« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Yusuf Yılmaz ARAÇ

05 Eki

2015

TEŞKİLÂT

05 Ekim 2015

O vakit gençtiler, idealistiler. Yirmi yaşlarında memleketin yükünü sırtlamışlardı. Partiler, teşkilatlar kapatılmış, vatan evlatları mesnetsiz suçlamalarla, haksız tasarruflarla cezaevlerine doldurulmuştu. Ağabeyleri mahpustan bir çıksın hele, yedi iklime postu serecek, gönül seferberliğiyle yeni medeniyet hamlesi inşa edilecekti.

Dışarıda kalanlar kendi hayat kavgalarını verirken, açılan yaraları sarmaya, hasarları telafi etmeye çalışıyor, dün omuz omuza mücadele ettikleri dava arkadaşlarının meselelerini, sıkıntılarını paylaşmayı vicdani vazife telakki ediyorlardı.

Yurtoğlu Apartmanı. Altıparmak semtinde, meyhaneler sokağında, Havra’ya bitişik, üç katlı küçük bir bina. Burası tam olarak ne yurt, ne pansiyon, ne teşkilat, ne dergâh idi; fakat aynı zamanda hepsiydi.

Dünya nimetlerinden uzak bu evde üniversite talebeleri kalırdı. Bayrak, tarihi resimler, tesbihler, seccadeler, ilmihal, dini ve milli kitaplar bulunur; boyalı gazete, mecmua, artist posteri, iskambil kâğıdı, içki şişesi girmezdi. Memleketin dört köşesinden Bursa’da okul kazanan idealist gençlerin ilk konakladıkları yer burasıydı. Şehrin acemiliği, müşkülatları giderildikten sonra kalabalıktan sıkılanlar, durumu müsait olanlar üç beş kişi birleşerek ayrı eve çıkardı. Çekirge’de, Yeşil’de, Emirsultan’da, yukarıda kayaların arasında Kartal Yuvası’nda, diğer semtlerde böyle talebe evleri vardı. Buralar aynı zamanda irtibat noktası vazifesi görürdü.

Mevcudu kayıt zamanlarında otuza kadar çıkan Yurtoğlu’nun daimi kadrosu on civarındaydı. Herkese yer açılır, kimse geri çevrilmezdi. Nöbetleşe hazırlanan akşam yemeğine sakinlerin yanında bir o kadar da misafir kaşık sallar, ne herkes doyar, ne kimse aç kalırdı. Alt kattaki dükkânda süt mamulleri, yoğurt imal eden ev sahibi Ahmet ağabey kirayı gününde alamaz, dert de etmez, üstelik kendisinden harçlık alınır. Meyve sebze az uzaktaki manav Hasan ağabeyden tedarik edilir. Parasız oldukları günleri o da bilir, kese kâğıtlarını uzatırken, tamam, derdi.

Eskilerin çoğunda sükût, yılgınlık, bezginlik, ümitsizlik hâkimdi. Kimi, günü gelince mevkileri işgal etmek üzere; boş verin bu işler bitti, diyor. Kimi canı yanmış köşesinde oturuyor, çok az kısmı da yeniden tabela asmaya, bayrağı kaldırmaya çalışıyordu. Üniversitede ise fikir yoksunu, memleket meselelerine bigâne, gününü yaşayan bir gençlik hedefleniyordu.

Bu olumsuz şartlarda birlik olmaya çalışıyorlar, geziler, iftar yemekleri, mevlidler tertip ediyorlardı. Aralarındaki güçlü dostluk bağları, riyasız sevgi ve samimiyetle fedakârca çabalıyorlardı.

Mahkûm sayısının hayli yoğun olduğu Bursa’da üniversite talebeleri olarak bu konuya imkân nispetinde katkıda bulunmaya karar verdiler. Ellerinde, Bursa, Bartın, Eskişehir, Mamak, Antep, Malatya, Kayseri’den kısım kısım isim listesi. Aralarında paylaşıp tebrik kartı gönderiyor, mektup yazıyorlar. Bursa’nın üç kadim ismi ise paylaşılamıyor, hepsi birden onlarla irtibata geçip feyz almak istiyor. Metin Kaplan, Efendi Barutçu, Mehmet Kutucu.

Önceleri moral vermek maksadıyla bayramlarda tebrik kartı göndererek başlayan faaliyetler şartlar elverdikçe cezaevi ziyaretine dönüştü. İçlerinden cezaevi sorumluları seçtiler, irtibatı belirlenen kişiler sağlayacaktı.

İlk zamanlar soyadları tutmayan kimseyi almıyorlardı. Sonraları biraz yumuşadı ama tam netliğe kavuşmadı. Açık görüşte ziyaret imkânı daha kolay oluyor, sair günlerde müşkülat çekiliyordu. Müsaade etmedikleri de oluyor, boynu bükük dönüyorlardı. Görüşmek kabil olunca öz kardeşlerine kavuşmuş gibi seviniyorlardı. Camlı bölmenin arkasında başlarında gardiyan, duygu dolu üç beş dakika çabucak bitiyor, sonraki ziyaret gününü iple çekiyorladı.

Küçük bir talebi yerine getirdiklerinde, bir kitap veya ilaç tedarik ettiklerinde sevinçten havalara uçuyorlardı. Bir gün tahliye olan bir arkadaşlarının askere sevk edilmek üzere karakolda tutulduğunu haber aldılar. Arayıp buldular. Mollaarap’ta nezarethanenin küçük penceresinden iki dakika konuştular. Bir isteği olup olmadığını sorduklarında, yok dedi. Israr edince yiyecek istedi. Ceplerindeki son parayla kızarmış tavuk alıp getirdiler. O mutlulukla kendi açlıklarını unutmuşlardı.

Yine böyle bir açık görüşte cezaevindeki ağabeylerin başkanı talebe sorumlusuna tembihledi.

- Eğer geldiğinizde zorlukla karşılaşırsanız cezaaevi müdürüyle temas kurun. İsmimi söyleyin. İlişkilerimiz iyidir, yardımcı olur.

Aradan iki ay geçti. Tamir için gönderilen ayakkabıyı iletmek vesilesiyle üç arkadaş cezaevine gittiler.

Uğursuz cezaevi şehrin epeyce uzağında, ürkütücü binalardan mürekkep, kasvetli bir yer. Ana kapıda gardiyanlara müracaat ettiler. Kimliklerini aldılar baktılar, soyadınız tutmuyor, dediler. Sorumlu geçen defadan tembihliydi, kendinden emin şekilde;

- O zaman müdür beyle görüşeceğiz.

Böyle direnç beklemeyen gardiyanlar şaşırdı. Israr edince isteksizce telefon edip notu ilettiler. Jandarmalar sorumluya ters ters bakınca, ihtilal zamanı nezarethanede geçirdiği günler aklına geldi, tedirgin oldu. Sıkıntılı bekleyişten sonra telefon çaldı. Müdür kabul etmiş.

Kimliklerini bıraktılar. Üstleri arandı. Bir jandarma refakatinde avludan yürüdüler. İki üç kapıdan daha geçtiler. Merdivenleri çıktılar. Müdür odasına girdiler.

Müdür orta boylu, zayıfça, sert bakışlı bir adam.

- Evet, beni görmek istemişsiniz!

Daha ilk anda sükûtu hayale uğramışlardı. Kimi ziyarete geldikleri kendisine iletilmişti. Bütün kapıların açılacağını umuyor, böyle tanımazdan gelen soru yerine daha sıcak karşılama bekliyorlardı.

- Efendim biz filancayı görecektik.
- Neyiniz oluyor o sizin?
- Arkadaşımız olur. Ziyarette mani çıkarsa sizin yardımcı olacağınızı söylemişti. Onun için rahatsız ettik.

Müdür bir sigara yaktı. Dalgın bakışlarla üçünü ayrı ayrı süzdü. Pek de müşfik olmayan bir sesle sordu.

- Teşkilattan mısınız?

Bu beklenmedik soru karşısında afalladılar. Teşkilattan ne kastettiği tam anlaşılmıyordu. Eski parti ve yan kuruluşları kapatılmış, yeni parti henüz kamuoyunda tam tanınmıyor. Bu gelip gidiyor olsa muhakkak tanırlar, topu topu bir avuç kişiler. Talebe teşkilatından haberdar olması mümkün değil. Teşkilat derken acaba gazetelerde bazen haber olarak geçen kurtuluş ordusu, esirleri kurtarma birliği gibi tek kişilik asılsız gizli örgütleri mi kastediyordu.

Şimdi buna ne cevap vermeli. Soru dostane mi, hasmane mi anlaşılmıyordu. Sorumluyu ter bastı. Sağına soluna baktı, yanındakilerin başı önünde, kararı kendisine bırakmış, sessiz duruyorlar. Teşkilattanız dese, başları derde girer miydi acaba. Madem teşkilattansınız; hadi bakalım siz eksik kalmışsınız girin arkadaşlarınızın yanına, görün bakalım dünyanın kaç bucak olduğunu der miydi? Daha geçen gün düzenledikleri toplantı siyasi içerikli diye mahkemeye çıkarılmışlardı. Vereceği cevap diğer ikisini de bağlayacak, vebal üstlenecek. Teşkilattan değiliz, mahalleden tanıyoruz dese, inandıkları davayı inkâr etmiş, korkmuş olacak. Gözlerini kapattı. Yaradan’a sığınıp belli belirsiz bir sesle;

- Teşkilattanız.

Müdürün asık yüzünde tebessüm belirdi. Sanki sihirli kelimeyi duymuştu.

- Deminden beri söylesenize kardeşim.

Gardiyanlara talimat verdi. Epeyce uzun süre görüştüler.

Bugünün kaale alınmaz mevki sahiplerinin aksine o vakitler eli kolu zincirle bağlı insanlar zindanları teşkilata çeviriyor; şahsiyetleri, samimiyetleri, inançları soğuk taş duvarları, kilitli demir kapıları eriterek selamları itibar görüyordu.

Müdürün hangi teşkilatı kastettiği o gün bu gün meçhul kaldı. Servet ne zaman arkadaşının yanında bıyıkları biraz uzun kimi görse, tebessüm edip kaş göz işaretiyle sorar.

- Kim bu Aziz, teşkilattan mı?



NOT: Bu yazı Yusuf Yılmaz ARAÇ’ın yakında çıkacak olan kitabından alınmıştır!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 143,70 M - Bugn : 122932

ulkucudunya@ulkucudunya.com