalet dileyen kul çok fazla; sen hadden lutuf dileyen çok. Yalnız bir ben değilim; benim düşkün, benim gibi ağlayan çok. Fakat senin gönlünde hangi âşık var; senin gönlün kimdedir?
3. Perçemin sevdâsı (siyahlığı), her gece söyleyip durduğun şey; saçlarının bahsi çok zamanlardır hayalimdedir. Sultanım, sormak ayıp olmassa sorayım: senin gönlünde hangi aşık var; senin gönlün kimdedir.
4. Seçilmeye razıyım ben; yabancıları terket, onlardan vazgeç demem; bunu istemem.Alemi tutmuş, tesir etmiş olan güzelliğini bilirim;inkâr etmeni istemem. Bana doğrusunu söyle; aldanma pazar istemem ben. Senin gönlünde hangi âşık var, senin gönlün kimdedir?
5. Galib'i sabırsız bir hale getiren , varını , yoğunu, elinden alan, perçemindir. Âşıkları şaşırtan, kendilerinden geçiren, aynaya benzeyen yüzündür, güzelliğindir.Gerçi herkesin gönlünde dönüp dolaşan sensin; fakat senin gönlünde hangi aşık var, senin gönlün kimdedir?
ŞARKI
3
1. Fârığ olmam eylesen yüzbin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe nüh felek
Şâhit olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
2. Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddarındadır
Rişte-i cemiyetin zülf-î siyeh-kârındadır
Hastayım ummid-i sıhhatçem-i bîmarındadır
Bir devâsız derde oldum müptelâ sevdim seni
3. Ey hilal-ebrû dilim meyli sanadır doğrusu
Suy-ı mihraba nigâhım gec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş ve yâ olmuş hata sevdim seni
4. Bî-gübârın hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sihhatim rûh-ı lebindendir helâk olsam yine
Tîg-ı gamzenden kesilmem çak çak olsam yine
Hasıl bihude cevretme bana sevdim seni
5. Galib-î divaneyim Ferhad u Mecnun'a salâ
Yüz çevirmem olsa dünyâ bir yanâ ben bir yanâ
Şem'ine pervaneyim pervane lazımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni
AÇIKLAMASI
1. Yüzbin cefâ etsen vazgeçmem, bir kere sevdim seni. Kazâ ve kader kalemi alnıma böyle yazmış; seni sevdim bir kere. Dokuz gök döndükçe bu sözden dönmezem: Sevdim seni; yer gök, aşkıma şahit olsun.
2. Gönlümün bağı, bağlantısı, gaddar kaşındadır; topluluğunun bağı zalim siyah saçlarındadır. Hastayım , sıhhate kavuşma, ümidim hasta gözlerindedir. Devâsız bir derde düştüm: seni sevdim .
3. Ey hilâl kaşlı, doğrusu bu: Gönlün meyli sana; mihrâba bakışım bile eğrice bir tarzda . ``Râ'' harfine benzeyen kaşından dönsem bile bu dönüşün riyâdır ancak. Ya doğru olmuş, ya eğri olmuş; doğru bir iş etmişim, yahut yanılmışım; ne olmuşsa olmuş; seni sevdim ben.
4. Kaşının, gözünün, saçının hasretiyle toprak olsam bile tozum yok.Sıhhatim, helâk olsam bile, gene de dudağının ruhuyladır. Paramparça olsam da bakışının kılıcından ayrılmam ene sevdim seni; cevretme, cefa etme.
5. Deli-divane Galib'im; Ferhad'a Mecnun'a salâ. Dünya bir yana gitse ben bir yana gitsem gene de senden, aşkından yüz çevirmem. Senin mumuna pervaneyim pervane gerek bana. Yabancı anlasın, bildik bilsin ben seni sevdim.
3.6 KIT'ALAR
1. Kevser-î ateş-nihâdın adı aşk
Dûzah-ı cennet-numânın adı aşk
Bir lûgat gördüm cûnun isminde ben
Anda hep cevri cefanın adı aşk
2. Eğer desem ki hevâlar açıldı geldi behâr
Murâd odur ki benimle mahabbet eyledi yâr
Ya söylesem ki çemen goncelerle zeynoldu
Odur garez ki tebessümle söyledi dildâr
3. Açıl ey gonce-leb nûr eylesin bezmî tekellümler
Safâdan hande deryâsında mevc ursun tebessümler
İzarın gül gül etsin tab-ı sahba-yı neşat olsun
Bu ateş güfte rengin besteler hunin terennümler
4. Güzelsin bî-bedelsin nâz-perversin dilârâsın
Değilsin bî-vefa amma ki gayet bî-muhabasın
Ne manîdir uzatsan destini bus etse aşıklar
Kolun bükmezler bir padşah-ı âlem-arasın
5. Görmedinse bahr-ı aşkın lü'lü-i mensurunu
Mutrıbın seyreyle mevc-i nağme-i tunburını
Öyle peyder pey terennüm-riz olur aguşu kim
Selsebil etmiş sanırsın sine-i bilurunu
AÇIKLAMASI
1. Ateş tabiatlı, yakıp yandıran kevserin adı aşktır; cennet gibi görünen cehennemin adı aşktır. Ben delilik adında bir lugat gördüm; o lugatta cevrin, cefanın adı hep aşk.
2. Havalar açıldı, bahar geldi dersem, benimle sevgili sevişti demek isterim; maksadım odur. Yeşillik goncalarla bezendi dersem de maksadım gönlümü alan güzel, gülerek benimle konuştu demektir.
3. Ey gonca dudaklı güzel, açıl, gül, konuş da konuşmaların meclisi nurlandırsın; gülümsemeler zevk ve sefa ile gülüş denizinde dalgalansın. Neşe, sevinç şarabının parlaklığı, yanağını gül-gül etsin de bu ateş güfteler, besteler kanlı terennümler haline gelsin.
4. Güzelsin; eşin benzerin yok; nazla yetişip gelişmişsin; gönül bezeyen bir dilbersin; vefasız da değilsin ama hiç, çekinmen, pervan yok. Elini uzatsan da aşıklar öpseler ne olur ki? Âlemi bezeyen bir padişahsın; güzellikte kimse senin kolunu bükemez.
5 Aşk denizinin saçılıp dökülen incilerini görmedinse, çalgıcının tanburundan coşan nağme dalgalarını seyret; kucağından birbiri ardınca öylesine terennümler dökülür ki billur göğsünü selsebil etmiş sanırsın.
3.7 RUBÂÎLER
1. Ey Hazret-i hadi-i sübül Fahr-i Rusül
Ayine-i ihsân-ı ezel mazhar-ı küll
Şâyan değilim gülşen-i na'te ammâ
Eyle kereminden beni güya bülbül
2. Ey mazhar u hem muzhir-i esrâr-ı Alî
İsnâ aşerin hayine serdar Alî
Anlar ki Huseyin u Mûsiy ü Cafer'dir
İki Hasan üç Muhammed ü çâr Alî
3. Ey kâşif-i esrar-i Hudâ Mevlânâ
Sultan-ı fenâ şâh-ı bakaa Mevlânâ
Aşk etmededir Hazretine böyle hitâp
Mevlâ-yı gürûh-ı evliyâ Mevlânâ
4. Ol şair-i kem-yâb benim kim Galib
Mazmunlarımı anlamamak ayıb olmaz
Yektâ güher-i gayb-ı hüviyettir
Gavvas-ı hıret behre-veri gaybolmaz
5. Ne züd ile ne ilm ile müstesnâyız
Hayrân-ı ezel aşık-ı bi-pervayız
Feyz-î nefes-î Pir ile gûyâ oluruz
Her neyse neyiz bende-i Mevlânâ'yız
6. Yakub-ı gamım aşk ile hâk olsam da
Canımdan azîzsin helâk olsam da
Dâmânını mânend-i Züleyhâ tutarım
Ey Yûsuf-ı Sine-çak çak olsam da
7. Şekvâ edip ol dilbere bed-hü diyemem
Ammâ katı dil-nuvâz u dil-cû diyemem
Hercai demek çıkar deyü havfından
Hurşîd desem rûyına karşû diyemem
8. Bir rütbede aldı beni aşk-ı dildar
Mahvaoldu hayâl u nazarından agyâr
Bir yerde bu efkar ile kendim bulamam
Ayîneye baksam görürüm sûret-i yar
9. Ben zülf-i ziyehten ederim yâre hitâb
Yâr ise verir heman bana cam-ı şerâb
Ol gamze-i şuh mest u dil divâne
Anlamadı gitti ne suâl u ne cevab
AÇIKLAMASI
1. Ey kapısı, yolları gösteren Peygamberlerin övüncü, ey ezeli ihsanın aynası, ey ululukların, yüceliklerin hepsine mashar olan senin güzel gül bahçesine layık değilim ama sen, kereminle beni söyleyen bir bülbül haline getir.
2. Ey hem sırlara mazhar olan, ey onları ıhsâr eden Alî; ey onikiler bölüğünün başı, başbuğu Alî. Onlar Hüseyin, Mûsâ, Cafer, iki Hasan üç Muhammed, dörd Ali'dir.
3. Tanrı sırlarını açan Mevlânâ. Ey yokluk sultanı, varlık, ebedîlik padişahı Mevlânâ. Aşk sana şöyle hitab etmelidir: Ey Tanrı dostlarının efendisi Mevlânâ.
4. Ey Galib, ben misli pek az bulunur öyle bir şairim ki mazmunlarımı anlamamak ayıp sayılmaz. Mazmunlarım, hep Tanrı zatının bilinmeyen tek incileridir; akıl dalgıcı, bilinmeyen gizli şeylerden faydalanamaz; onları elde edemez.
5. Ne zahitlikle tekiz, eşsiziz, ne bilgiyle. Ezelden beri hayran, pervasız âşıklarız. Pîr'in nefesinin feyziyle söyleriz; her neysek neyiz; Mevlânâ'nın kuluyuz, kölesiyiz.
6. Toprak olsam da aşkla gam Yakub'uyum; helak olsamda sen, benim canımdan azizsin. Ey Yûsuf-i Sîneçak, yarılıp paramparça da olsam Zelîhâ gibi eteğine sarılırım, eteğini tutarım.
7. Şikayet ederek o dilbere, o gönül kapan güzele, kötü huylu diyemem; ama çok gönül okşayan, gönül almaya çalışan da diyemem. Hercaî sözü ağzından çıkar diye korkumdan, güneş desem bile, yüzüne karşı söyleyemem.
8. Gönül kapan sevgilinin aşkı, beni benden öylesine aldı ki yabancılar, aşktan anlamayanlar bile hayalimden de mahvoldu gitti, gözümden de. Bu düşüncelerle kendimi hiçbir yerde bulamam; aynaya bile baksam sevgilinin yüzünü görürüm.
9. Ben sevgiliye siyah saçlarından bahsederim; sevgili ise bana, hemen şarab kadehini sunar. O güzel bakış sarhoş, gönül ise deli divanedir. Hasılı sual de anlaşılmadı gitti, cevap da.
3.8 GAZELLER
1. O bahr-i cezbede kim gönlüm ızdırâba gelür
Güher derun-i sadeften çıkup habâba gelür
2. Döner sâhife-i Erjenge bâliş-i hıştım
Gehî ki cilve-i naz-ı hayâl-i hâba gelür
3. Safâ-yı nûr-ı sabûh-ı bulan siyeh-mestin
Gözüne hane-i hurşid bir harabe gelür
4. Riyaz-ı reng-i cemâle gider hun-ı sirişk
O râhtan ki geçüp buy-ı gül gülâba gelür
5. Hat-ı fırenk gibi zülf-ü ebruvan geç ü mec
Ne anlanır rakam-ı mekri ne hisâba gelür
6. Edeble dâmen-i zülfün öper gelüp bir bir
O fitneler ki şeh-i hüsne intisaba gelür
7. Olur ne mısra-ibercestelerde sekte bedid
O dem ki nabz-ı suhan dest-i intihaba gelür
8. Hatı ki kâfile-i müşktür anın Galib
Diyâr-ı Çin ü Hıtadan reh-i sevaba gelür
9. Bugün sabâhıla seyreyledim ki baht-ı cüvan
Tavaf-ı dergeh-i Pîr-i felek-cenaba gelür
AÇIKLAMASI
1. Gönlümü karmakarışık bir hale, düştüğü, dalgalanmaya başladığı o cezbe denizinde inci sedeften çıkar da habbe olur taneleşir.
2. Onun naz cilvesi, bazı kere uykunun hayaline gelirse kerpiç yastığım, Erjenk sahifesine döner.
3. Sabah şarabının ışığındaki temizliği bulan kendinden geçmiş, sarhoşun gözüne, güneş evi bile yıkık bir yer görünür.
4. Bu kanlı gözyaşları, gül kokusunun gülsuyu haline geldiği yoldan geçerek, güzellik renginin bahçesine gider.
5. Saçlar, kaşlar Fırenk yazısı gibi terstir, eğri büğrü; hilesinin sayısı ne anlaşılır, ne hesaba gelir.
6. Güzellik padişahına intisaba gelen fitneler bir bir gelip edeble saçlarının eteğini öperler.
7. Sözün nabzı seçme eline gelince ne güzel berceste mısralarda ne sekteler meydana gelir.
8. Ey Galib onun kaşı, gözü misk kafilesidir; Çin ve Hıta ülkesinden çıkar da doğru yola gelir.
9. Bugün sabah vakti seyrettim, gördüm ki genç baht, Pir'in, eşiği olan gök dergahını tavaf etmeye geliyor.
4. YAZARLARIN ÖZGEÇMİŞİ
4.1 ABDULKADİR KAPLAN
1985 Şanlıurfa Suruç doğumluyum. İlkokulu Suruç Yatılı İlköğretim Okulu'nda okudum. Ortaokulu Suruç Anadolu Lisesi'nde bitirdim. Liseye yine aynı okulda devam ettim. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra bir yıl üniversiteye hazırlandım. Şimdi de İnönü Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği ikinci sınıfında öğrenimime devam ediyorum. Geleceğime yönelik şunları söyleyebilirim: Üniversite bittikten sonra işe başlayıp, ondan sonra ecelin bana gülümseyeceği günü bekleyeceğim. Raporu okuduğunuz için teşekkürler. Umarım beğenirsiniz.
4.2 ÖZKAN ELVERİR
1985 Malatya doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Kıbrıs Bayraktar İlköğretim Okulu'nda tamamladım. Eryaman Lisesi mezunuyum. Üniversiteye iki yıl hazırlandım. Şu anda İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği ikinci sınıf öğrencisiyim. Bu ödev benim için çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
... GALİB1
Bir Eski Türk Edebiyatı şairidir.
... KAPLAN2
Türkçe Öğretmenliği 2.sınıf öğrencisi
... ELVERİR3
Türkçe Öğretmenliği 2.sınıf öğrencisi
... feri3.1
Bu şiir Abdulbaki Gölpınrlı'nın Şeyh Galib Hayatı ve Eserleri adlı kitabından alınmıştır.
...3.2
Zat, sıfatları haiz olan varlıktır; sıfat, zattan zahir olan çeşitli şeylerdir.
...3.3
Sema' ve sima' güzel ses, müzik dinlemek, dinlerken coşup kendinden geçerek dönmektir.
...3.4
İki dünya, iki âlem, dünya-ahiret, madde-mânâ âlemleridir.
...3.5
Sûfîler ayetlerdeki güneşi zat, gölgeyi de kâinat kabul ederler.
...3.6
Bu arapça beyitin Mevlana'ya ait olduğu söylenir.
...3.7
Tanrı iradesi olan onun iradesine uyduğu için, değirmen taşının milli anlamına 'kutb' denir.
...3.8
Her soluk alış verişte, aklı fikri, o soluğu aldıran, verdiren Tanrı'yı düşünmek.
...3.9
Mevlânâ-yı Rûmî, Mevlânâ Celaleddin Muhammed'dir.
...3.10
Mûsâ-Tûr.
...3.11
Mağara dostu, yakın ve vefalı dost manasında.
...3.12
Fasih Ahmet Dede Mevlevi dedelerindendir.